Menü

Tokyo’da Tiyatro Festivali


01 Nisan 2006 - Zeynep Oral -

Geçen hafta yazımı sizlere ulaştıramadım çünkü  Asya’nın bir ucunda, eşsiz bir renk şöleninde  kaybolmuştum… Kiraz ağaçları değilse de, erikler , çoktan çiçek açmıştı.  Yeşil erikler, kırmızı erikler,  Tokyo’nun insan selini, Kyoto’nun zengin  birikimini bir renk cümbüşüne dönüştürmüştü… Düş mü görüyorum yoksa gerçek mi derken , aldığım bir davet üzerine kendimi Japonya’da bulmuştum.
Çağrı, Japon Sanat Ağı Vakfı’nın düzenlediği, Tokyo Uluslar arası Tiyatro Festivali’nden gelmişti. Bir aylık süreye yayılan festivalin birkaç günü “Eleştirmenler Gözüyle Dünya Tiyatrosu” tartışmalarına ayrılmıştı. 

Fransa , İngiltere, Polonya, İsveç, Kanada, Arjantin, İsrail, Kore  ve Türkiye’den birer eleştirmenin hem kendi ülkelerindeki tiyatro yaşamını anlattıkları, hem de tiyatronun ve tiyatro eleştirisinin konumunu, toplumsal ve politik etkinliğini  tartıştıkları bu buluşma , Japonya’nın dışa açılma kültür politikasının bir sonucuydu.
Tokyo’daki festival günlerine, kendi çabamla eklediğim Kyoto- Nara- Hiroşima yolculuğundan edindiğim Japonya izlenimlerini önümüzdeki günlerde Cumhuriyet’te okuyacaksınız .  Bugün  Tokyo’daki tiyatro festivaline dönüyorum…

Dünden bugüne
Dünyanın en zengin ülkelerinden birinde ( kişi başı yıllık  gelir  35 bin dolar, bizimkinin on katı!)  devletin ve yerel yönetimin sonsuz desteği, aklınıza gelebilecek tüm ünlü Japon firmalarının sonsuz sponsorluğu altında  düzenlenen bir tiyatro festivalini,   elbet bizim Uluslararası  İstanbul Tiyatro Festivali’mizle karşılaştıracak kadar çılgın değilim! Ancak programları karşılaştığımda bizimkinin, iki yılda bir de olsa, çeşni ve zenginlik açısından   hiç de geri kalmadığını  görmek bana sonsuz bir tat verecek ve övünç kaynağı olacaktı…
En büyük kıskançlığı ise, onların geleneksel tiyatroları üzerine inşa ettikleri yeni arayışlar karşısında yaşayacaktım.

Japonya’nın köklü bir sahne sanatları geleneği var. Birbirinden kesin çizgilerle ayrılan ve bugüne dek süregelen belli başlı türleri şöyle özetleyebilirim: Her biri üzerine ciltlerce kitap bulabilirsiniz, benimkisi özetin de özeti birer hap niteliğinde:
15. Yüzyılda soylu sınıfın  sahne gösterisi olan doğan simgelerin dilinden yararlanan “Noh”… Kutsal metinleri müzik eşliğinde yorumlayan “Gagaku”… Tarihi olayları olduğu kadar güncel olayları da dile getiren, müziğe ve töreye dayalı çok abartılı, çok popüler tiyatro “Kabuki” … Bugün bile canlılığından hiç bir şey yitirmeyen, dev boyutlu kukları sahnede iki ya da üç kişinin oynattığı  müzikli kukla oyunları “Bunraku”… Listeyi böyle uzatabiliriz… Ancak en yaygın olanları bu dördü.

Her kentte, her kasabada, bunların her birinin ayrı tiyatro mekanları, ayrı sahneleri var, ve hepsi canlılıklarını koruyor. Bu türler, yüzyıllardır olduğu gibi, aynı kalıplar içinde saklanıyor.  Örneğin Tokyo Ulusal Tiyatrosunda izlediğim Kabuki oyunu (hafta içi bir gün matinede ) ağzına dek tıklım tıklım doluydu. Gişenin önünde kuyruk bitmek bilmiyordu. Dört saatlik oyunu tüm Japonlar ezbere biliyordu ancak farklı rollerde farklı oyuncuları izlemek için  tekrar tekrar gelip izliyorlardı. Tıpkı bir konser ya da opera izlermişçesine izliyorlardı.
Geleneksel sahne sanatlarının bunca yaygın ve sevilir olma nedenini herhalde Japonların , “Japon” olan her öğeye, geçmişlerine sımsıkı bağlı kalmalarında, bu bağımlılık içindeki değişim güçlerinde  ve eğitim düzeyinin yüksekliğinde aramak gerek. (Okuması yazması olmayan insan yok)

