Hiroşima: Dün müydü yarın mı?
08 Ağustos 2008 - Zeynep Oral -
Amerikan Hava Kuvvetlerinin saldırıları Japon kentlerini çoktan yerle bir etmişti. Artık Japonların yenilgisine kesin gözüyle bakılıyor , bir an önce teslim olmaları bekleniyordu. 5 Ağustos gecesi, gece yarısından hemen sonra hava saldırısının habercisi sirenler, bu kez Hiroşima’da duyuldu. Millet sığınaklara koşuştu. Sabaha karşı 02:10’da tehlikenin geçtiği bildirildi. Herkes evine döndü. Çevredeki kentlerden, sanayi kuruluşlarından, lise ve üniversitelerden Hiroşima’ya gelmiş “Gönüllü Gençlik Birimleri” o sabah saat yedide işe başladı. Pırıl pırıl bir hava vardı…
Saat 8’i geçmişti ki, Hiroşima Merkez Radyosu’nda o sabah görevli olan spiker Masanobu Furuta “Acil uyarı” mesajını aldı. Canlı yayına bağlanmak üzere koridorda koşarken elindeki mesaja bir göz attı. “Saat 8:13. Ordu Bölge Komutanlığından bildirilmiştir: Üç büyük düşman uçağı yaklaşmakta olup…” Mikrofonun düğmesine basıp yayına girdi. Cümleyi tamamlayamadı…
6 Ağustos 1945 sabahı saat 8:15’te dünyanın ilk atom bombası, Hiroşima kentinin 580 metre üstünde patladı. Havada oluşan çapı 100 metrelik ateş topu, saniyenin on binde bir süresinde 300 bin santigrat ısıya ulaşıp çevreyi kavurdu. O anda yerdeki sıcaklık 6 bin dereceydi.
Tam 63 yıl önceydi… Bugünkü nükleer silahlarla karşılaştırıldığında “küçük” sayılacak bir bombaydı. Üç gün sonra da Nagazaki’ye…
Savaşlara, saldırılara, işgallere ve bombalara isim takmayı seviyor insanoğlu: İlk bombaya “Little Boy” ( Küçük Oğlan) , ikincisine “Fat Man” Şişman Adam” adını takmıştı Amerikalılar.
“Barış için” diyorlardı. Sözüm ona, İkinci Dünya Savaşını bitirmek için , barışı sağlamak için atom bombasını atacaklardı. Oysa Almanya yenilmişti, Japonlar teslim olmaya hazırdı. Ama ne var ki “Manhattan Projesi” beş yıldır sürdürülüyordu…
Sonra… Sonra hiçlik, sonra ölüm, sonra yokluk…
Sonra.. Yeryüzü var oldukça, hiç ama hiçbir insanın belleğinden silinmeyecek olan bir ad: Hiroşima …
“Benim adım Hiroşima” olacaktı tüm unutmaların, tüm anımsamaların adı…
Ya bugün?
Bugün, 8 Ağustos 2008. İki gün önceydi 6 Ağustos… Daha az mı anımsadık? Daha çok mu unuttuk? Yoksa bana mı öyle geldi? Bilmiyorum…
Bugün dünya bin kat daha çok şiddetle sarılı, bin kat daha çok kanıyor, bin kat daha çok tehdit altında… Acaba bu nedenle mi daha az anımsadık, daha çok unuttuk?
O gün de yalan söylenmişti. Anımsayın: Neden Atom bombası atılmıştı? Gülümsediğinizi görür gibiyim: Savaşı bir an önce bitirmek için; daha çok kan dökülmesini önlemek için, Barış için!!! Sovyetlere gözdağı vermek için bile denmemişti! Hele, hele sonrasında radyasyondan hiç mi hiç söz edilmemişti.
Anımsayın bugün söylenen yalanları! Irak’ta bir türlü bulunamayan kitle imha silahlarını! Dünle bugünün yalanları arasındaki fark, bugünkülerin yalan olduğunu anında biliyoruz ama sonuç değişmiyor. Küresel yalanlar, küresel gerekçeler uyduruyoruz!
