Menü

Toscana'da Müziğin Peşinde (1)


27 Ağustos 2002 - Zeynep Oral -

Bir Puccini Rüyası Yaşamak...

"Akşam, yine akşam, yine akşam,
Bir sırma kemerdir suya baksam;

Akşam, yine akşam, yine akşam
Göllerde bu dem bir kamış olsam !

Biliyorum, Ahmet Haşim'le İtalyan besteci Giacomo Puccini hiç ama hiç karşılaşmadılar... Birbirlerinin varlığından haberdar mıydılar? Sanmıyorum. (Haşim doğduğunda, Puccini ünlü opera bestelerini yapıyordu bile) Puccini'nin, Haşim'in "Bir Günün Sonunda Arzu" şiirini duyacağı yoktu. Zaten onun böyle bir arzusu da yoktu... Onun arzusu, düşü , rüyası bakaydı...
Her akşam, her akşam, her akşam, bu göl kenarına gide gele Ahmet Haşim'le, Giacomo Puccini'yi, yüreğimde ben bir araya getirdim...
Bu göl, İtalya'nın Toscana bölgesinde. Hem bir ortaçağ kenti hem de Puccini'nin doğum yeri olan Lucca ile katedrali ve eğri çan kulesiyle ünlü Pisa'nın arasında bir yerde... Gölün adı Massaciuccoli... Ama bu yazılışı zor, söylenişi zor gölün adını yörede geçirdiğim on gün boyunca bir kez bile duymadım . Kimse gölün adını kullanmıyor. Herkesin dilinde gölün yanı başındaki köyün adı: Torre del Lago ... Yani "Gölün kulesi" ... Hayır yanlış söyledim. O minicik köyün adı Torre del Lago Puccini....
Hani biz, Urfa'yı, Şanlıurfa, Antep'i Gaziantep , Maraş'ı Kahramanmaraş, vb .yaptık ya , onlar da Torre del Lago'yu, Torre del Lago Puccini yapmışlar. "Gazi " "Şanlı", "Kahraman" yerine yaşamının 30 yılını orada geçiren bestecinin adını ekleyivermişler.
Puccini , avlanmak üzere ilk kez buraya geldiğinde, yöreye ve göle vurulmuş, sevgilisi, (sonradan karısı) Elvira'yla buraya yerleşmiş, fırtınalı aşklarını burada yaşamış, belli başlı operalarını burada bestelemiş, "Manon Lescaut"operasından kazandığı parayla göl kıyısındaki villayı satın almış ve ömrünün son demlerinde,hayalini, düşlerini, arzusunu , yakın dostu , aynı zamanda iki operasının sözlerini yazan Giovacchino Forzano'ya söylemiş. Bu göle hep avlanmak için, esin perilerini yakalamak için , hayattan doğadan tat almak için geldiğini belirttikten sonra "Ama asıl istediğim, bu gölde açık havada kendi operalarımı dinlemek..." demiş...
Puccini'nin ölümünden altı yıl sonra, 1930'da Forzano ve bir başka yakın dostun, besteci Mascagni'nin girişimiyle , bu gölün kıyısında , Puccini'nin müzeye dönüşmüş evinin önündeki meydanda, "La Boheme", 1931'de ise "Madama Butterfly" temsil edilecekti. Ve böylece Torre Del Lago Puccini Festivali'nin tohumları atılacaktı. (Yani, Toscana'da şaraptan başka şeyler de var!)
O gün bugün Puccini'nin düşü, hayali, arzusu, yalnız gerçekleşmekle kalmadı, bu düşü her yaz binlerce insanın da yaşaması sağlandı.
Geçen haftalarda, Puccini'nin düşünü paylaşan, her yıl 20 Temmuz - 20 Ağustos tarihleri arasında yinelenen Puccini Festivalini izlemek üzere Torre del Lago 'ya gelen atmış bin kişiden biri de bendim.

