Menü

Hong Kong Kültürel Kimliğini Arıyor (1)


24 Kasım 2002 - Zeynep Oral -

Hong Kong beş bin yıllık Çin geleneğiyle , 150 yıllık sömürgeci etkiler arasına sıkışmış acayip bir diyar. En "arkaik" olanla en "modern" olanın , en yoksulla en varlıklının , en üreticiyle en tüketicinin yanyana, içiçe, bir arada yaşadığı bir kent.

1997'de İngiliz hegemonyası sona erip, Çin'le bütünleştiğinden, Çin Halk Cumhuriyeti'ne bağlı "Özel Yönetim Bölgesi" olduğundan beri gitmemiştim Hong Kong'a. Daha önceki gidişlerimden ise doğası, çok renkliliği, insan, koku, tat ve görüntü çeşitliliği ve zenginliği, yaşam karmaşası , hele hele festivalleriyle büyülemişti beni.

Acaba on yıl önce izlediğim ve o gün bugün unutamadığım "Asya Sanatları Festivali" hala devam ediyor muydu?

İşte bu soruyu soran bir mektup attım Hong Kong'a ve hayatım değilse de kasım ayı programım değişiverdi. Yanıt hem Hong Kong'dan hem de Hong Kong Turizm Birliği Türkiye Temsilcisi Naz Külhancı'dan geldi. Asya Sanatları Festivali değil , artık her yıl farklı bir temayı ele alan bir festivalleri vardı. Bu yılın teması ve başlığı "Sanatta Yeni Ufuklar"dı. Veee, eğer ilgileniyorsam, birkaç günlüğüne davet ediyorlardı!

Doğu - Batı kesişmesi

Hong Kong'dayım. Sanatta Yeni Ufuklar Festivali'nde. Yenisiyle eskisiyle , ha bire yükselen ufuk çizgisi ve derinlere dalmış kökleriyle , kent zaten başlı başına bir festival.(Bu da bir başka yazı konusu). Ama ben dikkatimi Hong Kong Kültür Merkezi'ndeki festivale yoğunlaştırıyorum.

Boy boy konser ve tiyatro salonlarını, galerileri ve çok zengin bir güzel sanatlar müzesini içeren, Hong Kong adasını çevreleyen tüm suları , tüm ışıkları , camlarında çoğaltan , çok işlevli bir kültür merkezinde yer alıyor festival.

Bu yıl üçüncüsü yapılıyor. İlkinde, tema "Yeni bin yıla Övgü" (2000) diye; ikincisinde "Çin'den efsaneler" (2001) diye belirlenmiş. BU kez "Yeni Ufuklar" ya da "yeni eğilimler" teması bence daha çok Doğu-Batı ekseni üzerinde , gelenekselle yeni açılımlar arasında bir yolculuktu.

Hayır amaçlanan o dilden düşmeyen doğu batı sentezi değildi. "Sentez" diye diye ikisinin de özelliklerinin yok edildiği öyle çok karmaşaya tanık olmuştum ki, artık bu sözcüğün kullanılmaması beni çok rahatlattı. Burada söz konusu olan ikisinin kesişme noktalarından, farklılıklarından yararlanıp, yaratıcı güce olanak sağlamaktı.

Zengin programda (festivalin tümü bir ay sürüyor ve 15 kadar temsil/konser yer alıyordu) "tanıdık" tek topluluk ve eser geçen yıl Uluslar arası İstanbul Tiyatro Festivalinde izlediğimiz Heiner Goebbels'in İsviçreden gelen topluluğu ve "Hashirigaki" eseriydi.

Amerika- Asya ekseni

Festivalde dört olay izledim. Bunlardan biri A.B.D. den gelmiş George Brooks' Summit topluluğu ile Hintli müzisyen Zakir Hussein'in cazdan Hint Müziğine uzanan konseriydi. Etnik müzikle, evrensel ezgiler arasında gidip gelen , "Hint cazı"ndan, "Amerikan Raga"sına sıçrayan, doğaçlamaya ve sürprizli seslere yer veren konseri, caz donanımı benimkinden daha çok olanlar herhalde daha çok tat alarak izledi...

A.B. -Asya işbirliğinin bir başka örneğini "Guanyin - Evren'in Çığlığını Duyan / Gören Kadın" adlı sahne olayında yaşadık.

Brenda Wong- Aoki , San Fransisco'da yaşayan, Çin, Japon ve İspanyol kökenli bir aileden gelen bir sanatçı . Yazar, oyuncu, şarkıcı, dansçı. Belki de günümüz meddahı demem daha doğru olur. Kendi yazdığı öyküyü, Mark İzu'nun bestelediği , Hong Konk'lu bir müzik topluluğunun yorumladığı müzik eşliğinde anlatıyor, oynuyor sahnede. Japon geleneksel Gagaku müzik ustası Suenobu Togi , geleneksel çalgılalarla öyküye karışıyor.

Bunca yabancı isim sizi şaşırtmasın. Sonuçta yeryüzünün her yerinde geçerli , bildiğiniz evrensel bir öyküyü , çok farklı sesler ve görüntülerle izlemiş oluyorsunuz. Öykü , çocukluktan yaşlılığa kadın olmanın binbir hali... Taoizmden , Japon İmparatorunun sarayına, San Fransisco'nun sokaklarından Hong Kong'un adacıklarına, öykü değişmiyor. Değişen, anlatım biçimleri.

Aşka övgü...

Geldik en yaratıcı çalışmalara....

