Menü

Tibet ve Sincan Yollarında (2)


24 Mayıs 2004 - Zeynep Oral -

Yaşam Gerçekleriyle Dinsel Tabular arasında

Önce çok büyük bir uğultu duydum. Nereden geldiğini hiç anlamadım. Her yerden geliyordu. Sanki yüzlerce arı kovanının ortasına düşmüştüm. Ya da binlerce kuş aynı anda kanat çırpıyordu.

Başkent'in dışındaki Sera Tapınağındaydım.Yine herkes tapınağı tavaf ediyordu. Bu kez çocuklar, kucakta bebekler de vardı. Bütün çocukların, bebeklerin burunlarının ucu kapkaraydı. Tapınağın içinde dışında yanan tütsü, mum ve tereyağın isiyle boyanmıştı. Uğurmuş. Çocukları kem gözlerden korumanın yoluymuş… (Uğultu hala devam ediyor…)

Evet tereyağı… Daha ilk gün tereyağından söz etmeliydim.

Tereyağı her yere egemendi. Hele tapınaklara… Tibet'in en popüler hayvanı, Yak. Kısacık bacaklı, uzun tüylü , boynuzları arkaya kıvrık bir memeli hayvan. Yük taşır, en yükseklere tırmanır, her işe koşar , postunu giyerler, tüylerini örerler , sütünü içerler , ama en çok sütünden tereyağı yaparlar… Tüm tapınaklarda Buda'ya kazanlar içinde tereyağı içinde fitiller yakılıyor, tereyağı adanıyor, tereyağından heykeller yapılıyordu… Her yer buram buram tereyağı kokuyordu… Yerler, duvarlar ve neye dokunsanız hafif yağlı. E, sıçrar, bulaşır elbet… Zaten Tibetliler sabah öğle akşam tereyağlı çay içiyor. Alışkanlık yaratıyormuş, tiryakisi oldunuz mu, vazgeçilemiyormuş. Adeta kutsal bir içecek… Ben bir türlü içemedim… (Uğultu hala devam ediyor…)
    
Atışma-alıştırma

Sera Tapınağının arka duvarında ahşap bir kapı vardı… Uğultu yükseliyor… Kapıdan geçtim, tapınağın bahçesindeyim. Ve…

Ve gözlerime kulaklarıma inanamadım. Yüzlerce Budist genç rahip, karşılıklı Budizm tartışması yapıyor. Bir çeşit egzersiz. Ana aynı zamanda bir tür sataşma ve kışkırtma … Karşındakini kışkırtarak, ondan doğru yanıtı alma yöntemi… Konuşarak ve hareket ederek yapılan alıştırmalar ve atışmalar… Yüksek sesli soru cevaplara bedenin, kolların, bacakların devinimleri eşlik ediyor. Adeta bir dans, bir müzik… Kollar havalanıyor, bacaklar fır dönüyor, kızıl renkli cüppeler savruluyor, giysiler uçuşuyor, eller avuçlar şaklıyor… Her "Haydi söyle bakalım" da yeniden yeniden başlıyor "dans "… Soru cevaplar müthiş bir ayine dönüşüyor…

Ve bu arada, ben de dahil olmak üzere , biz "yabancılar" şakır şukur fotoğraf çekiyoruz. Hani bu olayı sahnede izlesem, içim daha rahat olacak. Böylesi, adamların ibadetini bozuyormuşuz gibime geliyor…

Tedirginliğimi fark eden yaşlı bir lama, gel diye işaret etti, beni yanına bir duvarın dibine oturttu ve Tibetçe bir şeyler anlatmaya başladı…Sera Tapınağını bana gezdiren rehber, çevirmen rahiplerden biri imdada yetişti. Yaşlı lamanın adı Çeng Ba Yese'ydi. 73 Yaşındaydı. Dalay Lama'nın bu manastırdan yetiştiğini, bu bahçede bu alıştırmaları onunla birlikte yaptıklarını uzun uzun anlattı. "O benim öğrencim ben onun öğrencisiydim… Onu çok özlüyorum" diye bitirdi sözünü…

Peki ama hani Tibet'te onun adını anmak yasaktı… Her duyduğuna inanma diyorlar. Girdiğim birçok dükkanda Dalay Lama'nın fotoğrafı, gözle görünür yerde duruyor. Kimileri, "kaçtı, gitti" diye ona çok kızıyor; kimileri "kimse onu suçlayamaz, kimse onu yargılayamaz" diyerek kızanlara kızıyor.

Dalay Lama'nın muhteşem bahçeler içindeki Yazlık Sarayı, halka açık bir park. Milletgezip duruyor. Sarayın içi de , bıraktığı günkü gibi duruyor. Tek fark: Artık müze. Yetkililer, " Dalay Lama elbet dönebilir , ama ruhani lider olarak, politik lider olarak değil " diyorlar.

Madalyonun iki yüzü:

Bir hafta boyunca Lhasa ve çevresinde dolaşırken farklı kişilerle konuşurken ha bire madalyonun iki yüzüyle karşılaşacaktım.

