Menü

Taliban Aramızda…


13 Haziran 2005 - Zeynep Oral -

Önce, Mesude anlattı. Sonra Cemila, sonra Nesrin, sonra Azize, sonra Nesibe, sonra ötekiler…

İster General, Bakan, gazeteci, öğretim üyesi olsun, ister öğrenci, sıradan memur, garson, güzellik uzmanı, ev hizmetinde çalışanlar olsun, konuştuğum tüm Afgan kadınlar yaşadıkları en korkunç sürecin Taliban dönemi olduğunu, kendi seçimleri olmayan, giymek zorunda kaldıkları burkanın cehennemden farksız olduğunu anlattılar.

Her birinin ayrı öyküsü, farklı yaşantısı, farklı misyonu, kendi trajedisi vardı. Ortak yanları isyanları, öfkeleri, kinleri, azimleri, çalışma güçleri, gururları, ülkelerinde bir şeyler değiştirebileceklerine dair inançları, umutlarıydı.

Yasaklar kıskacı :

Kadının çalışması , okuması, otomobil kullanması , boyanması, burkasız sokağa çıkması, burkalı bile olsa yalnız sokağa çıkması yasaktı… Erkeklere traş olmak , kravat takmak yasaktı… Televizyon, müzik, sinema, tiyatro, şarkı, fotoğraf, resim, heykel,dans, İslam öğretisi dışında tüm kitaplar, internet, plak, kaset, tüm çalgılar, oyuncak, uçurtma , satranç, dama, tavla ve de ıslık çalmak yasaktı!

“Burka’nın içinde önünü göremezsin, duyamazsın, koku alamazsın, nefes alamazsın…”

“ Ayağını nereye bastığını görmeyince, bilmeyince, yürüyüşün değişiyor, yalpalıyorsun, ufak ve tedirgin adım atmaya başlıyorsun…Sanki at gözlüğü takmış gibisindir…”

“Burkanın içinde, yanındakinin söylediğini duyamazsın. Hiç konuşmadan yürümeye alışırsın. “

“Gözünün önündeki delikli parçadan giren havayla yetinmek zorunda kalırsın…Burkanın içi cehennemdir. Terlersin, pis kokarsın, derin kabarır, hastalanırsın, beynin uyuşur…”

“ Sonunda, örtünmemek için, evden dışarı çıkmazsın!”

“En önemlisi, kişiliğini ve toplumsal kimliğini yitirirsin. Artık yoksundur!”

Bugün Kabil sokaklarında hala burkalı çok kadına rastladığımı belirttiğimde aldığım yanıt şunlar oluyor:

“Öyle bir korku saldılar ki, ya yeniden Taliban egemen olursa diye korkudan giyiyorlar…”

“ Taliban gökten zembille inmedi ki yok oluversinler; hala aramızdalar. Sakallarını kestiler o kadar. Güvenlik için giyiyorlar burkayı…Unutmayın, Taliban’ı biz yarattık! “

“Taliban bunun gelenek olduğuna inandırdı milleti, oysa bu yalnızca bir saray geleneğiydi. “

Bugün Kabil’de yabancı kadınlar bile mutlak omuzlarına bir şal, bir eşarp alıyor, neme lazım güvenlik… Gerektiğinde başın özerine atıvermek için…

 

Çalışamama korkusu

Kadın İşleri Bakanı Mesude Celal, 1989’da Kabil’de Tıp Fakültesini bitirmiş doktor olarak çalışıyordu iç savaş patladığında. (Halen kabinede iki kadın bakan bulunduğunu –öteki Gençlik Bakanı-; ayrıca Mesude Celal’den önceki Kadın İşleri Bakanı Habiba Sarabi’nin Bamyan kentine vali atandığını belirtmeliyim.)

