Menü

Tanbay


06 Nisan 2000 - Zeynep Oral -

Dansın rengi, sesi...

Geçen yüzyılın sonunda, bu yüzyılın başında İsodora Duncan , bale pabuçlarını bir yana fırlatıp, sahnede çıplak ayakla dans etmeye başladığında , 19. Yüzyılın klasik balesine meydan okuyor ve ardından bir kapı aralıyordu. Aralanan kapıyı iki insan, George Balanchine ve Martha Graham 1920'lerden başlayarak, ardına dek açacak ve sonu gelmeyen bir ırmağın akmasına, akmasına, akmasına neden olacaklardı. Yaratıcılıkla, düş gücüyle, birbirinden farklı buluşlarla, keşiflerle, araştırmalarla, sorgulamalarla yeniden yeniden yaratmalarla ha bire akan bir ırmak... Bu ırmak modern danstı.

Birkaç akşam önce Cemal Reşit Rey salonunda "Zeynep Tanbay Dans projesi" başlıklı gecede, Nazım Hikmet'in "Saman Sarısı" şiirinin sonunda sözünü ettiği o "ulu ırmağı" daha doğrusu bana musallat ettiği o ulu ırmağı düşünüyordum:

"Bir ulu ırmak akıyor, insan eli ilk mağaraya ilk bizonu çizdiğinden beri / sonra bütün çaylar, yeni balıklar, yeni su otları, yeni tatlarıyla dökülüyor onun içine / Ve kurumayan, uçsuz bucaksız akan bir O'dur."

Sanat dediğimiz o ulu ırmak, insan eli mağaraya, ilk bizon resmini çizdiğinden beri, insan yüreği, insan beyni ilk şiiri , ilk türküyü söylediğinden beri, ruhunu sözcüklere, müziğe, biçimlere ve devinime dönüştürdüğünden beri, o ırmak akıyor...

Modern Dansın büyük ustası, itici gücü, dinamosu Martha Graham aralık kapıyı ardına dek açarken , geliştirdiği teknikle, yapısal bir değişim gerçekleştiriyordu. Bedenin, hareketin, alanın , boşluğun yapısal olanaklarını zorluyordu. Kendinden sonra bu alana sonsuz katkıda bulunacak (Merce Cunnigham'dan Paul Taylor'a) sayısız öğrenci yetiştiriyordu. Bu kökten beslenen öğrenciler, ve öğrencilerin öğrencileri aracılığıyla modern dans çeşitleniyor, dallanıp budaklanıyor, doğurgan bir döngüye dönüşüyor ve müthiş zenginleşiyordu.

Zeynep Tanbay, bu zincirin halkalarından biri. Martha Graham'ın öğrencisi ve onun tekniğini öğretmeye hak kazanmış bir eğitmen. (Bu sayfanın okuruysanız, biyografisini biliyorsunuz demektir.) Bundan beş yıl önce onu ilk kez " Nothing" (Hiçbir Şey) adlı koreografisinde izlediğimde , sonsuza dek çoğalabilecek olasılıklar arasından yaptığı seçimlere ; bu seçimlerdeki yaratıcılık ve özgünlüğe; bedeninin her zerresine kurduğu egemenliğe hayran olmuştum . (Bu kez, aynı eserde yine harika bir dansçı, Özge Altuğ dans ediyordu) Şimdi bu esere kattığı dört farklı koreografide yukarıda belirttiğim özelliklere yeni nitelikler katıyordu.

Kiminde güncel ya da anlık bir hareketi zaman dışı kılıyor ; müziği, (kullandığı müzik Sheila Chandra ya da Vivaldi olsun), kendi "sesi"ne, beden sesine dönüştürüyordu. Kiminde bedeninin bir parçasını kendinden bağımsızmış gibi kullanıyor, o parçayı ya da bedeninin tümünü bir "objeye" dönüştürüyordu. Ve bu dönüşümden, bu değişimden, sınır tanımayan insan bedeni kazançlı çıkıyordu. Kimine ironiyi katıyor, kiminde hareketi duyarlılığa, yok hayır, şiire dönüştürüyordu. Birbirini izleyen binlerce parçaya ayırdığı hareket , hem sahne dediğimiz o boşluğu, hem de insan bedenini yeniden yeniden var ediyordu. ( "İç" adlı eser , kendi tutsaklığından kurtulmaya, kendi içinden "dışarı" çıkmaya çalışan beden bence programın doruğuydu.)

Sahnede Zeynep Tanbay'ı izlerken, dansın "sesini" duyuyordum, dansın "rengini" görüyordum. Beden, hareket ve boş alan... Bu üçünden hangisi nerede başlıyor, hangisi nerede bitiyor, birbirinden ayırmak olanaksızdı. Üçü de birbirini doğuruyor,birbirini çoğaltıyordu.

Bütün bu söylediklerimin ya da söylemeye çalıştıklarımın teknik açıklamaları mutlak vardır. Ama biz o tekniği değil, yalnız ve yalnız bedenin şiirini, bugüne dek benzerlerine hiç rastlamadığımız bir şiiri izliyorduk. İnsan bedeninin yaratıcı gücüne şaşarak izliyorduk.

Aynı program içinde Dilek Evgin'in korografilerini dil bütünlüğünden, biçem bütünlüğünden yoksun bulduğumu, Lior Lev'in koreografilerinin ise sık rastlanan benzerleri arasından sıyrılamadığını belirtmeliyim. Ayfer Zeren, Özge Altuğ, Canan Şadalak, Lior Lev ve Marc Mc Clain , seyretmeye doyamadığım , usta dansçılardı.

Gecenin sonunda bu programa emeği geçen herkese teşekkür ederken, içimden, Türkiye'de Zeynep Tanbay gibi bir sanatçıya sahipken, acaba ondan yeterince yararlanıyor muyuz diye sormaktan kendimi alamıyordum.

Paylaş

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Zeynep Oral

Gazeteci , yazar, feminist, İnsan Hakları savunucusu, Barış eylemcisi, STK (Sivil Toplum Kuruluşları) bağımlısı; çok sesli, çok renkli yaşam tutkunu… Halen Cumhuriyet Gazetesi yazarı ve PEN Türkiye Yazarlar Derneği Başkanı. 

Devamı

Sosyal Medya

 
© 2021 Tüm hakları saklıdır.