Menü

Tiyatroya Vefa Gecesi…


18 Mart 2006 - Zeynep Oral -

Kainatın yaşamında 50 yıl nedir ki! Göz açıp kapayıncaya dek geçiveren bir an, bir zerre, okyanuslarda bir damla…
İnsan  yaşamında 50 yıl, yarım asır, koskoca bir ömür…
Hele bu ömür, bir tutkunun peşinde koşarak, o tutkudan asla vaz geçmeyerek, ödün vermeyerek, yaşam nedenine, yaşam biçimine dönüşmüşse… Hele, sürekli  çalışmayla, emekle, alın teriyle , üretkenlikle bütünleşmişse… Hele, hele, yaşamı çoğaltmaya, sanatı çoğaltmaya, insanı çoğaltmaya ve zenginleştirmeye  adanmışsa…  O zaman bir ömür, nice nice ömürlere bedel demektir.

Haldun Dormen’den söz ediyorum.  Dormen Tiyatrosu’nun 50. Sanat yılını kutladığı geceden…  Tiyatroya vefa gecesinden…

Eşsiz bir Pınar
Sonu gelmeyen bir ırmak gibiydi  Dormen Tiyatrosu’ndan, daha doğrusu “Dormen Ekolünden” yetişenlerin geçit töreni.  Kimler, kimler, kimler… Dikmen Gürün, geçen Salı bu sayfalardaki yazısında belirtiyordu: O, saymaya çalışmış, 315 isim saymış…

Ben saymaya çalıştım, her isim beraberinde yüzlerce başka ismi, yüzlerce oyunu, yüzlerce prodüksiyonu beraberinde getiriyordu anılar labirentime… Saymaktan vazgeçtim , her isimle biraz daha çoğalmanın , biraz daha zenginleşmenin keyfini çıkardım…
Her isim, karanlıkta parlayan bir ışıktı, her isim sadece  tiyatro dünyamızda  değil, yaşamımızda da iyi ki varsınız dedirten bir güçtü. Biz ölümlü izleyicilere soluk alıp verdirenlerdi.

Tiyatro yaşamlarına Dormen’de başlayan, Dormen’le, büyüyüp gelişen, Dormen’de kanatlanıp uçan,  Dormen’den ayrılıp kendi yolunu çizen,  Dormen’den bağımsız yol alan, tökezlenip düşen, farklı alanlara geçen,  serpilip yeni filizler, yeni meyveler veren, yaşamlarının herhangi bir anında yolları Dormen’le kesişen ya da Dormen’den ayrılan, tüm sanatçılar, tüm Dormen çalışanları, inanıyorum ki yaşam serüvenlerinin, kimlik sorgulamalarının bir yerinde mutlak şu sözcükleri kullanıyorlardır: “Dormen’den önce, Dormen’den sonra”…

Belleklerimize bir çeşit tarih düşmek!
Az şey mi bu!  Sürekliliğin yok sayıldığı, kök salmanın önemsenmediği,  gelip geçici olanın göz boyadığı, saman alevi gibi bir parlayıp bir sönenin revaçta olduğu bir ortamda az şey mi bu! 

Bizler unutmadıkça
Göksel Kortay ve Metin Serezli’nin  sunduğu,  sahnede birkaç kuşağı bir araya getiren , Erol Evgin’in  şarkılarıyla taçlandırdığı gece,  oyuncusundan yönetmenine, tasarımcısına, teknisyenine , yazarına, bestecisine,  yer gösterenine, sahnede görünenine ve görünmeyenine, yüzlerce çalışanına  adanmış bir teşekkür, bir saygı ve sevgi gecesiydi, o gece… Bir geceye değil, elli yıla yayılan bir gece…

Bir de o gece  sahnede olmayıp, gönüllerimize taht kurmuş, Dormen Tiyatrosu’nun ayrılmaz yıldızları  vardı aramızda…
Bizler unutmadıkça hep yaşayacak olanlar: Örneğin Atlan Erbulak… Örneğin Nisa Serezli, Ayfer Feray, Asaf Çiyiltepe, Alev Sezar,   Yılmaz Aslancan, Tolga Aşkıner, Tunç Yalman, Kerem Yılmazer  …   Sevgili İsmet Ay’ın deyişiyle “Üzerlerine yıldızlar yağsın!” Hiç kuşkum yok, yağıyordur.