Mesude Celal Kabil’deki Atatürk Hastanesindeki görevini ve kadın kuruluşlarında çalışmayı sürdürdü ilk yallarda. Taliban kadınlara çalışmayı yasaklayınca, hastalarını evde kabul etmeye başladı. Aynı zamanda kadın konularında BM ile çalışıyordu. “Kendi sorumluluğumu, ölüm riskini üstleniyorum” diye kağıt imzalaması gerekmişti BM’ye… Çok tehlikeliydi. Çok korktu. Ama Taliban’dan değil, ya bir gün gelir hiç çalışamazsam diye korktu…

O gün geldi. Kadın araştırmalarını iyice büyütmüş ve örgütlemişti. Kafasına burkayı geçiriyor, yanına çocuklarını alıyor, gündüzleri Kabil dışına köylere hizmet götürüyor, gece evinde BM’ye rapor yazıyordu. Bununla da yetinmemiş, 800 kadını işe almıştı araştırmalar için… Tehdit mektupları, korkutmalar vb. derken sonunda bir köyde yakalandı… Hapse sokuldu…

Şimdi karşımda Bakan olarak otururken, yaşadığı her döneme ilişkin bir sentez yapmasını istedim. Şöyle dedi:

“Sovyet döneminde ülke, okul ve üniversiteyle doldu. Altyapı ve yollar yapıldı. Buna karşılık büyük enflasyon, ailemle ekonomik sorunlar yaşadık… Mücahitler dönemi güvensizlikti. Tepemize roketler yağıyordu. Korkunçtu… Taliban dönemi ise tek sözcükle cehennem… 11 Eylül’den sonra bombardımanda, hepimiz öleceğiz duygusu egemendi. Amerikalılar Bin Ladin’i buluncaya kadar , hepimiz öleceğiz… Dehşet içindeydik. Korkuyorduk. Bombalarla ölen yalnız Taliban değildi, akan hepimizin, toplumun kanıydı. Neyse ki kısa sürdü…”

Ya şimdi?

“Şimdi herkes çalışıyor. Yalnızca çalışıyor…Kadınları eski mesleklerine, işlerine döndürüyoruz, okula yolluyoruz, iş sahibi kılıyoruz…Yoksulluğun faturası kadınlara çıkıyor. Şiddet onlara uygulanıyor… Yapılacak öyle çok iş var ki…”

Bugün Afganistan’da her gün 70 annenin, 700 çocuğun öldüğünü söylüyor Mesude Celal. (Yanlış okumadınız: Her gün!)

“Bir yılda 300 bin insan eder! Tsunami’den beter. Bizimkisi sessiz Tsunami… Unutulan Tsunami…”

Doğum sırasında kadınların ölüm oranı , dünya normlarının 60 katı, çocuk ölümleri ise dünya normlarının 40 katı. Her beş çocuktan biri, beş yaşına gelmeden önlenebilir hastalıktan ölüyor. Ülkedeki veremlilerin yüzde 70’i kadın!

Afgan halkının yüzde 28.7’sinin okuma yazması var. Kadınların okuma yazma oranı ise yüzde 7. (Yazıyla yüzde yedi!)

Sayıları çoğaltmak yerine BM’nin insani gelişim raporunda dünyadaki 177 ülke içinde Afganistan’ın 175’inci sırada olduğunu söylemem yetebilir. ( Onun da gerisinde Burkina Faso ve Nijer var.)

Bu durumda Mesude Celal, doğrudan hizmet götürmek yerine, kadınlar için politika ve program üretmek, yöntem saptamak, eğitimcileri eğitmek, hizmet götürecekleri yetiştirmek, kadınlara anayasal haklarını tanıtmak, lider yetiştirmek gibi konulara yoğunlaştıklarını belirtiyor.