İtalya, güneş ve deniz turizminin sınırlarını, kısır döngüsünü en önce kavrayıp, kültür turizmini öncelikle geliştiren ülkelerden belki de ilki... Bir yanda zengin sanat tarihini, öte yanda zengin müzik ve opera birikimini sonuna dek değerlendirmede üzerine yok. Turizm endüstrisinde en önde ipi göğüslemesi bundan...
Yaz aylarında İtalya Festivalden geçilmiyor : Verona Festivali, her gece on beş bin izleyiciyi bir araya toplayan ünlü arenasıyla kuşkusuz opera festivalleri içinde 80 yıldır en görkemli olanı... Adriyatik kıyısındaki Pesaro'da yer alan Rossini Opera Festivali , en ciddi , en bilimsel festival... Opera , müzik ve tiyatroyu bir araya getiren ,Spoleto Festivali , en geniş yelpazeye yayılan ve en zengin olanı... Her kent, her kasabaya yayılmış sayısız festival içinde en romantik olanı ise hem bestecisinin , hem de yörenin özellikleri nedeniyle Torre Del Lago Puccini Festivali......
Bu yılki festivalde Puccini'nin dört eseri vardı. "Manon Lescaut", "Turandot", "Madama Butterfly" ve "Tosca." İlk üçünü izleme olanağım oldu.
Festival , bu yılın yeni prodüksiyonu olan "Manon Lescaut" ile açılıyor. Temsilin başlaması için havanın kararması gerek. Şimdilik gün batımının tadını çıkarıyorum. Güneş gölün karşı kıyısındaki tepelerden batıyor. Ufuktaki kızıllık bir de gölün suyundan yansıyor. Gölün sularından yansıyan yalnız kızıllık değil: Karşı kıyıdaki tepeler,suya inen çam ve servi ormanları, bu yana yanaştıkça güller, begonvilyalar ve sardunyalar... Tek tük suya uzanmış tahta iskeleler, önünde küçük kayıklar... Artık Puccini gibi sülün ve keklik avına çıkan yoksa da , geçmişin görüntüsünü sürdürmeye yarayan her şey yerli yerinde duruyor...
Gölün çevresinde, insanın gözünü ya da doğayı tedirgin edecek tek yapılanma bile yok. Bir küçük kahve , restoran , o kadar... Bir de yöreye adını veren birkaç yüz yıl öncesinden kalma taş kule, taş kemerler... Taş kulenin eteklerinde kamışlar, sazlık, papirüsler.... Suda nilüferler... Suda yüzen kuğular, ördekler, kazlar...
Zaman durmuş gibi.
Motorlu araçların göl kıyısına yanaşmaları söz konusu değil. Otomobiller, otobüsler taa gerilerde kaldı. Millet , gölün kıyısındaki, Puccini'nin müze evinin önündeki meydana yürüyerek geliyor, sonra temsil saatine kadar meydanda geziniyor...
Artık hava karardı. Meydanın bir ucundaki ince uzun tahta köprüye yöneliyoruz. Genç kızlarla delikanlıların "tiyatromuza hoş geldiniz" karşılamaları arasından tahta köprüyü geçiyoruz... Kazlar hala vakvaklıyor. Ya bunlar temsil sırasında susmazsa diye endişelenmeye fırsat bulamıyorum çünkü tahta köprünün bitiminde kendimi müthiş etkileyici dev bir tiyatronun ortasında buluyorum !
Yarım daire biçiminde bir yanı yumuşak bir meyille yükselen, öteki yanı göle uzanan dört bin kişilik bir açık hava tiyatrosundayım. Oturma yerleri göle bakıyor. Sahne gölün üzerinde. Sahnenin iki yanında iki kulis duvarı ve tepelerinde tüm ışık düzeni... Gözlerime inanamıyorum. Sahnenin gerisinde göl, temsilin doğal dekoru...
1930'da meydanda verilirmiş temsiller. Ancak 1966 'da bu çarpıcı tiyatro yapılmış ve artık temsiller burada veriliyor.
Tüm ışıklar söndü. Karanlıkta yıldızlar daha da parlıyor. Orkestra, orkestra çukurundaki yerini aldı. Açılışta, "Citta Lirica" Orkestra ve Korosunu , Puccini Festivalinin Genel Sanat Yönetmeni Alberto Veronesi yönetecek...Artık kendimi müziğe bırakabilirim...

Paylaş

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Zeynep Oral

Gazeteci , yazar, feminist, İnsan Hakları savunucusu, Barış eylemcisi, STK (Sivil Toplum Kuruluşları) bağımlısı; çok sesli, çok renkli yaşam tutkunu… Halen Cumhuriyet Gazetesi yazarı ve PEN Türkiye Yazarlar Derneği Başkanı. 

Devamı

Sosyal Medya

 
© 2021 Tüm hakları saklıdır.