Tiyatroya vefa gecesinde Betül Mardin’in konuşması beni  çok etkiledi. Sonsuz bilgeliğiyle, yaşının tüm güzelliğini taşımasıyla , aklıyla ve duyarlığıyla , her zaman sahici, her zaman kendi gibi olmasıyla beni büyüleyen Betül Mardin, geçmişle gelecek arasında kurduğu köprüde, ironiyi, eleştiriyi, mizahı  ihmal etmeden,  “çağdaşlığı” vurguluyordu.  

Hiç kuşkusuz Dormen Tiyatrosu , ülkemizde bulvar tiyatrosuna saygınlığı kazandıran, bu tür tiyatroyu mükemmeliyete ulaştıran  kurumdu . Osman Şengezer’in “kapılar” çerçevesinde inşa ettiği konuşması bana bir kez daha bu yetkinliği anımsattı.
Dormen Tiyatrosu’nun kurucusu, yöneticisi ,  dinamosu, ruhu,  her şeyi Haldun Dormen’in  “Biz bu gece tiyatrocular olarak, kadınlı erkekli gurur içinde başımız dik alkışlarınıza selam verebiliyorsak, bunu  ne çalışmamızla, ne saygımızla, ne disiplinimizle, ne de yeteneğimizle elde ettik. Bunu bir tek insanın çağdaş görüşü, ileri fikirleri ve de tartışılmaz dehası sayesinde başarabildik; Kemal Atatürk sayesinde!” sözleri salonda alkış patlamasına yol açacaktı…
Tiyatroya vefa gecesi sona erdi ama tiyatro devam ediyor ve edecekti…

Teşekkürler Haldun Dormen, teşekkürler Dormen Tiyatrosundan gelmiş geçmiş olanlar. İyi ki varsınız!
Karagöz Hacivat

Ah! Bilmez değilim, bir paragrafla geçiştirilecek gibi değil,  bir yazının sonuna eklenecek gibi hiç değil!  Ama günler geçiyor ve ben dilimin ucundakini sizlerle paylaşamamış olmanın sıkıntısını yaşıyorum.
Söyleyeceğim kısadan şu: Gidin  Ezel Akay’ın “Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü?” filmini görün!

Tiyatroya ilgi duyuyorsanız, sinemaya ilgi duyuyorsanız, edebiyata ilgi duyuyorsanız, toplumbilime ilgi duyuyorsanız, tarihe, coğrafyaya ilgi duyuyorsanız,   kimliğinize ilgi duyuyorsanız, kendi kültürümüzün ezbercilik ve basmakalıp klişeleri dışındaki  farklı yansımalarına ilgi duyuyorsanız, gidin görün!

Sinemanın ,  nasıl farklı dünyalar yaratabileceğini ; tarihsel filmlerin  (1300’lerin Bursa’sında, Osmanlı’nın kuruluş yıllarında geçiyor olaylar) okul kitapları şablonları dışında büyülü bir dünya oluşturabileceğini kavramak için , gidip görün! 

Senaryosundan yönetimine, çevre tasarımından oyunculuğuna, kostümünden ışık oyunlarına , atmosfer yaratmaktan eleştirel bakışa, ustalığa tanıklık etmek için gidin görün.  Haluk Bilginer ve Beyazit Öztürk’ün verdikleri unutulmaz oyunculuk dersi için gidip görün!

Yerim bitti: Başta Ezel Akay olmak üzere  “Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü?” filmine emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.

18 Mart 2006- Cumhuriyet

Paylaş

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Zeynep Oral

Gazeteci , yazar, feminist, İnsan Hakları savunucusu, Barış eylemcisi, STK (Sivil Toplum Kuruluşları) bağımlısı; çok sesli, çok renkli yaşam tutkunu… Halen Cumhuriyet Gazetesi yazarı ve PEN Türkiye Yazarlar Derneği Başkanı. 

Devamı

Sosyal Medya

 
© 2021 Tüm hakları saklıdır.