Menü

Ne çok Acı… Ne çok Öfke…


26 Haziran 2004 - Zeynep Oral -

Yıl 1986'ydı … Dünyanın dört bir yanından gelmiş kadınlar Brüksel'de toplanmış NATO Merkezine baskın yapıyorduk… Ülkelerimize yerleştirilecek füzeleri protesto ediyorduk. Tırmanan silah yarışına karşı çıkıyorduk… Nitekim bir süre sonra da Varşova Paktı ülkelerinin Sofya'daki bir toplantısını basacaktık…

Aradan neredeyse yirmi yıl geçti. Ve şimdi NATO zirvesi benim ülkemde, benim şehrimde toplanıyor.

Bir zamanlar "komünizm tehlikesine" karşı savaşan NATO'nun , şimdi neye karşı savaştığını doğrusu ben pek kavrayamıyorum. ("Terörizme karşı" demeyin sakın. Bunu diyenlerin yol açtıkları terörü ve tahribatı gördük! ) Olsa olsa bu zirvede Irak için "suç ortaklığı" istenecek üye ülkelerden…

Tam da bu zirvenin arifesinde yer alan, İstanbul İnisiyatifi'nin düzenlediği "Geçmişimiz İçin Bir Gelecek" Sempozyumu için çalışıyorum ne zamandır. Ve için için şöyle düşünmekten kendimi alamıyorum:

Bu sempozyum da NATO'yu değilse de Bush'u ve "suç ortaklığı" istemini protesto etmenin bir yolu olmasın sakın?

Bu sorunun yanıtını, bu akşam verebileceğim ancak. Çünkü üç gündür süren bu uluslar arası toplantı, bu akşam yayınlanacak Deklarasyonla sona erecek ve uluslararası çapta, örneğin Irak'taki gibi, kültürel mirasa karşı işlenen suçları , suçluları cezalandırmanın yolları ortaya konacak.

Ancak bu yazıyı sempozyumun ilk gününde yazdığımdan, yalnızca kimi izlenimlerimi ve yüreğimle görüp duyduklarımı sizlerle paylaşabilirim…

İki Kadın


Ne çok acı, ne çok hüzün birikmişti gözlerinde… Gülümsemeye çalışması boşunaydı. Minicik kalmış yüzünde eğreti duruyordu o gülümseme ve yanıtladığı her soruyla gözleri, gözlerindeki acı büyüyordu. O Nawala al Mutawalli'ydi. Bağdat Müzesi'nin eski müdürü… Tüm çocukları gözlerinin önünde katledilmiş bir anadan farksızdı. Acısını dindirmek, yaralarını sarmak; ölen çocuklarını yaşama döndürmek olanaksızdı.
Ona soru sormaktansa, ona sarılmayı yeğliyordum…. "Bitti sanmayın. Talan sürüyor... " diyordu.

Öteki çok daha genç bir kadındı. Ne çok , ne çok öfke birikmişti gözlerinde ve bedeninin her zerresinde. Zainab Bahrani . Mezopotamya Sanatı ve Arkeolojisi Profesörüydü ABD'de Colombia Üniversitesi'nde. Irak asıllıydı ve savaşın Irak'ın kültür mirasına yaratacağı tehdit konusunda Amerikalı yetkilileri ve kamuoyunu en aktif uyaran arkeologlar arasındaydı. İşgal sonrasında Irak'a dönmüştü.

İsyan halindeydi. "Global" yaklaşımlara da öfke duyuyordu. "Küresel duyarlılıktan" da gına gelmişti. Onun canı acıyordu. Eti, kemiği acıyordu. "Yok edilen, çalınan benim geçmişim!" derken soyut kavramlardan değil, somut kayıptan söz ediyordu.

Babil'i anlatıyordu. Babil'in nasıl askeri karargaha dönüştürüldüğünü anlatıyordu. Tankların antik yollara yerleşmesini ; buldozerlerin antik evlere girip , zırhlı araçlara park yeri açmasını anlatıyordu.

Bağdat'taki Ulusal Kütüphanede tahribatı dile getiriyordu. Osmanlı el yazması arşivlerin nasıl sular altında kaldığını, oradan Subay Gazinosu'nun buz dolaplarına taşındığını; onları kurtarmak için Washington Kongre Kütüphanesine baş vurduğunu; nasıl kayıtsız kaldıklarını …

Feryatlarına duymayanlara karşı öfkeyi biliyordu…

Çöl değil Mezopotamya

Amerikalılar , Irak'ı çöl diye bellemişler. Amerikan medyası, Irak'ı kamuoyuna çöl diye tanıtmış ve tanıtıyor. Irak'ın Mezopotamya olduğunu, yedi bin yıllık uygarlığı barındırdığını bilen yok. Buna işaret eden McGuire Gibson, "Örneğin Mısır' ı , dünyaca bilinen Piramitleri böyle kolay bombalayamazlardı" demekten kendini alamıyor.

O, Chicago Üniversitesi, Yakın Doğu arkeoloji profesörü. 2002 yılından beri kendi deyişiyle "Irak trajedisini" önlemeye çalışıyor. Pentagon'a gitti, orada toplantılar yaptı, Amerikan hükümetini, yetkilileri, Dışişleri bakanlığını uyardı. Özellikle Bağdat Müzesi'ne dikkatleri çekti. Irak'ın Mezopotamya olduğunu anlatmaya çalıştı.
"Savaşçılar" , tamam dediler, biliyoruz dediler, olur dikkat ederiz dediler, anladık dediler… Ve bildiklerini okudular.

Şimdi onun da hissettiği büyük bir öfke. Bir de aldatılmışlık duygusu, düş kırıklığı…

Savaşçılara olduğu kadar antika bezirganlarına, eski eser mafyasına da öfkeli Profesör Gibson.

"Biz şu anda İstanbul'da oturmuş, bunları konuşurken, Irak'ta özellikle Güney'de höyüklerin , antik sitlerin talan edilmesi, yağmalanması sürüyor" diyor.

Daha yeni çektiği fotoğrafları gösteriyor. Höyüklerde 100, 200 Iraklı kazıp duruyor toprağı…

Hayır onlara değil, musluğun başındakilere, Tokyo ya da New York'ta oturup kaçak eser pazarını yönetenlere öfkesi…

Bu pazar sürdükçe, eski eser kaçakçılığı para aklama yolu olabildikçe, hiç bitebilir mi bu yağma, bu talan?
Ne çok acı, ne çok öfke birikmiş…

 

26 Haziran 2004

Paylaş

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Zeynep Oral

Gazeteci , yazar, feminist, İnsan Hakları savunucusu, Barış eylemcisi, STK (Sivil Toplum Kuruluşları) bağımlısı; çok sesli, çok renkli yaşam tutkunu… Halen Cumhuriyet Gazetesi yazarı ve PEN Türkiye Yazarlar Derneği Başkanı. 

Devamı

Sosyal Medya

 
© 2021 Tüm hakları saklıdır.