Menü

Sevim Çavdar: Sessiz sedasız bir gidiş…


22 Aralık 2006 - Zeynep Oral -

Tiyatro sanatı, sahnede canlıyken yaşar, seyircisiyle buluştuğu zaman yaşar… Tiyatro ancak o zaman vardır. Sahnede o an gerçekleşeni, gerçekleşmekte olanı izleyen bir çift göz yeter. “O an” önemlidir, çünkü “o an” tektir, eşsizdir, bir daha tekrarlanmayacaktır. Tekrarlansa bile aynısı olmayacaktır. Yazarın metni, oyuncunun repliği, yönetmenin yorumu, ışığın gücü, seslerin rengi değişmese bile, izleyenin bakışı, bakış açısı değişecektir. “O an”, “o anlar” bir daha yakalanmayacaktır. Ve her perde açıldığında yeni ilişkiler kurulacaktır...

Elbet günümüzde, teknik aygıtlarla o anları filme çekmek mümkün. Ancak ne görüntü kayıtları, ne de yazıyla yeniden yakalamaya çalıştığınız “o an”, tiyatronun gerçeğini size yansıtamaz. O kayıtlardan izlenen, olsa olsa bir izdüşümüdür… Geriye tek şey kalıyor: Belleklerimiz!

Belleksiz bir toplum olduğumuz malum. Ama doğrusu bu kadarını beklemiyordum… Tiyatromuzdan sessiz sedasız kayan bir yıldızın , bir gazete ilanına sıkışmış ölüm haberi bana ulaştığında yurt dışındaydım. Dönüşümde tüm gazeteleri , tüm yayınları taradım, ( internet sitelerini de taradım ) hakkında tek satır bulamadım!

Duymadınız mı , Sevim Çavdar öldü!
50’li yıllardan bu yana kostüm tasarımlarına imza attığı , sahneye çok farklı, yepyeni boyutlar kattığı bütün o oyunları görmediniz mi? Öncesini bilmiyorsunuz, 80’leri, 90’ları da yaşamadınız mı?

Küçük Sahne’de, Cep Tiyatrosu’nda, Kenter’lerde, Dostlar Tiyatrosu’nda , Ankara Sanat Tiyatrosu’nda, İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda ve daha nice toplulukta, yaratıcılığı, düş gücü, emeği, çalışkanlığı, mükemmeli kovalayan çabasıyla kanatlandırdığı oyunları hiç mi izlemediniz?

Ben gördüm o oyunları. Yüzlercesini gördüm ve gördüklerim belleğimi asla terk etmedi.

“İlk”lere atılan imza

Sevim Çavdar, İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’nin kostüm bölümünü ve İtalya Brescia Akademisi’nin sahne tasarımı bölümünü bitirmişti. Türkiye’de ve İtalya’da daha eğitim yıllarında moda dünyasının hem neferliğini, ağır işçiliğini yapmış hem de zamanla kendine özgü tasarımlarıyla bu dünyanın zirvesine yerleşmişti. (Türkiye’de deriyi ilk kez “ipek gibi” ele alan ve biçimlendiren, elindeki malzemeye birkaç sınıf atlatan oydu.) Ancak daha ilk baştan tutkusu, sahne için kostüm tasarımı yapmaktı.

Ona bu fırsatı sağlayan Haldun Dormen oldu. Yıl 1954. Muhsin Ertuğrul yönetiminde İstanbul’da kurulan Küçük Sahne, bünyesinde birbirinden yetenekli gençleri barındırmaktadır. Bu gençlerden biri de Haldun Dormen’dir. Arkadaşı Sevim’i Muhsin Hoca’yla tanıştırır. Hoca onu ilk andan bağrına basar. O yıl Haldun Dormen’in ilk rejisi “Cinayet var” oyunu için Sevim’e kostümler ısmarlanır. Sonrasını Haldun Dormen’in “Sürc-ü lisan ettikse” kitabından okuyorum: “Bu oyunda, Türk Tiyatro tarihinde ilk kez bir oyuncuya modern kostüm yapılıyordu. Sevim’in Lale (Oraloğlu) için çizdiği kostümlere dek, tüm oyuncular modern piyeslerde bulup buluşturup , kendi kostümlerini giymek zorunda kalırlardı. Bu da çoğunlukla oyunda karakterin giymesi gereken giysilerden çok uzak olur, hem gözü, hem de mantığı rahatsız ederdi.”