Görüştüğüm, konuştuğum insanlar kimler miydi? Tibet Kültür Müdürlüğünde çalışanlar, Tibet Yazarlar Birliği, Anıtlar ve Müzeler Birliği, Güzel Sanatlar Araştırma Enstitüsü, müzik , tiyatro, opera , dans bölümleri başkanları ve çalışanları (bunların tümü Tibetliydi) ; tapınak tapınak gezerken, her tapınağın dil bilen bir rahibi (Tibetli) , dükkanlardaki ya da sokaktaki satıcılar (Tibetli ve Çinli), otel, lokanta, kahve, bar, gece kulübü (hem de ne biçim , her türlüsü var!) çalışanları (Tibetli ve Çinli) …

Tibet'in bağımsızlık mücadelesinin başarısızlığa uğradığı, Tibet'in Çin tarafından "işgal edildiği" söylendiği anda, karşınızdaki esprili biriyse "Yani Amerikalıların Kızılderili topraklarını işgal ettiği gibi mi?" diye soracak ya da "CIA'nin yöreyle ilgili tüm marifetlerini" ortaya dökecek, "Amerikanın Sesi radyosunun Tibetçe yayınları"ndan söz edecektir...

Çin Kültür Devrimi sırasında tüm Çin toprakları gibi Tibet'in de yakıp yıkmalardan bolca nasibini aldığını, kutsal mekanların yerle bir edilip, dini ve kültürel mirasın talan edildiğini k imse tartışmıyor. Ancak kimsenin tartışmadığı bir konu daha var : Sonraki çarpıcı gelişmeler, daha doğrusu yaşam kalitesinin yükselmesi…

Dalay Lama'ların ve yakın çevrelerinin ülkenin tüm zenginliklerine sahip olduğu , halkın yokluğa , açlığa mahkum olduğunu, (kölelik ve kast sistemi vardı), yolsuzlukların diz boyu süregeldiği söylendikten sonra , en çok vurgulanan örnekler şunlardı:
     
Tibet Özerk Bölgesi kurulmadan önce nüfusun yüzde 95'inin okuma yazması yoktu. Bugün bu sayı yüzde 34'e inmiş durumda. Okul çağındaki tüm çocukların yüzde 88'i okula gidiyor. Eğitim, dokuz yıllık ilk öğrenimde hem Çince hem Tibetçe, sonra Tibetçe seçmeli oluyor…
     
Yalnız okul değil, hastane seferberliği de gerçekleşmiş. Tibet'te yaşam süresi 36'ydı oysa şimdi 70 … Çocuk ve bebek ölümleri 1953'de binde 430 iken , 2002'de binde 31'e düşmüş… Sağlık hizmetleri, hastaneler, teknolojik gelişme, yol yapımı, tüneller, köprüler, Tibet'i komşularına bağlayan demiryolları, hava alanı, uydu sistemleri… (Cep telefonuyla, Tibet - Türkiye konuşabiliyorsunuz!) Yatırımların artması, gençlerin ticaret hayatına atılması…
     
Ve en çok övündükleri sayılar: 1972'de GSMH yalnızca 132 milyon Yuan iken, 2002'de 16 milyar Yuan'a yükselmiş. (1 Amerikan doları 8 Yuan)
     
Bütün bunlar , birkaç yıl önce Tibetlilerin düşleyemeyecekleri gelişmelerdi. Bütün bunlar, Çin'in "Batıyı Kalkındırma Programı"nın parçasıydı…

İnsan hakları?


Tibet'ta kaldığım sürece insanların yaşam gerçekleriyle dinsel tabular arasında sıkışıp kaldıklarını gördüm. Merkezi yönetimin buralara yaptığı yatırımdan vazgeçmek kimsenin işine gelmiyordu. Ekonomik gelişmenin nimetlerinden yararlanırken, din devletine geri dönmek isteyen yoktu.
     
Ya insan hakları? Düşünce ve ifade özgürlüğü?
     
Bu soruları sorduğumda , çevremde bir sessizlik oluyordu, kimse hiçbir şey söylemiyordu.
     
(Hani hep Batı'dan gelen daha Doğudakine sorar ya… Ben de adeti bozmadım! Ve farkında mısınız varlıklı ülkelere değil de yoksul ülkelere gidildiğinde bu soru daha çok sorulur! Acaba neden? Cepler şişince, kimi ilkelerden vazgeçilebileceğinin bir göstergesi mi dersiniz???? )
     
Tibet Yazarlar Birliği Başkanı, şair, yazar Jia Yang, bana Yazarlar Birliği'ni yüz üyesinden 80'inin Tibetli, yirmisinin Han , Uygur olduklarını; Tibetli yazarların hem Tibetçe hem Çince yazdığını anlatıyordu ki, hiç hapiste yazarınız var mı diye sordum. Salona bomba düşmüş gibi oldu. Toplantıda ki tüm Tibetli Opera, Tiyatro, Dans ve Müzik Müdürleri, Anıtlar ve Müzeler Müdürü, herkes birbirine baktı… Hapiste yazar? Hapiste gazeteci? Kulaklarına inanamadılar. Ne demekti hapiste yazar? Düşündüler taşındılar, birbirlerine danıştılar sonra bana dönüp başlarını salladılar: Hayatta böyle bir şey ne duymuşlardı, ne de görmüşlerdi… Hayır yoktu.
    
