Menü

Paris'te Mehmet Ulusoy anıldı.


10 Aralık 2005 - Zeynep Oral -

Paris'in eteklerinde Vincennes Ormanı... Ormanın bir ucunda , bildim bileli tiyatro mabetlerinden biri sayılan "La Cartoucherie"... Bir zamanlar baruthane olan, sonra tiyatro devlerinden Arianne Mnoushkine'in buraya yerleşmesi, başka toplulukların onu izlemesiyle gelişen bir "Kurtarılmış Tiyatrolar Bölgesi"... (Yozluktan, ucuz ve kolay olandan, izleyici dalkavukluğundan, gişe kaygısından kurtarılmış...)

Geçen Cumartesi, buradaki "La Tempete" Tiyatrosu'nda , 7 Haziran 2005'de yitirdiğimiz tiyatro ustası Mehmet Ulusoy anıldı. Değerlere sahip çıkmada, bir kez daha görüldüğü gibi, "onlar" bizden önce davrandı... "Onlar" dediğim, , Mehmet Ulusoy tiyatrosu üzerine araştırma inceleme yapmış bilim insanları, oyunlarında oynamış oyuncular,onunla çalışmış olanlar ... İçlerinden biri , yıllarca Mehmet Ulusoy'un asistanı, yardımcısı, dostu, Richard Soudée organizasyonu üstlenmiş, La Tempete Tiyatrosu'nun olanakları seferber edilmiş...

Paris'deki bu tiyatroda bir ay boyunca Mehmet Ulusoy'un gerek Fransa'da, Gerek Türkiye'de (Antalya Devlet Tiyatrosu'nda) son sahnelediği oyun olan "Topor- Party" sunulacak. Geçen Cumartesi "Mehmet Ulusoy Tiyatrosu" üzerine düzenlenen platformu, önümüzdeki cumartesi ( 17 Aralık'ta) "Nazım Hikmet- Mehmet Ulusoy ilişkisi" konulu platform izleyecek.

Hüzünden coşkuya

Paris'te sonbahar-kış, her yerden biraz daha hüzünlü gelir bana. Belki çağrıştırdığı şiirlerden, şarkılardan, belki geri gelmeyecek zamandan... O Cumartesi öğle vakti, Vincennes Ormanında , sonbahar yapraklarını eze eze tiyatroya ilerlerken içimdeki Paris hüznüne Mehmet Ulusoy gibi bir dehayı yitirmenin hüznü de yerleşmişti. Anma toplantısının konuşmacılarından biriydim ve hüzün, heyecanımı bastırıyordu...

Tiyatro Salonundayım. Salon ağzına dek dolu. Önce Mehmet Ulusoy'un Fransa'daki ilk oyunu "Gelecekten Destanlar" dan kısacık bir sahne oynuyor sanatçılar. 70'lerin genç oyuncusu, sonraların ünlü sinema ve tiyatro oyuncusu Jean Marie Winleng'den Nazım'ın dizelerini Fransızca dinlerken, arka perdede, renk, ışık, gölge oyunlarını , sonradan Mehmet'in imzası yerine geçecek olan o cümbüşü izliyorum... Daha ilk oyundan ekmişti sonradan yeşerteceği filizleri...

Derken Ulusoy'un sayısız oyununda rol almış iki oyuncudan Daniel Martin ve Daniel Soulier'den "Benerci Kendini Niçin Öldürdü"den pasajlar izliyoruz. Onların da vurguladıkları gibi oyunun son satırları sanki onun için söylenmiştir:

"O büyük bir ışık gibi döğüştü... // Çan çalmıyoruz / Çan çalmıyoruz./ Yok sala^ veren ! / Bu giden, bir biten şarkı değildir..."

Sonra beyaz perdede Mehmet Ulusoy konuşuyor, soruları yanıtlıyor. Kendine özgü tavrıyla, konuşmasıyla, sözü hep ama hep yaşamla iç içe yoğurmasıyla, içimizdeki hüznü dağıtıp, bizleri peşinden sürüklüyor. Yanıtlarında en çok geçen sözcük "Anadolu", "Türkiye" ... Fransa'yı ve dünyayı fethederken, köklerinin Anadolu'da olduğunu hiç unutmuyor, hiç unutturmuyor.

Hüzün dağılmış, Mehmet Ulusoy Tiyatrosunun coşkusuyla kanatlanıyoruz 1972'deki "Sevdalı Bulut"u izlerken...

Ulusoy Tiyatrosunun Gücü ve Etkisi

Şimdi kürsüde yıllarını Mehmet Uusoy Tiyatrosunu incelemeye adamış Anne Ubersfeld ; Ulusoy tiyatrosunda politik olanla şiirsel olan arasındaki harika ilişkiyi gözler önüne seren Philippe Ivernel; ve CNRS öğretim Üyesi, araştırmacı Beatrice Picon-Vallin var. Beatrice, Mehmet Ulusoy'un geleneksel Türk Seyirlik oyunlardan yola çıkarak, herkesten çok önce tiyatroda kültürlerarası açılımlar yakaladığını ve özellikle bu açıdan ne denli "ilerici" ve uzak görüşlü olduğunu vurguluyor...

Mehmet Ulusoy'la hiç tanışmamış ama tüm eserlerini inçelemiş Nantern Üniversitesi öğretim üyesi genç araştırmacı Jean Boillot, Mehmet Ulusoy'un nasıl "kurumlar dışı , tiyatro dışı bir tiyatro " yarattığını anlatırken onun yaptığı tiyatroyla yaşam arasındaki bağları ele alıyor...

Sonra,sıra Türklere geldi: Yıllarca Mehmet Ulusoy'un bir çok oyununa müzik yapmış Kudsi Erguner, Antalya Devlet Tiyatrosun'da onunla çalışmış Reha Özcan ve ben, kendi Mehmet Ulusoy'umuzu anlatıyoruz... Hiç kuşkusuz anma törenini taçlandıran Kudsi Erguner'in neyiyle verdiği konserdi...

Sonra... Sonra, dünyanın dört bir yanından , Martinik'ten ya da Güney Amerika'dan onunla çalışmış oyuncular (Ör: Arlette Bonard, Emilio Suarez, Dido Lykudis, Lulu Menase ve daha niceleri) sıcacık bir atmosferde anılar galerisinde bizi dolaştırdılar.

Anma toplantısından geriye kalan şuydu:

Mehmet Ulusoy'un tiyatrosu , belli bir dönemde dünya tiyatrosuna damgasını vurmuştu... Sahnede yarattığı görsel, sözel ve hareket bütünlüğü, kültürlerarası ilişki , şiirsel, düşsel ve gerçekçi yolculuk , kendinden sonrakileri büyük ölçüde etkilemişti. Tiyatroyu, yaşamla iç içe bir şenliğe dönüştürmüştü.

Mehmet Ulusoy, tiyatroda kendi ütopyasını gerçekleştirmişti.
Bunlardan başka, anma toplantısından bir de, sonsuz insan sıcaklığı kaldı ... Bir de aklıma takılan soru: Acaba biz ona böyle görkemli bir anma toplantısı yapabilecek miyiz???

10 Aralık 2005 - Cumhuriyet

Paylaş

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Zeynep Oral

Gazeteci , yazar, feminist, İnsan Hakları savunucusu, Barış eylemcisi, STK (Sivil Toplum Kuruluşları) bağımlısı; çok sesli, çok renkli yaşam tutkunu… Halen Cumhuriyet Gazetesi yazarı ve PEN Türkiye Yazarlar Derneği Başkanı. 

Devamı

Sosyal Medya

 
© 2021 Tüm hakları saklıdır.