Korkuyla umut arasında...
20 Ağustos 2026 - Zeynep Oral -
Sakın yukarıdaki başlığa bakıp politik bir şeyler okuyacağınızı sanmayın! İki haftadır yazmıyorum. Tatil yaptım desem değil. Dinlendim desem hiç değil.
Bu memlekette insanın aklı dinlenmiyor ki! Daha doğrusu dinlenmesine izin verilmiyor. Adalet dinlenebilir, demokrasi sıra bekleyebilir, vicdan yok sayılabilir ama emekçiler, emekliler, muhalif olanlar, biat etmeyenler, kara para aklamayanlar, asla dinlenemez.
Üstelik son yıllarda çocuklarım, torunlarım, dostlarım hep bir ağızdan “Sakın iktidarı ve yardakçılarını eleştiren bir şey yazma! Başımıza iş açma!” deyip duruyor. Sevgiyle, beni korumak için söylüyorlar. Anlatamıyorum ki günümüzde isteyen istediğini her an içeri attırabilir diye. (Bkz: Binlerce örnek)
80 yıldır yaşadığım ülkemde, 60 yıla yaklaşan gazetecilik hayatımda bugün oturup “Acaba bunu yazarsam başıma ne gelir?” diye düşünüyorsam... Haydi hep birlikte haykıralım: “Yaşasın demokrasi!”
KORKMAK MI?
Malum korkunun ecele faydası yok. Ama gelin görün ki korku yalnız insanları hapsetmez. Korku kelimeleri hapseder. Soruları hapseder. Merakı, itirazı, eleştiriyi, mizahı hapseder. Ve sonunda insan kendi kendisinin sansürcüsü olur.
O halde ne yapayım? “Tatil öldü, yaşasın yeni tatiller!” diye neşeli bir yazı mı yazayım? Denizden, güneşten, begonvillerden, yediğim balıktan, içtiğim rakıdan mı söz edeyim? (Yok bu sonuncusu da yasak!)
Yazı yazmayınca, gözümü kapatınca, kulaklarımı tıkayınca memleket ortadan kaybolmuyor ki! T
atilde ben yazmasam da Türkiye yazmaya devam etti. Cezaevlerindeki çileyi, Tayfun Kahraman’ın Vera özlemini; madencilerin direnişini; amiral Türker Ertürk’ün tutuklanışını, Nasuh Mahruki, Sinem Dedetaş, Deniz Göktaş’ın ve nicelerinin onurlu duruşunu... Sosyal medya hesaplarına getirilen erişim engellerini... Muhalif belediyelerin, operasyonlarla CHP yardımıyla AKP’ye geçişini... Herkesin bildiği ama bilmezden geldiği gerçekleri... Tarikatların sanki STK’ymiş gibi, kiminin “suçlu” kiminin “masum” ilan edilmesini... Silivri zulmünü... Korkunun günlük hayatımıza sızmasını...
Bunlar devam ederken “malum koro” hep birlikte haykırmaya devam etti: “Yaşasın demokrasi, yaşasın barış, yaşasın terörsüz Türkiye!” Sanki bu saydıklarım “terör” değilmiş gibi.
UMUT MU?
Demokrasinin ölçüsü yalnız sandık değildir. Demokrasinin ölçüsü, bir yurttaşın konuşurken, tepki gösterirken, yazı yazarken korkmamasıdır.
Ancak... Yok öyle vazgeçmek... Bu yazıyı karamsarlığa teslim etmeyeceğim. İzne ayrılırken “Yazı söz dinlemiyor” demiştim. Şimdi de benim klavye karamsarlığı yasaklıyor. Çünkü umutsuzluğa geçit yok.
Çünkü aynı anda yeni bir yol açılıyor. YENİ Parti kuruluyor. Bu yazıyı bitirir bitirmez YENİ Parti’ye üye olacağım.
Benim için önemli olan yalnızca yeni bir tabelanın asılması değil. YENİ Parti’ye inanmak istiyorsam bunun nedeni “yeni” sözcüğünün kendisi değil. Eski yanlışları tekrarlamama olasılığıdır. Üyelerinin söz sahibi olduğu bir parti vaadidir. Güçlü bir Meclis, kuvvetler ayrılığı, hukuk devleti, eşit yurttaşlık, sosyal devlet vaadidir. Ve hepsinden önemlisi: Korkmadan konuşabileceğimiz bir Türkiye umududur.
Hiçbir partiye kayıtsız şartsız inanmak istemiyorum. Ben ilkelere inanmak istiyorum. Hukukun üstünlüğüne. Laikliğe. Kadın erkek toplumsal eşitliğe. Düşünce ve ifade özgürlüğüne. Bağımsız yargıya.
Ve egemenliğin gerçekten ama gerçekten millete ait olduğuna...
YENİ Parti bunları hayata geçirdiği ölçüde yenidir. Yoksa tabelaların yenilenmesiyle memleket yenilenmez.
Torunlarıma korkuları değil, cesareti miras bırakabilmek için mücadeleye ve yazmaya devam derken “tatil” yazısını bir başka güne bırakıyorum.
Deniz bekler. Günbatımı, begonviller bekler. Ama... Adalet beklemez.
Şunu da söylemeden bitirmeyeyim:
Memleketin içler acısı durumuna karşın: Çeşme, Ilıca, Alaçatı’da birbiri ardından kitapevleri, kitap kahveleri açılıyorsa... Yöredeki bütün Arkas müzeleri her daim ziyaretçilerle doluyorsa... Bodrum Yarımadası’nda yerli yabancı devlet balelerinin temsilleri, festivalleri, konserleri, sergileri her daim dolup taşıyorsa... Akyaka’da sokakta yürüyen, denize giren birbirini hiç tanımayan insanlar, hâlâ birbirlerine günaydın deyip gülümsüyorsa... Korkunun kazanmasına, umutsuzluğun egemen olmasına izin veremeyiz.
Paylaş
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
Zeynep Oral
Gazeteci , yazar, feminist, İnsan Hakları savunucusu, Barış eylemcisi, STK (Sivil Toplum Kuruluşları) bağımlısı; çok sesli, çok renkli yaşam tutkunu… Halen Cumhuriyet Gazetesi yazarı ve PEN Türkiye Yazarlar Derneği Başkanı.
Arama Yapın
Kategoriler
EdebiyatTiyatro
Plastik Sanatlar
Kadın Olmak
Memleket Hali
Müzik
Sinema
Çevre
Tüm Kategoriler