Ancak elbet ülke bütünlüğünü ve güvenliğini korumak, barışı gözetme açısından sansür vardı. Örneğin ayırımcılığı savunan, destekleyen görüşlere yer verilemezdi. ("Sizdeki gibi" diye ekleyecekler mi diye bekledim… Baktım, kimse eklemedi!)
     

Din ve Turizm

Tibet, kültür varlıkları açısından Çin'in en zengin bölgelerinden biri. Ve bu kültür mirası, din ağırlıklı, Budizm ağırlıklı.
     
Tibet'te Tibetlilerden, çok uzun yıllar, geri kalmışlığın nedenini dine bağladıklarını sık sık duydum. Dün belirttiğim gibi , dinleri sürekli ibadete dayanıyordu. Sabahtan akşama tüm vakti ve çabayı ibadete ayırmak gerekiyordu. Ve şimdi yeni yeni ekonomik gelişmenin tadını çıkarırken, gelmiş geçmiş tüm Dalay Lama'ları daha çok suçlar olmuşlardı.
     
Lhasa'da tapınakların en ünlüsü, Jokhang Tapınağı (7. y.y) Çevresinde 800 metrelik dua yürüyüş yolu var. Son yıllarda bu yolun iki yanı yüzlerce minik dükkanla dolmuş. Bunlardan birinde bir satıcı kız şöyle diyordu: "Bizim ailede, artık hepimiz adına bir kişi dinin tüm gereklerini yerine getiriyor (yani bütün gün tapınakların etrafında yürüyor) , ötekiler çalışıyor." Böylece görev taksimi yapılmıştı.
     
1959'dan önce Tibet'te yaşayan her on Tibetliden biri Budist rahip ya da keşişmiş. Sayıları 110 bini aşarmış. Bugün sayıları 46 bine inmiş. Ancak kültür devrimi sırasında kapanan tüm tapınaklar ya da büyük bir çoğunluğu zamanla açılmış. Hatta onarılmış, cilalanmış, parlatılmış. Neden acaba? Herhalde Tibet yerel yönetiminin ya da Çin merkezi yönetiminin din tutkusundan olmasa gerek. Tibet turizme açıldı açılalı, millet bu tapınakları görmeye geliyor da ondan!
     
Tibet Budizm'ine ilişkin fısıltıyla da olsa konuşulan konulardan biri de çocukların durumu. Özerk Bölge statüsünden sonra 18 yaşından küçük çocukların tapınaklara, manastırlara girmesi , keşişlere verilmesi yasaklanmış. Ancak gizliden gizliye olay sürüyor deniyor. Şöyle ki, ruhban hiyerarşide ilerlemek için , keşişin erkek ya da kız bakirelerle bütünleşmesi de gerekli. Bir basamak daha yükselebilmek için, evden kardeşini getirip, bir üstüne sunan çömezler yok değilmiş…
     
Erkekler bu konuyu benimle konuşmuyor. Peki hiç kadın Budistlere ayrılmış tapınak ya da manastır yok mu?


"Var" dedi Sibey, " ama çok yüksekte. Taa 4300 metrede …"

Süper marketten birer oksijen kutusu daha alıp, yollara düştük… Daha yükseklere…

Sizleri, yarın Kadınlar Tapınağına götürmeden önce Tibet'teki rehberimiz Sibey'e ilişkin birkaç söz: . Sibey'in babası ünlü bir bilim adamı zoolojist , annesi Tibet Dans Topluluğunda dansçıymış… Doğma büyüme Lhasa'lı Sibey (71 doğumlu) , Pekin'de Azınlıklar Üniversitesinde okuduktan sonra Tibet Kültür Müdürlüğü Dış İlişkileri'nde çalışmaya başlamış. Yedi yıl önce tanışıp, iki yıl önce evlendiği kocası çobanlık da yapan bir köylüyken, kendi kendini yetiştirmiş, şimdi ticarete atılmıştı. Tibet Özerk Bölgesinde, nüfusun yüzde 92'sini oluşturan Tibetlilere , Çin'den farklı olarak iki çocuğa izin vardı. (Tibet'teki Han'lara - yani Çinlilere- bu izin yok) Ancak Sibey ve eşi tek çocuk seçimini yapmışlardı, çünkü Sibey, kendisini ikinci bir çocuk yerine, ülkesindeki sokak çocuklarına adamayı yeğliyordu…


24 Mayıs 2004 - Cumhuriyet

Paylaş

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Zeynep Oral

Gazeteci , yazar, feminist, İnsan Hakları savunucusu, Barış eylemcisi, STK (Sivil Toplum Kuruluşları) bağımlısı; çok sesli, çok renkli yaşam tutkunu… Halen Cumhuriyet Gazetesi yazarı ve PEN Türkiye Yazarlar Derneği Başkanı. 

Devamı

Sosyal Medya

 
© 2021 Tüm hakları saklıdır.