Leyla Gencer'in sesi Boğaz'daydı...
13 Haziran 2008 - Zeynep Oral -
Bach, Üsküdar'a gider iken... Gershwin, Topkapı Sarayı'nda dinlenirken...
Leyla Gencer'in sesi Boğaz'daydı...
Bir yanda en yüksek yargıyla kavgalı bir hükümet, Cumhuriyet ilkelerine savaş açmış bir hükümet... Öte yanda "Atatürk'ü hiç sevmem"..."85 Yıldır çektiğim çilenin müsebbibi odur" diyen ; "Yabancı manda altında inançlarımızı daha özgür yaşayabilirdik" gafletinde ve cehaletinde kadınlar... İkisinin ortasında Hülya Avşar'ın karşısında gülücükler dağıtan bir Başbakan...
Belki de televizyonda o açıklamaları yapan kadınlara teşekkür etmemiz gerek: AKP medyasının, "liberal" geçinen aydınların, "AKP ile özgürleşildiğini", "türbanla, çarşafla demokratikleştiğimize inanan aymazların göremediği, kavrayamadığını herkese gösterdikleri için...
Buluşmalar
O televizyon programını izleyemedim. Çünkü o akşam Topkapı Sarayı'nda, Divan'ı Hümayun, Kubbealtı'nda muhteşem bir konserdeydim.
(Ama önce bir itirafım var: Politik kavgalarla, popüler kültür arasında... Gericilik hamleleriyle magazin haberleri arasında... Öyle bir tutsaklığımız, sıkışmış kalmış halimiz var ki, bunlara inat artık yalnızca sanatsal ve kültürel olaylar üzerine yazmak istiyorum... Yalnızca içimize güzellik, iyilik, doğruluk ve umut veren olayları paylaşmak istiyorum... İleri geri savaşında bu paylaşımı yaymak zorunda hissediyorum kendimi...)
Laurent Korcia (keman), Michael Wandeberg (piyano) Michel Portal /klarnet ve bandoneon), üç farklı kökenden disiplinden gelip Kubbealtı'nda buluştuklarında Enescu ve Bartok'un eserleriyle, Brahms'ın Macar Danslarıyla, Bartok'un Romen Danslarıyla, Balkanlardan öyle bir hava estirdiler ki, bir anda Adnan Saygun'u yanı başımda, Osmanlı'yı Viyana kapılarında hissettim... Sonra... Sanki Poulenc ve Ravel Fransa'dan gelmiş ; Gershwin "Yeni kıta"'dan, Amerika'dan gelmiş Topkapı'nın bahçesinde dinleniyorlardı... Üç usta sanatçının "uçarılığı", program seçimi, birbiriyle iletişimi uyumu coşkusu bizi de bu dinlencenin tanığı kılıyordu...
Bir başka çok keyifli buluşma piyanist Gabriela Montero ile İstanbullu dinleyicilerin buluşmasıydı. Bu doğaçlama ustası, birinden "Katibim" şarkısını dinlemişti. Piyanosunun başında şarkıyı Bach düzenlemeleri içinde yeniden yaratırken içimden "Bach, Üsküdar'a gideriken..." diye mırıldanmaya başlamıştım bile... Dinleyicilerden başka şarkılar istediğinde... Mozart "Türk Marşı"nı önerdim...Ana temadan şaşmadan çok karmaşık bir sisteme ve geniş alanlara yayıverdi. "İyi ki doğdun" ve "Yıldızların Altında" Montero'nun bize armağan ettiği diğer doğaçlamalardı... Gabriela Montero'yla Fazıl Say'ı buluşturmayı doğrusu çok isterdim...
Ortaköy'de bir kahve
Geçen Pazardı. Ortaköy meydanı her Pazar olduğu gibi doluydu. Ama bu kez farklı bir doluluktu. Çoğu önceden haberliydi. Gazetelerden öğrenmişlerdi... Haberi olmayanlar o sesi duyunca artık uzaklaşamaz oluyordu...
Önder ve Tuncer Akdere kardeşlerin kahvesi, çay evi çoktan dolup taşmıştı. Olsun o ses yan kahvelerden de duyuluyordu, meydanın orta yerinden de... Yan kahveler de doluydu...