"Eşik", günümüzün ünlü Çinli besteci Tan Dun'un bir operası. (Onu "Kaplan ve Ejderha" filminin Oscar ve Grammy ödüllü müziğinden tanıyabilirsiniz) Tan Dun'un müzik üzerine geliştirdiği sayısız kuramı var. Özetlemem gerekirse , büyük orkestra müziğini görselleştirmeye, orkestrayı tiyatroya katmaya, tıpkı dans tiyatrosu gibi müzik tiyatrosunu da geliştirmeye çalışıyor.

"Eşik" adlı eserinde üç kadın kahramanı bir araya getirerek yola çıkmış. 19. Yüzyıl Pekin Operası "Hoşça kal Sevgilim" den Yu Ji birincisi.. 16. Yüztyıl İngiltere'den .Shakespeare'in Romeo Juliyet"inin Juliyet'i ikincisi ... 18. Yüzyıl Japonya'dan Chikamaysu'nun " Aşk İntiharları"eserinden Koharu üçüncüsü....

Bu üç kadın da aşk yüzünden intihar etmiş.

"Eşik" de üç kadın, ölümden sonra , ruhlarının özgür kalıp kalmamasını belirleyecek "Hakim"in önündedir ve neden intiharı seçtiklerini anlatırlar. Operada "Hakim "rolünü üstlenen ise besteci ve aynı zamanda Guangzu (Canton( Senfoni Orkestrasını yöneten Tan Dun'dan başkası değil.

Üç ayrı kültürün üç ayrı kadını elbet ki üç ayrı teknikle ölümlerini anlatıyor: Birincisi geleneksel Pekin Operası'nın ünlü oyuncusu Şi Min tarafından , groteske varan oyunculuk ve "minik melodilerle" Çince... İkincisi Amerikalı Soprano Nancy Allen Lundy tarafından batı geleneğindeki görkemli opera aryalarıyla İngilizce... Üçüncüsü Japonların geleneksel kukla oynatıcısı Zhang Hua Hua tarafından kukla eşliğinde...

Sahnede hem bu üç oyuncuyu , hem "Hakim"- orkestra şefini önceden kaydedilmiş değil, anında yakalayan bir kamera , arkasındaki dev ekranda kah oynatarak hak dondurarak, görünmeyeni görür kılıyordu.

Farklı kültürleri, farklı tiyatro ve müzik yöntemlerini , farklı sanat araçlarını ve alanlarını böylesi yetkin ve şaşırtıcı biçimde bir araya getiren bir başka eser izlemedim bu güne dek.

Toprağın Türküsü

Hong Kong Dans Topluluğu'nun sunduğu Mahler'in "Toprağın Türküsü" ise uyumun mükemmelliğin, duyarlılığın egemen olduğu bir şölen , eşsiz bir dans tiyatrosuydu.

Mahler bu eseri ortaçağda yaşamış Çin şairlerin şiirleri üzerine yazmıştı. Eser daha önce de dansa, baleye uygulanmıştı 1968'de Stuttgard Balesi tarafından... Ancak şimdi ilk kez bir Çinli koreograf tarafından ele alınıyor , bir Çinli ressamın bu eser için hazırladığı resimlerle bütünleniyor; şiirler asıllarına uygun olarak yeniden ele alınıyordu ve bir Çin prodüksiyonu ortaya çıkıyordu. Bir bakıma Çinden Batıya giden, şimdi Batıdan Çin'e geliyordu.

Koreograf ve yönetmen Chiang Chin , Mahler'in bu belki de en otobiyografik diyebileceğimiz, en duygusal ve karamsar eserini sahnelerken yaşamdan ölüme uzanan çizgiyi doruk noktalarını vurgulayarak ele alıyordu.

Altı bölümde dünya nimetlerinden alınan tadı ama aynı zamanda kaçınılmaz olarak bu nimetlerden uzaklaşmanın, bunların yitip gitmesinden duyulan acıyı danslar kadar, bomboş sahnede eşsiz bir güzelliği yansıtan Chuang Che'nin resimleriyle de destekliyordu. Yalınlık , görüntü ve devinim ekonomisi, folklor tuzağına düşmeyen tepeden tırnağa Çine özgü çizgiler, ezgiler... Bütün bunlar dansı şiire, resmi müziğe, müziği ve sesi uçucu hüzünlü bir dansa çeviriyordu.

Kerstin Nerbe'nin yönettiği orkestra, Anlatıcı Lisa Lu, Tenor Warren Mok, Mezzo Soprano Ulrika Tenstam, ve Hong Kong Dans topluluğu elemanları , "gençliğe dair", doğaya dair", " güzelliğe dair", "bahara dair" ve ölüme dair eşsiz bir şölen yaşattılar bize.

Evet Hong Kong kültürel kimliğini arıyordu. Ancak gerek bu eser , gerek "Eşik" adlı opera o kimliği yakalayabildiğini ve yaratıcı güce çevirebildiğini gözler önüne seriyordu.

24 Kasım 2002

Paylaş

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Zeynep Oral

Gazeteci , yazar, feminist, İnsan Hakları savunucusu, Barış eylemcisi, STK (Sivil Toplum Kuruluşları) bağımlısı; çok sesli, çok renkli yaşam tutkunu… Halen Cumhuriyet Gazetesi yazarı ve PEN Türkiye Yazarlar Derneği Başkanı. 

Devamı

Sosyal Medya

 
© 2021 Tüm hakları saklıdır.