“Yeni anayasadaki tüm ayırımcı maddeleri ayıkladık. Sonra anayasaya yüzde 25 pozitif ayırımcılık prensibini yerleştirdik. Seçim yasasına kadın için kota koyduk. Önümüzdeki 13 Eylül’de seçimler var ,seçimden sonra hem Parlamentonun hem Halk Meclisi’nin dörtte biri kadınlardan oluşacak…”

Hayretler içindeyim. Biz Türkiye’de bile bunu yıllardır başaramadık…

TV’nin gülen yüzü

Cemila Mücahed , Afgan Televizyonunun gülen yüzü… Taliban’ın düşüşünü televizyonda ilk o ilan etti. Yıllar sonra Afganlıların, televizyonda gördükleri ilk kadındı. O akşamı hiç unutmadı. 21 Kasım 2001’di.

Ne zamandır uzak kaldığı televizyondan , birkaç arkadaşı eve gelip, “Taliban defoldu, akşam haberlerini sen sunmalısın” deyince kendini sokağa atmış. Gerçek mi, değil mi, korkmalı mı diye düşünmemiş bile… Oysa Taliban başkentten bir kilometre ötedeymiş… Ve o gece Cemila’nın yıldızı parlamış.

Şimdi , Taliban rejiminden sonraki ilk kadın dergisi “Malalai” yi ( geçen yüzyıl İngilizlere karşı direnen kadın kahramanın adı) ve Afgan kadın radyosunu yönettiği küçücük bürosunda bunları bana anlatırken bile heyecandan yerinde duramıyor. “Bana geldiler , hem tecrübeliydim hem de en zor zamanlarda bile ülkemi bırakıp kaçmamıştım” diyor kıvançla. (İşte yine aynı çatışma: “Gidenler / kaçanlar ve kalanlar /terketmeyenler …)

Camila , Kabil Üniversite’sinde gazetecilik eğitimi almıştı.24 yıldır hem yazılı basında çalışıyor hem de televizyon programcısı ve sunucusuydu. Beş yıl boyunca mesleğini yapamamış , ama o dönemde de hem evinde gizli gizli kız çocuklarına okuma yazma öğretmiş, başka evlere yine gizli ders vermeye gitmiş, yazılarını gizlice Pakistan’a kaçırtıp oradaki dergilerde yayınlatmıştı.

“Elbet çok korkuyordum. Ama hayatta kalmanın tek yolu vardı: Gizli çalışmak ve direnmek!”

Beş yıl boyunca her sokağa çıkışta burka giymiş… “Cehennemdi. Kendini başka bir gezegende gibi hissedersin!”

Cemila Mücahed’in dergisi ve radyo istasyonuna dünyanın dört bir yanından “umudu diri tuttuğu için” ödüller yağıyor. Ama o en çok para ödülüne seviniyor, bu sayede dergiyi ve radyoyu yürütebiliyor. Ve Cemila Mücahed, önümüzdeki parlamento seçimlerine adaylığını koymuş.

Kabil’e varışımdan bir hafta önce , televizyondaki bir kadın sunucu öldürülmüştü. Cemila’ya ne düşündüğünü sordum: “Bilmiyorum, ilgilenmiyorum, ilgi alanıma girmiyor” yanıtı onca yıl “direnen” bir kadın için şaşırtıcıydı. Açmasını istedim…

Açtı: “Öldürülen kız Batılı gibi giyiniyordu…”

Afganlı bir kadının Batılı gibi giyinmesini doğru bulmuyor Cemila. “Halkımızın yüzde 90’ı cahil. Batıya yönelmek, ölümüne susamak demek… Her şey adım adım olmalı… Öldürülen kız alkol bile içiyormuş… İlerleme yavaş yavaş olmalı…”

Bilmem yoruma gerek var mı?

Dogmalar ve korkular karşısında akılların ve gönüllerin özgür kalması öyle zor, öyle zor ki…

Tanrı hepimizi korusun!