Yeni Arayışlar
Beni asıl heyecanlandıran bunlar üzerine inşa edilen yeni arayışlardı.
Yukarıda özetlediğim  geleneksel türlerde, “oyun” kavramı yüceltiliyor , yaşamın gerçekliğiyle sahnenin gerçekliği birbirinden kesinlikle ayrılıyordu; “mış gibi” yapmak söz konusu değildi… Çoğu kez öyküyü anlatanla, öyküyü “oynayan” farklı olabiliyordu.  Kukla , maske, yüzün beyaza boyanması, bir el hareketine, baş çevirişe, özetle beden diline yüklenen anlamlar, bir yelpazeye, bir mızrağa yüklenen simgesel anlatışlar hep bu temel ayırımı daha belirgin kılmak içindi.
İşte günümüz sanatçıları buradan hareketle yeniyi arıyorlardı. (İstanbul Tiyatro Festivallerinde izlediğimiz  Suzuki Tadaşi’nin oyunlarını anımsayın!)

İki örnek vermek istiyorum:
Biri 25 yıllık geçmişi olan Sankai Juku topluluğundan izlediğim dans tiyatrosuydu. “Toki” (Zaman) adlı oyunda  yönetmen Ushio Amagatsu, metaforlar aracılığıyla zamanı sorguluyordu. Geçen zaman, duran zaman, sonsuz soyutlamalarla  sahnede elle tutulur bir somutluğa dönüşüyordu.  20 kadar erkek oyuncu , beyaz boyalı bedenleri , cinsellikten arınmış tavırları (geleneksel oyunlarda başlangıçta tüm roller erkekler tarafından oynanıyordu) zemini kum kaplı bir sahne,  bu zeminde devinimlerle oluşturulan yollar ve izler, aynaların ve su birikintilerinin üzerindeki yanılsamalar, devinim-yerçekimi-doğa ilişkisi … Bütün bunlar bir yandan dramatik bir gerilimi sağlarken bir yandan da gözümüzün önünde adeta Zen  bahçeleri, Zen tabloları oluşturuyordu.

Bir başka örnek: Tokyo Yeni Ulusal Tiyatroda, Shakespeare topluluğundan izlediğim “Onikinci Gece”…  Minimalist bir dekorda ( sahnede hareket edebilen birkaç ahşap yükselti) tepeden tırnağa siyahlara bürünmüş kalabalık bir kadro… Siyah örtüyü üzerinden atan kostümüyle oyuna katılıyor, örtüyü üzerine alınca “oyun dışı” kalıyor.  Bunraku kukla oyunlarında nasıl ki, göz bir süre sonra sahnedeki kukla oynatıcılarını görmez oluyorsa, burada da aynı etki var… Oyunun tüm ritmi, temposu, “akış müziği” , oyuncuların el çırpmalarıyla sağlanıyor… Bunlara, çok hareketli  beden dili de eklenince, karşıma,  hızlı, capcanlı, düş gücünü kamçılayan, seyircisiyle müthiş bir iletişim kuran dinamik bir “Onikinci Gece “ çıkıverdi.

Kuveyt-İngiliz yapımı Süleyman Al Bassam Tiyatrosunun sunduğu iktidar-aydın ilişkisini sorgulayan “Kalile ve Dinme” oyununun düş kırıklığını saymazsam, alınacak bol dersi olan bir festivaldi.

1 Nisan 2006-Cumhuriyet

Paylaş

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Zeynep Oral

Gazeteci , yazar, feminist, İnsan Hakları savunucusu, Barış eylemcisi, STK (Sivil Toplum Kuruluşları) bağımlısı; çok sesli, çok renkli yaşam tutkunu… Halen Cumhuriyet Gazetesi yazarı ve PEN Türkiye Yazarlar Derneği Başkanı. 

Devamı

Sosyal Medya

 
© 2021 Tüm hakları saklıdır.