Menü

Göçmen olmak… Kadın Olmak…


13 Mart 2005 - Zeynep Oral -

Bakmayın siz Başbakanın “Kadın Günü, 8 Mart … 6 Mart’ta sokağa dökülmenin alemi nedir…” gibilerinden çok akıllıca ve isabetli düşüncelerini veciz bir biçimde dile getirmesine, kimimize senede yalnızca bir gün konuşmak ve taleplerimizi duyurmak yetmiyor...
Nitekim daha 4 Mart’ta Almanya’daki Demokratik İşçi Dernekleri Federasyonu’nun (DİDF’in) çağrılısı olarak Mannheim Kadın Grubu’nun toplantısına, 5 ve 6 Martta Stuttgart’da Kitap Günleri çerçevesinde Stuttgart Dostluk ve Dayanışma Derneği’nce düzenlenen biri “Dünden bugüne kadın olmak”, öteki “Kitapların aydınlığında” başlıklı toplantılara konuşmacı olarak katılacaktım. Ben onlara Türkiye’deki kadın sorunları konularındaki son gelişmeleri anlatırken onlardan da Almanya’daki Türkiyeli kadınların sorunlarını dinleme, öğrenme olanağını buldum.

Bugün Mannheim’ın nüfusu 360 bin, Türklerin sayısı 26 bin… Stuttgart’ın 650 bin nüfusunun, 27 bini Türklerden oluşuyor. Almanya’da “yabancı”, Türkiye’de “Alamancı” olmanın kıskacından, yani dışlanmaktan , ayırımcılıktan kurtulabilmeleri kolay değil.
Dünyanın her yerinde , göçmen olmak, köklerinden koparılmış olmak , anadilinle topluma entegre olamamak, ekonomik ve politik yapılanmalarda kendine yer açmak ya da açamamak başlı başına bir sorun. Ancak KADIN OLMAK , hiç kuşkusuz bu sorunları katlayarak çoğaltan ve insanın en derinlerinde iz bırakan artı bir neden.

Düşleriyle, düşünceleriyle, duruşlarıyla, söylemleriyle bende hayranlık uyandıran iki kadın , Fatma Demirci (Mannheim Kadın Grubu Başkanı) ve Pelin Şener (Almanya’daki Evrensel Gazetesi’nde gazeteci) bana Almanya’da kadın olmanın, göçmen olmanın gerçeklerini ve zorluklarını önüme sereceklerdi.
Bunları şöyle özetleyebilirim:

İşsizlik: Almanya’da neredeyse bir milyon Türkiye’den gelmiş kadın ve genç kız yaşıyor. Ve büyük bir çoğunluğu babaya, kocaya bağımlı yaşıyor. Rürkiyeden gelen kadınlar, ancak o işi yapacak önce bir Alman , sonra AB ülkesi vatandaşı bulunamazsa, o işte istihdam edilebiliyor. Dil sorunu olan, meslek eğitimi yapamayan kadınlar genellikle düşük ücretli vasıfsız işlerde, en kötü koşullarda, sigortasız, sendikasız çalıştırılıyor.

Daha da önemli temel sorun, “geleneklerin” , gerici değer yargılarının , dini baskıların, kadınların toplumsal yaşama katılmalarını önlemesiydi. İkinci, üçüncü kuşak kadınlar belki bu çemberin dışına çıkmayı başarabiliyordu ama bu yolda şiddete maruz kalan ve içine kapananlar çoğunluktaydı.

Her yıl yaklaşık 20 bin genç kız, evlendirilmek üzere, Türkiye’den Almanya’ya gönderiliyor. Almanya’ya vardıklarında pasaportları ellerinden alınıyor. Ve ilk üç yıl (önceden beş yılmış, yasa yeni değişmiş) oturma izni , çalışma izni, tüm sosyal haklar vb. için, her şey için, yaşamak için kocaya bağlılar. Neyle karşılaşırlarsa karşılaşsınlar, geri dönmek söz konusu değil. Baba evine dönmek hem büyük bir utanç, hem de pasaportsuz nereye dönebilirsin ki…
Açıkçası, Almanya’daki yasalar ve yapılanmalar hem göçmen, hem kadın olmanın yarattığı iki kat ayırımcılığı ve dışlanmayı önlemeye hiç mi hiç elverişli değil.

İşte bu noktada, Almanya’nın 38 kentinde örgütlenmiş Demokratik İşçi Dernekleri Federasyonu’nun , Mannheim’daki gibi kadın gruplarının misyonu çok önemliydi. Örgütlenme, hak arama, sorunları birlikte çözme çabası, dayanışma…

DİDF yetkililerinden Ali Carman, Almanya’da son yıllarda işçi haklarının gerilemesine ve 11 Eylül’den sonra yükselen yabancı düşmanlığına dikkati çekiyor: Sonuç: İçe kapanmanın ve gettolaşmanın artması… Bu nedenle politikalarını gözden geçirip, çalışmalarında ağırlığı yalnız Türkiye’den gelenlere değil , tüm emekçilere vermişler, kültürel bütünleşmeyi hedeflemişler.
Almanya’dan ayrılırken, aklımda ve yüreğimde, birbirinden çelişkili iki imge vardı: Biri eşine ender rastlanır nitelikte ve güçte, tüm aileyi çekip çeviren , bağımsız özgür, ayakları yere sağlam basan “dünya vatandaşı” Türkiyeli kadınlar … Ve Türkiye’den ayrıldıkları yılların ve yörenin tüm prangalarına sıkı sıkıya yapışmış kadınlar… Aynı imgeler erkekler için de geçerliydi elbet…

13 Mart- 2005- Cumhuriyet

Paylaş

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Zeynep Oral

Gazeteci , yazar, feminist, İnsan Hakları savunucusu, Barış eylemcisi, STK (Sivil Toplum Kuruluşları) bağımlısı; çok sesli, çok renkli yaşam tutkunu… Halen Cumhuriyet Gazetesi yazarı ve PEN Türkiye Yazarlar Derneği Başkanı. 

Devamı

Sosyal Medya

 
© 2021 Tüm hakları saklıdır.