Çok başarılı bir ilk olur. Tüm eleştiriler Sevim’in kostümlerinden söz eder. Oyunlar birbirini izler. Yalnızca kendisiyle yarışan Sevim, önce Küçük Sahne’nin sonra Dormen’in kurduğu Cep Tiyatrosu’nun ayrılmaz parçasıdır artık. Topluluğun genç elemanı ve o gün bugün eşi Tuncay Çavdar’la evlenip İtalya’ya gidince önünde yeni ufuklar açılır.

Milano’da bir avuç Genç Türk! İçlerinden biri Leyla Gencer. La Scala’daki kostümünü beğenmez, Sevim imdada yetişir. 1957’de San Fransisco Operasında sunulacak “La Traviata” operası için Sevim Çavdar’ın Leyla Gencer’e (Violetta )yaptığı kostümler, bugün bile dillere destandır.

İtalya’da, çok eğlenilen, çok çalışılan, iğneyle kuyu kazılan, eğitim, görgü, bilginin ince estetikle kaynaştığı, paylaşımın dayanışmanın egemen olduğu 8 yıl sonunda İstanbul’a dönüş…

Belleğimdeki fotoğraflar

40 Yıldır bu ülkenin tiyatro yaşamını yakından izlemeye çalışan biri olarak, kostümleri Sevim Çavdar imzalı oyunlar aklımdan çıkmıyor. Hangi birini saysam ki!

AST’ın “Müfettiş”inden Kenter’lerin “Martı”sına; Gencay Gürün dönemi İstanbul Şehir Tiyatroları’nın tüm Çehov oyunları –hele o “Üç Kızkardeş” ve “Mösyö Buterfly” ! Sonra Tiyatro istanbul’da “İdeal Bir Koca”, “Seneye bugün”. Ona ödül üzerine ödül kazandıran Tiyatro Stüdyo’sunun “Balkon” prodüksyonu! Dostlar Tiyatrosu’nun sayısız oyunu : “Asiye Nasıl Kurtulur”, “Yaz” “Uzbik Baba”, “Puntila ve Uşağı Mati” , “Yaşasın Savaş”, “Fay Hattı”, “Şvayk”, “Ben Bertold Brecht” . Zeliha Berksoy için tasarladığı “Marlene”, “Yosma”, “Lola Blau” … Ama asıl “Galile” ve “Yalınayak Sokrates”… Genco Erkal’in yorumuyla “Galile”de Papanın giydirildiği sahnede , yaşlı zavallı bir adamın, Sevim’in tasarımı giysilerle nasıl bir iktidar ve güç odağına dönüştüğünü hiç unutmama imkan var mı! Ya Sokrates’te, kostümler aracılığıyla sınıfsal farklılıkların yansıtılması !

Zaman zaman sorardım kendime büyücü mü bu Sevim Çavdar? Olanaksızı olur kılardı. Hayır işi büyü değildi. İşi, araştırmak, yeteneğini sürekli geliştirmek, çok çalışmak, tiyatroyu çok sevmek ve çok iyi bilmek , düş gücüne bilgi ve birikimini katmak , hep daha iyisini hedeflemek, mükemmeli yakalama çabasıydı.

Sevim Çavdar mükemmeliyetçiydi. İstediğini elde edinceye dek çalışırdı. Boyalarla deneylere girişir , elinde iğne iplik tasarımla uygulama arasında kendini sınardı.

Tiyatro kostümlerinde yalnızca dönemi yansıtmak ona yeterli değildi. “Atmosferi” sağlamakla da yetinmezdi. Sahnedeki ekonomik, politik, toplumsal ve kültürel ayırımları fark etmemizi sağlardı.

Tiyatronun bir bütün olduğu bilinciyle, giysilerini oyun karakterlerine dönüştürmeyi bilirdi.
Elindeki malzemeyi (hem oyun metnini, hem kumaşı, hem boyayı, hem de oyuncuları ) çok iyi tanıdığından, bildiğinden, tümünü dönüştürmeyi, oyuna farklı katmanlar, farklı açılımlar kazandırmayı sağlardı.

Alçak gönülü, kendini değil işini önemseyen, hep sonsuz paylaşımcı, hep güler yüzlü Sevim Çavdar’a, kendisinden sonra gelen bu ülkenin kostüm tasarımcıları çok şey borçlu. Hoşça kal sevgili arkadaşım!

Cumhuriyet- 22 Aralık 2006

Paylaş

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Zeynep Oral

Gazeteci , yazar, feminist, İnsan Hakları savunucusu, Barış eylemcisi, STK (Sivil Toplum Kuruluşları) bağımlısı; çok sesli, çok renkli yaşam tutkunu… Halen Cumhuriyet Gazetesi yazarı ve PEN Türkiye Yazarlar Derneği Başkanı. 

Devamı

Sosyal Medya

 
© 2021 Tüm hakları saklıdır.