Menü

İnsanları Yakmak Serbest, Yakılanları Anmak Serbest


03 Temmuz 2011 - Zeynep Oral -

Yangın dinmiyor. İçimdeki ve dışımdaki yangın sürüyor hala!

Ortaçağda değildi. 18 Yıl önceydi. 2 Temmuz'daydı. Sivas'taydı. Göz göre göre, planlı programlı, bilerek isteyerek 35 aydınımızı yaktılar, yok ettiler. Ben unutmadım.

Hazırlıklarını önceden yapmışlardı. "Müslüman Kamuoyuna" diye başlayan bildiriler dağıtılmış, yerel gazetelerde yayınlanmıştı. Sonradan bu bildirilerin Sivas Emniyet Müdürlüğünde hazırlandığı, oradan yollandığı ortaya çıkacaktı. Hiç unutmadım.

8 Saat sürmüştü emniyet güçlerinin ve askerin seyrettiği katliam... Başbakan Tansu Çiller'in "otel dışındaki vatandaşlara bir şey olmadığı için sevinçliyiz" dediği katliam... "Gazanız Mübarek olsun Müslüman Kardeşlerim" diyerek Refah Partili Belediye Başkanının fetva verdiği, valinin ciddi bir şey olmadığına inandığı katliam... Hiç ama hiç unutmadım.

O gün orada yakılan sadece 35 aydınımız değildi. Hukuk devleti anlayışı, düşünce özgürlüğü, insan hakları, yaşama hakkı, değer yargıları, Cumhuriyetin temel ilkeleri de yanıyordu.Unutmadım.

Sonraki o korkunç duruşmaları da unutmadım: Ankara'da... Göstermelik sanıkların "Bir Sivas yetmez" haykırışlarını... Sanıkların tehditleri karşısında hakimlerin, savcıların ve biz gazetecilerin korkup kürsülerin, sıraların altına saklanışımızı... Ve davaların zaman aşımına uğramasını...

Önceki gün açıklandı: Sivas Valisi, Madımak önünde toplu anmaya izin vermeyecek diye... Katliamı engelleyemeyenler, sevdiklerimizi anmayı engelliyor! Bu da unutulmamalı.

Yazar Zeynep Altınok Akatlı, bu yasağın hesabını sorarken, "Sizin hiç babanız yandı mı? Hiç evladınız öldü mü? Siz kimi o otelden uzak tuttuğunuzun farkında mısınız? Oradan uzak tutamadıklarınızı adaletten uzak tutmayı pekâla biliyorsunuz," diyordu.

Bugünkü iktidar, inatla orada bir Utanç Müzesi ya da İnsan Hakları Müzesi kurmaktan kaçındı.

Bu yazıyı yazarken, Cumartesi günü Sivas'ta yaşananları henüz bilmiyorum... Ama bildiğim, ortaya o utanç müzesi kurulmadıkça yanmaya devam edeceğimiz...

Toplumsal belleğimizde açılan yarayı, küllerle örtbas edemeyiz. Unutulmuşluğa terk edemeyiz. Yok sayamayız. Olmamış gibi yapamayız.

Kalem ve Toprak

Gözümün önünden hiç gitmiyor… Geçen Hazirandı. Kurtarılmış bir haziran...

Hulki Aktunç, Metin Altıok Şiir Ödülü'nü, sevgili Füsun Akatlı'nın elinden alıyordu. Notre Dame de Sion Fransız Lisesi'nin güzelim tiyatro salonundaydık.

O, şairlerin hası ve ası, şiirini hem geçmişle hem gelecekle çoğaltandı. Öykülerinde, kurduğu "dil" ve "dünya" ile algılarımı değiştiren, dönüştürendi.

O Haziran akşamı:

Kucaklaşmalara şiir, müzik, dayanışma ve gözyaşları katılıyordu. İzleyiciler arasında Leyla Erbil ve Yaşar Kemal; sahnede Ataol Behramoğlu2nun dizelerini müziğe şarkıya döken Zülfü Livaneli... İnsanın hası, sanatın , edebiyatın hasıyla kanatlanıyorduk.

En çok, Hulki Aktunç2un yeniden Cumhuriyet'te yazmasıyla duyduğumuz sevinci paylaşıyorduk. "Arı Düşünce" başlıklı köşesinin ilk yazısında, sınıfsal bakış açısını hepimize bir kez daha anımsatmıştı! "Yansak da kül yutmayalım." diyerek...

"Kalem ve Toprak" şiirinde şöyle diyordu:

"Bir kalem dikin toprağıma / İki ucu da açılmış sipsivri / Bir elime bir gece yapraklarına
Bir kalem dikin toprağıma / Tam da erken bahar vakti /Azar da kök salar belki /
Elim gece yapraklarına
Bir kalem dikin mezarıma / Yan yana gelmemiş / Sözcükler var daha"...

Işık içinde yatsın. Sözcükleriyle aydınlanmayı sürdüreceğiz... Belki yanarak, ama kül yutmadan...

Cumhuriyet - 3 Temmuz 2011

Paylaş

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Zeynep Oral

Gazeteci , yazar, feminist, İnsan Hakları savunucusu, Barış eylemcisi, STK (Sivil Toplum Kuruluşları) bağımlısı; çok sesli, çok renkli yaşam tutkunu… Halen Cumhuriyet Gazetesi yazarı ve PEN Türkiye Yazarlar Derneği Başkanı. 

Devamı

Sosyal Medya

 
© 2021 Tüm hakları saklıdır.