Ben Hiroşimayı, işgalden hemen önce Bağdat’ta gördüm. Bağdat Çocuk hastanesinde, Birinci Körfez savaşı sonrasında uranyum yüklü havayı soluyan, uranyum yüklü sulardan içen, uranyum yüklü topraklarda oynayan çocukların ve ailelerinin acısında ve çaresizliğinde gördüm…
Birkaç gün önce The Guardian gazetesinde John Pilger , Bosnalı Sırp savaş suçlusu Karaciç’in yargıya teslim edildiğini ancak Şaron ve Olmert’in , Bush ve Blair’in neden kayırıldığını, neden adalete teslim edilmediğini sorguluyordu.
Bugün Hiroşima Belediye Başkanı Akiba ''atom bombalarının sonsuza dek yasaklanması için'' çağrıda bulunurken, BM'de 170 ülkenin atom bombalarının yasaklanmasına destek verdiğini, 20 ülkenin ise buna karşı çıktığını anımsatıyor. BM Güvenlik Konseyi'nin nükleer güç sahibi beş daimi üyesi ABD, Rusya, İngiltere, Fransa ve Çin en başta karşı çıkanlar…
Birkaç yıl önce Hiroşima’daki “Barış Parkı”nı,” Barış müzesi”ni gezdiğimde savaşa ve atom bombasına ilişkin tüm ayrıntıları , tüm tanıklıkları ve cehennemi yeniden yaşamıştım. Ancak, müzede olsun, müze dışında olsun Hiroşima’da hep, her yerde vurgulanan dünün korkunçluğu ve vahşeti değildi. Vurgulanan yarını bekleyen tehlike, yarına yönelik tehditti!
Çünkü bu nükleer silah bir kez yaratılmıştı, geliştirilmişti, öyleyse denenmesi gerekiyordu!
Tiyatro sanatında bir kural vardır: Eğer oyunun başında dekorda bir silah görünüyorsa, oyunun sonuna dek o silah mutlak kullanılacaktır! Tıpkı yaşamdaki tgibi!
Hiroşima’da her yerde aynı çığlık yükseliyordu: Bugün de dünyada nükleer denemeler sürüyordu… Oysa Atom bombasının yeniden bir daha kullanılmasını önlemenin tek yolu vardı.: O da yeryüzünde bu deneylere son vermek! Ama bugün olduğu gibi kimi ülkelere nükleer silah izni verip, kimilerine yasaklamak çare değildi, olamazdı!
Unutmamanın Önemi
Unutmanın, unutmamanın, anımsamanın, yeniden yeniden hatırlayarak unutuşa varmanın labirentleri arasında dolaşıyorum… Bunların belleğimizdeki ve bedenimizdeki, ama belki de en önemlisi kişiliğimizdeki etkilerini kavramaya çalışıyorum…
Aradan yıllar geçse de unutmamak gerek, içimizdeki “Hiroşima”ları! Dünün ve Yarının “Hiroşima” larını!
Belleksiz toplumların bugünün gençleri dünkü Hiroşima’yı Nazım Hikmet’in, Melih Cevdet Anday, Ceyhun Atuf Kansu’nun , Dağlarca’nın şiirlerinde , Oktay Akbal’ın, Aziz Nesin’in kitaplarında tanıyabilir…
Benim dünkü Hiroşimqalarla en güçlü ilk karşılaşışım Marguerite Duras’nın yazdığı, Alain Resnais’nin ölümsüzleştirdiği “Hiroşima Sevgilim” filmindeydi. İki tutkulu insanın, bir kadınla bir erkeğin, her şeyi unutmak için , her şeyi en ufak ayrıntısına dek bir bir hatırlamalarını gösteriyordu, anlatıyordu o film…
Kurosawa’nın “Ağustosta Rapsodi” filminin yaşlılarıyla birlikte izledim Nagazaki semalarındaki açılıp kapanan o korkunç gözü…
Yarının “Hiroşimalarına” karşı tetikte olmak içinse, dünyayı çok hem de çok iyi izlememiz gerek. Bir de Hiroşima’nın unutturulmasına izin vermemek gerek.
Cumhuriyet- 8 Ağustos 2008
Paylaş
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
Zeynep Oral
Gazeteci , yazar, feminist, İnsan Hakları savunucusu, Barış eylemcisi, STK (Sivil Toplum Kuruluşları) bağımlısı; çok sesli, çok renkli yaşam tutkunu… Halen Cumhuriyet Gazetesi yazarı ve PEN Türkiye Yazarlar Derneği Başkanı.
Arama Yapın
Kategoriler
EdebiyatTiyatro
Plastik Sanatlar
Kadın Olmak
Memleket Hali
Müzik
Sinema
Çevre
Tüm Kategoriler