Menü

Özgür Yaşama Tutkusu


17 Ocak 2004 - Zeynep Oral -

Önce savaş vardı, şiddet ve baskı vardı. Savaştan, şiddetten, baskıdan sonra da yollara düşenler… Tüm geçmişlerini, birikimlerini, anılarını , sevdiklerini, ailelerini, ölülerini geride bırakıp yollara düşenler… Köklerinden kopup, koparılıp, dağlara, denizlere, kamplara, demir parmaklıklara düşenler… Kimliksiz, pasaportsuz, kağıtsız, bilinmeyene yelken açanlar… Yolculuğun nedeni : Özgür yaşama tutkusu…

Mülteciler dünyası

Kısacık bir Paris yolculuğuna sıkıştırdığım tiyatro olaylarından biri, ünlü yönetmen Ariane Mnouchkine'in "Le Dernier Caravansérail" - "Sonuncu Kervansaray" adlı oyunuydu…

Oyun değil, destandı. Mülteciler dünyasını, yeryüzünün tüm acılarını, insanoğlunun acımazsızlığını içinize yerleştiren, izleyeni müthiş etkileyen, ama aynı zamanda tiyatronun bir eylem alanı olduğunu gösteren, tiyatronun gerçekten daha gerçek olabileceğini gösteren bir destan…

Bomboş dev bir sahnede denizde kopan bir fırtınayla başladık yolculuk. Dev dalgalar arasında çırpınan ceviz kabuğundan faksız teknede onlarca kaçak "yolcu" yaşama, tekneye tutunabilme, hayatta kalma savaşı verirken, tam Avustralya kıyılarına varmışlardı ki, askeri helikopterler onlara geldikleri yere dönmelerini buyurdu… (Elbet sahnede ne bir damla su, ne de helikopter vardı ama biz onları gördük! Okyanusu yaşadık!) Sonra…
Sonra, Irak, İran, Afganistan, Bosna'dan kaçanları gördük. Yalnız savaşlardan değil, kökten dincilikten kaçanları da…

Yolculuğun her safhası, ayrılış, kopuş, sınırları geçiş, sınırlardan giriş, göçmen mafyaları, kadın ve uyuşturucu trafiği, vardıktan sonra mülteci kampları, göçmen büroları, soruşturma büroları, buluşmalar, kopuşlar, kaybolmalar, birbirinden bağımsız sahneler olarak birbirini izledi. Belki yüzlerce öyküyü yaşadık. (EP)

Yalnız terk edilen ülkelerden değil, Fransa, İngiltere, Avustralya, Yeni Zellanda'dan derlenmiş yüzlerce röportaj, tanıklık ve gözlem sonucunda kalabalık bir ekip tarafından oluşturulmuştu metinler. (EP)

Zaman ve yer bütünlüğü yoktu. Evrensel bir acıyı paylaşıyorduk.
İngiltere'de , dikiş atölyesinde çalışan göçmen kadınlara, iri yarı çam yarması İngiliz atölye şefi "S…rim sizin Rus Çeçen savaşınızı, çalışmak için buradasınız!" diye haykırdığında ; Fransa'da, İranlı bir molla, göçmen kadını köle olarak kullandığında ; yaşlı bir Pakistanlı hareket eden trene atlamak zorunda kaldığında; "Burka"sından kurtulmak isteyen kadının çaresizliğinde; Sydney'deki soruşturma bürosunda aynı adama yüz kez metalik bir ses "Ama neden ülkenize Irak'a dönmediniz?" diye sorduğunda , insanoğlunun ayaklar altında bir tahtakurusu gibi ezilmesine, yeryüzündeki bunca acıya isyan ediyordunuz.

Tiyatronun gücü (EP)

O koskoca sahne, fırtınadan sonra yine bomboş kaldı. Yüzlerce yaşanmış öykü, küçük platformlar üzerinde oynanıyordu. Her platformda farklı bir yer, farklı bir öykü (dağ başı , bir ev, savaş alanı, sınır, çadır, demir parmaklık vb.) Tekerlekler üzerindeki bu platformları sahneye getirip götürenler de oyunculardı. Ve sıkı durun, "oyun kişilerinin" hiç biri yere basmıyordu. Onları da yine oyuncular, kaykaylar üzerinde sahneye getirip çıkarıyor, platformlara taşıyorlardı.

Hayır hiç kimse yere basmadı. Herkes kökünden koparılmıştı. Her mekan geçiciydi, her yer belirsizlikle kuşatılmıştı. Herkes her an risk alıyordu.

Oyun metnini oluşturan tanıklık edenlerin, bu yolculuğu yaşamış olanların büyük bir bölümü oyuncu olarak ekibe katılmıştı. Ve herkes kendi dilini kullanıyordu: Arapça, Farsça, Urduca, Rusça, İngilizce, Fransızca… Ama en çok sessizlikle ve "gestus" ile konuşuluyordu. Herkes kendi kültürünü taşıyordu platformlara…

Çok ama çok hüzünlü bir dış ses, yolculuğunu bir mektup olarak anlatırken, kimi satırlar (sanki çeviri altyazı gibi) sahnedeki ağaçlara, dalgalara, çatılara yazılıyordu.

Ariane Mnouchkine'in tiyatrosu bir kez daha "gösteri sanatı" olmaktan çıkmış , gerçek anına dönüşmüştü. Biz izleyicilerin, mülteci dünyasının bilincine varmasını sağlamıştı. Göstermemiş, yaşamıştı. Yaşatmıştı.
Evet, tiyatro bir eylem alanıydı. Taraf tutmaktı.


23 Ocak 2004- Cumhuriyet

Paylaş

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Zeynep Oral

Gazeteci , yazar, feminist, İnsan Hakları savunucusu, Barış eylemcisi, STK (Sivil Toplum Kuruluşları) bağımlısı; çok sesli, çok renkli yaşam tutkunu… Halen Cumhuriyet Gazetesi yazarı ve PEN Türkiye Yazarlar Derneği Başkanı. 

Devamı

Sosyal Medya

 
© 2021 Tüm hakları saklıdır.