O sesi duyan, yüzünde muhteşem bir gülümseme, bir köşeye yerleşiyor ve şarkıyı dinliyordu...
O ses Meydana, meydandan Boğazın sularına, rüzgara yayılıyordu.
O ses, kulaklarımızda, içimizde, yüreğimizde yankılanıyordu...
O ses, Leyla Gencer'in sesiydi. O ses, o söyleme biçimi bir mucizeydi... Bütün o kayıtlar bir mucizeydi... O Pazar sabahı bir mucizeydi... Orada bulunmak, orada olmak bir mucizeydi...
Andante Dergisi Türkiye'nin yanılmıyorsam tek klasik müzik dergisi. Yılda 6 kez yayınlanır ve her sayısı dolu doludur. (Hele festival sayısını bir görseniz!)
Andante Dergisi'nin Genel Yayın Yönetmeni Serhan Bali ve Yayın Kurulu, piyanist Emir Gamsızoğlu, Mehmet Ali Alabora, Ali Pınar, Feyzi Erçin Ortaköy meydanında "Leyla Gencer'in Sesi yankılanıyor Boğaziçi"nde etkinliğini düzenlediklerinde doğrusu bunca isabetli, başarılı, ağlanılası güzellikte olabileceğini düşlememiştim.
Harika bir müzik sistemi kurmuşlardı. Bir masa dolusu CD ‘den seçtikleri aryaları bize dinletiyorlardı dev hoparlörlerden... Opera temsillerinden, resitallerden kayıtlar... En popüler olanlardan, Norma'nın "Kutsal Bakiresi"nden (Casta Diva) tutun bugüne dek hiç ama hiç ortaya çıkmamış 1950'lerden kalma bir iki dakikalık bir kayıt, Mozart'ın "Halelujah" sına...
Tam iki saat sürdü bu ziyafet...Eşsizdi... Orada bulunan herkes o ses etrafında kenetlenmişti.
İşin güzel yanı: Bu gençlerin, bu olayı her yıl Leyla Gencer'ın ölüm yıldönümünden sonraki ilk Pazar günü tekrarlama niyetleri... Evet, evet, evet!
Açıklayalım :
Bugüne dek çok yazdım, çok söyledim ama herhalde anlatamadım. Hala Leyla Gencer'in hiç kaydı yok, ya da tek tük kaydı var sanılıyor. YANLIŞ!
O gün Ortaköy'de Serhan Bali de söylüyordu: Bugün Leyla Gencer'in 300'e yakın yayınlanmış kaydı var. ( www.Leylagencer.eu internet sitesine girerseniz görürsünüz) Ve bunlar bir zamanlar korsan çekilmiş bile olsa, bugün plak sanayinin dolaşımında "resmi" kayıtlar! Başka nasıl söylesek ki!
Peki ülkemizde neden rahatlıkla bulunmuyor? Bu sorunun yanıtını herhalde bizim toplumumuzun önceliklerinde aramak gerekiyor. Bu soruyu Türkiye'deki plak şirketlerine, kayıt şirketlerine, plakçılara sorduğunuz gün, bizim ülkemizde de bu kayıtlar satın alınır duruma geliriz.
Bir açıklama daha: (Reklam gibi olmasın ama... Ya da olsun!) Okurlar benden ha bire "Tutkunun Romanı:Leyla Gencer" kitabını istiyor... Ah işte bunu benden değil, kitapçınızdan istemelisiniz! Doğan Yayıncılık geçen hafta kitabı yeniden bastı. Kimsenin haberi olmasa da, birinci değil, onuncu baskısı olduğundan vitrinlerde, kitapçılarda görmeseniz de bilin ki, depolarında, bir köşede vardır... Benden söylemesi...
Cumhuriyet- 13 Haziran 2008
Paylaş
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
Zeynep Oral
Gazeteci , yazar, feminist, İnsan Hakları savunucusu, Barış eylemcisi, STK (Sivil Toplum Kuruluşları) bağımlısı; çok sesli, çok renkli yaşam tutkunu… Halen Cumhuriyet Gazetesi yazarı ve PEN Türkiye Yazarlar Derneği Başkanı.
Arama Yapın
Kategoriler
EdebiyatTiyatro
Plastik Sanatlar
Kadın Olmak
Memleket Hali
Müzik
Sinema
Çevre
Tüm Kategoriler