Menü

Melih Birsel...Bir İnsan...


02 Şubat 2003 - Zeynep Oral -

Onu hiç tanımayanlara onu anlatmaya çalışmak, zor hem de çok zor... Ama onu tanımış, onunla bir kez olsun konuşmuş, bir konferansını dinlemiş, bir dersine girmiş, bir yazısını okumuş, üretimine tanık olmuş ya da düzenlediği etkinliklere katılmış her insanın ondan etkilendiğine, ondan mutlak bir izler taşıdığına dair kuşkum yok.

Melih Birsel, mimardı. Gerek Türkiye’de gerek Türkiye dışında imzasını attığı yapılar, evrensel çağdaş değerleri yücelten eserlerdi. Mimarlık sanatının özgün ve kıvanç verici örnekleriydi. Onun mimarlığını dile getiren yazıları, “Yapı” Dergisinin şubat sayısında bulacaksınız , ben şunu söylemekle yetineceğim: Mimarlık mesleğinin tüm sanatları kapsadığını , yaşamla en içiçe alan olduğunu ve hem bireyin hem toplumun mutluluğuna hizmet etmesi gerektiğini ben ondan öğrendim.

Melih Birsel , toplumun sorunlarını kendine dert edinen, çarpıklıklara isyan eden, tepkisini her fırsatta dile getiren , bilinçli ve sorumlu bir vatandaştı. Hem bu ülkenin vatandaşı hem de tüm birikimleriyle dünya vatandaşıydı...

Melih Birsel, tepkisini, öfkesini dile getirmekle yetinmeyip, düşünen, sorunlara çözüm arayan, çözüm üreten bir aydındı. Bizde aydınların yakınmalarına, şikayetlerine ve tepki göstermelerine hep tanık oluruz. Ama o, daha da ileri giderdi: Kurduğu gruplarla, oluşturduğu genç ekiplerle bu çözümleri yaşama geçirmeye çalışır ve geçirirdi. Farkında mısınız , şu minicik özette bile, sözcükleri nasıl da özenle seçip, duygularımdan arındırmaya çalışıyorum. Ama artık söylemem gerek :

Melih Birsel, amcamdı. Dünyadan çok erken ayrılan babamın küçük kardeşi... Ona çoook, çok yıllar önce söylemiştim : “Amcam olmasaydın , yine de ne yapar eder seni bulur arkadaşın olurdum” demiştim. İnsanın akrabalarını seçme şansı yok ama arkadaşlarını var... Belki de bugün bu yazıyı bunun için yazabiliyorum ya da yazmaya çalışıyorum. Birbirimizi seçmiş olduğumuz için...
Varto depreminden sonra Varto’daydı. Marmara depreminden sonra kaybettiğimiz 25-30 bin candan sorumlu olarak ancak bir kişinin tutuklanmasına isyan ediyor, oluşturduğu belgelerle raporlarla hükümeti yaylım ateşine tutuyordu... İmar aflarına karşı çıkarken , “Cumhuriyet miyiz , Aşiret mi , Karar Verelim...” diye haykırıyordu... Ona göre imar afları, imar terörünün nedeniydi...

Mimar Sinan Üniversitesi çatısı altından , kendi kurduğu İstanbul Varlığı’nı Koruma Grubu’yla çalışmalarını sürdürürken, hangi sivil toplum kuruluşuna nasıl katkıda bulunabilirim diye didiniyordu... “Başka işin mi yok diyenlere”, “benim asıl işim bu” diye yanıt verirdi. İçinde yaşadığı kentten, ülkeden, dünyadan kendini sorumlu tutardı.

Hiç unutmam, 70’inde ilk kez sırf görmek için New York’a gidip birkaç gün kaldığında, İstanbul için yararlanabilecek dev bir sergiyle geri dönmüştü. Yıllardır seyirci kaldığımız İstanbul’a göç olayını, “ulusal felaket” olarak değil, “ulusal veri” olarak değerlendirmenin kazançlarını ortaya koyabilecek öneriler sergilemişti.
“Çevre Kültürü “ terimini herkesten önce o kullandı. Eğitim eşitliğini , özgür bireyler yetiştirmeyi savundu. Kalkınmanın önkoşulu yaratıcı gençler yetiştirmekti.
Böyle binlerce örnek verebilirim, ama şunu söylemem yeterli : Olayları birbiriyle ilişkilendirir, her olayın gerisinde neden sonuç ilişkisini ortaya çıkarırdı... Bunların sürekliliğe inanırdı.

Belki de bu nedenle hep genç kaldı. Bu nedenle hep üretti. Bu nedenle son güne dek hep çalıştı.
Son iki tasarısını gerçekleştiremeden aramızdan ayrıldı. Biri Mimar Sinan Enstitüsü kurmak ; öteki bu millete yakışır çağdaş ve evrensel nitelikli bir Atatürk filmi gerçekleştirmek. Hayır kendi çekmeyecekti. Koşullarını var etmek, ön hazırlıklarını yapmak ve sonra gümüş tepsi içinde bunu birilerine sunmak... Kendine bu görevi biçmişti.

Canım Amcam, konuştuğun her insanı bir biçimde değiştirdiğini bilir miydin? Eskisinden farklı olurduk. Daha enerjik, daha üretken, daha akıllı, mizahta ve eleştiride daha keskin, sevgide ve öfkede daha bilenmiş... Biliyorum bu yazı sana layık olmadı. Hem içimin acısından hem de heyecandan. Bencilce bir acı, seni çok özleyeceğim ... Heyecanlıyım: Birkaç gün önce dördüncü torunum dünyaya geldi... İşte böyle, gidenlerle gelenler arasında yaşam sürüyor...


02 Şubat 2003

Paylaş

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Zeynep Oral

Gazeteci , yazar, feminist, İnsan Hakları savunucusu, Barış eylemcisi, STK (Sivil Toplum Kuruluşları) bağımlısı; çok sesli, çok renkli yaşam tutkunu… Halen Cumhuriyet Gazetesi yazarı ve PEN Türkiye Yazarlar Derneği Başkanı. 

Devamı

Sosyal Medya

 
© 2021 Tüm hakları saklıdır.