Yücel Aşkın'ı düşünüyorum...
18 Aralık 2005 - Zeynep Oral -
Sözün bittiği an hangisi?
Hukukun ayaklar altına alındığı, lime lime çiğnendiği , yok sayıldığı an mı?
Hakka ve doğruluğa set çekildiği; haklıyla haksızın, suçluyla suçsuzun birbirine karıştığı ya da siyasal erkle belirlendiği an mı? Siyasal gücün yargı gücüne , adalete üstün geldiği an mı?
Sözün bittiği yer neresi?
Adalete hiç ama hiç güven kalmadığı, herkesin kendi başının çaresine baktığı, kendi kanunlarını uyguladığı yer mi? Aynı ithamlar, benzer suç iddiaları karşısında farklı uygulamalara maruz olunan yer mi ? Yasal olanla yasal olmayanın birbirine karıştığı yer mi?
Belki de sözün bittiği yer ve sözün bittiği an bunların hiç biri değil de, yalnızca haksızlığın , yanlışın, içimizde taa en derinlerde büyüdükçe büyüdüğü ve bizleri sonsuz bir çaresizliğe gömdüğü yer ve an mı?
Gözlerimizin önünde uygulanmakta olan zulmü görüp, zulme tanık olup hiç ama hiçbir şey yapamamak mı? Haykırışlarımızı, çığlıklarımızı, isyanımızı içimize gömmek mi ? Çaresizliğin müthiş bir suçluluk duygusuna dönüşmesini izlemek mi?
Bana bir insan, vazgeçtim yetkililerden, her hangi bir insan, Rektör, Prof. Dr. Yücel Aşkın'ın tutukluluk halinin sürmesi için bir neden, geçerli, tutarlı, mantıklı, tek bir neden söyleyebilir mi?
Geçirdiği ameliyattan, kasıktan girilerek uygulanan stent operasyonundan iki gün sonra tekerlekli sandalyeyle getirildiği duruşmalarda mecali ancak oturarak ifade vermeye yeten; yarım saat süreceği tahmin edilen duruşma altı saat sürdükten sonra tansiyonu yükselen ve kalp ritmi bozulan yeniden hastaneye dönen Yücel Aşkın'ın kaçacağından , ortada yok olacağından, bulunamayacağından korkulduğu için mi? Zaten yeterli olmayan mahkeme delillerini ortadan kaldıracağı için mi?
Bırakın bütün bunları, diyelim sağlık durumu bomba gibi ve yine diyelim ki tek kişilik çete kurmaktan değilse de, yüz binlerce tarihi eser kaçırmaktan değilse de, onun döneminden önce başlatılmış bir ihaleye fesat karıştırmakla yargılanıyor, bu muamele, bu işkence reva mıdır?
Davetli olarak gittiği Azarbeycan'da iken , evine ve rektörlüğe ait lojmanlara yapılan polis baskınlarında , saatler boyu süren aramalarla "kayıtlı değiller " gerekçesiyle "el konulan" tarihi eserleri alıp götürenler; onu "Tarihi eser kaçakçısı " ilan edenler; mal bulmuş Mağribi gibi bu ilanı gazete manşetlerine taşıyanlar; nihayet Yücel Aşkın'a ilişkin "bir suç" bulmanın keyfiyle sevinç tam tamları çalanlar; bu "suçtan" beraat etmesinden sonra bir özür borçlu değiller mi? Sahi, nasıl özür dileyecekler? Ne yapmayı düşünüyorlar? Utanacaklar mı, utanç duyacaklar mı?
Halen sürmekte olan davaya, hukukçuların itirazlarını bildikten, iddianamedeki boşlukları, çelişkileri, yanıtsız soruları, usul yanlışlıklarını iddianame tekniğine aykırılıkları bildikten sonra, YÖK Başkanı Prof. Teziç'in "Üç hakim tutuklu yargılamaya itiraz etti, ama iki hakimin dediği oldu" saptamasını değerlendirdikten sonra Yücel Aşkın'ın bu tutukluluk haline hala içine sindirebilen var mı?
Hala adalete güvenen bir insan var mı bu ülkede?
Alın işte bir sürü soru size...
Tanrı aşkına , bu sorulara utanç duymadan, insan onurunu yok saymadan, kendinden iğrenmeden nasıl yanıt verilebilir?
Vanlı ve Van'da yaşayan bir arkadaşıma bu soruların bir bölümünü ve Vanlıların bu olan bitenler karşısında ne hissettiklerini soracak oldum...
Yanıtı şöyle oldu:
"Van'da öyle bir dinci, gerici, şeriatçı yükseliş var ki, insanlar sinmiş durumda. Koskoca rektörün başına bunlar geliyorsa, kim bilir benim başıma neler gelir diye, herkes korkudan sus pus olmuş durumda..."
Güzelim Türkiye, nereye?
18 Aralık 2005 - Cumhuriyet
Paylaş
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
Zeynep Oral
Gazeteci , yazar, feminist, İnsan Hakları savunucusu, Barış eylemcisi, STK (Sivil Toplum Kuruluşları) bağımlısı; çok sesli, çok renkli yaşam tutkunu… Halen Cumhuriyet Gazetesi yazarı ve PEN Türkiye Yazarlar Derneği Başkanı.
Arama Yapın
Kategoriler
EdebiyatTiyatro
Plastik Sanatlar
Kadın Olmak
Memleket Hali
Müzik
Sinema
Çevre
Tüm Kategoriler