 

 

“ Çalışmaktan, korkmaya fırsat olmuyor…”

 

Kadın İşleri Bakanı Mesude Celal’in danışmanı bir Türk: Fulya Vekiloğlu . Arkadaşım. Afganistan’a gitmem için beni kışkırtan… Aynı zamanda BM Kalkınma Programında yönetici. 6 Ay için geldiği Kabil’de üç yıldır yaşıyor. Oradaki Türklerin en kıdemlilerinden biri…

Daha önce Fulya, İsviçre Landegg Akademisi’nde “Barış eğitimi” proje koordinatörüydü. Bosna’da Sırp , Boşnak ve Hırvat’larla çalıştı. BM’ye gönüllü programına başvurusu kabul edilince Kabil’deki 30 hamamın yeniden yapılanması için altı aylığına Kabil’e geldi.

Kadın sorunlarıyla hamam yapılanması arasında ne ilgi olabilir ki diye sormayın. Taliban , kadınlara hamamları da yasaklamıştı. Oysa Taliban öncesi kadın hamamları vardı. Üstelik bizdeki gibi keyif için değil gereklilikten vardı. Çünkü evlerde su yok, banyo yok! (Su yok, banyo yok, hamam yasak, burkanın içini artık siz düşünün! En iyisi hiç düşünmeyin!)

Altı ay içinde hamamlar temizlendi, onarıldı, kadınların eşit kullanımı sağlandı. “Bunları halkın katılımıyla, eğitimle, halkla birlikte yapmak önemliydi. Öyle yaptık,.” diyor.

Fulya , bu arada Kadın İşleri Bakanlığı’nda çalışan 700 kişiye de eğitim veriyor, “Kapazite artırımı”nda çalışıyordu. Ancak tüm bakanlıklarda bir eğitim sorunu olduğu ortaya çıktı. Belçika’nın desteğiyle, “Eğitim ve Kadın Hakları Savunusu” departmanı kuruldu.. Birinci yılında, Afgan Kadın Ağıyla beş bakanlıkla (eğitim, sağlık, adalet, ekonomi ve planlama ), sonraki yıllarda tüm öteki bakanlıklarla işbirliği protokolü imzalandı.. Burada Fulya dayanamayıp, “Türkiye’de biz hala bunu yapamadık” diyor.

Bugün 2 milyon 800 dolarlık bir bütçeleri var . Fransa ve Lüksemburg’un yardımlarıyla yapılan yeni binalarını, eğitim merkezini bana gezdirirken müthiş kıvançlı. Burası onun “çocuğu” sayılıyor. Şimdiki hedefi Kadın Araştırmaları Enstitüsünü kurmak ve bunu eğitim sistemine entegre etmek. Ancak ondan sonra Kabil’den ayrılmayı düşünüyor.

“Bunları yaparken, önemli olan, geriye ne bıraktığın… Sen gittikten sonra ne olacak? Hep bunu aklımda tuttum… Eğitim verdiğim Kadın İşleri Bakanlığı’ndan 5 kişi şimdi parlamento seçimlerine adaylığını koydu. Bu beni mutlu ediyor… Önemli olan burada yaptıklarının, uygulamaların sürdürülebilir olması…”

Peki patlayan bombalar, atılan roketler, öldürülen kadınlar, kaçırılan kızlar, tehditler… Hiç korkmuyor mu?

“ Burada yapılacak öyle çok iş var, öyle çok çalışıyorsun ki, korkup korkmadığını düşünmüyorsun bile… Düşünecek olsan, duramazsın! “

Arkadaşımla kıvanç duydum. Kendine dikkat et Fulya!

 

12 Haziran 2005- Cumhuriyet

Paylaş

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Zeynep Oral

Gazeteci , yazar, feminist, İnsan Hakları savunucusu, Barış eylemcisi, STK (Sivil Toplum Kuruluşları) bağımlısı; çok sesli, çok renkli yaşam tutkunu… Halen Cumhuriyet Gazetesi yazarı ve PEN Türkiye Yazarlar Derneği Başkanı. 

Devamı

Sosyal Medya

 
© 2021 Tüm hakları saklıdır.