Emek, Hayat , Edebiyat...
07 Kasım 2008 - Zeynep Oral -
O günleri yaşayanlar hiç unutmadı, unutamaz! 60’lı yıllar devrimci mücadele yıllarıydı...En çok, en çok umut yıllarıydı! Dünyada “Gerçekçi ol, imkansızı iste!” haykırışlarıyla, “düzen” sarsılırken, Türkiye’de mücadele bir kez daha ileri – geri kavgasında odaklanıyordu. Acılar çekiliyor, ağır bedeller ödeniyordu! ‘68’de Deniz Gezmiş tutuklandı. ‘69’da Beyazıt Meydanındaki genç ölüler, öğrenci ölüler , “Kanlı Pazar”ların ne ilk ne de son olmadığını kazıdı belleklerimize! 1970 Haziranında, Türkiye tarihinin en büyük işçi eylemlerinden biri gerçekleşti. Emek, 15-16 Haziran’da yürüyüşe geçti... Sonra 12 Mart 1971 darbesi ve yine baskı, yine işkence!.
Bütün bunlar olurken hayat devam ediyordu... Çocuklar doğuyor, çocuklar ölüyor, insanların kimi işe gidiyor, kimi greve giriyor,kitaplar yazılıyor, yayınlanıyor, dağılıyor, kitaplar toplanıyor, yasaklanıyor, yakılıyordu...
Yıl 1971 “Parasız Yatılı” adlı kitap yayınlandı… Yıl 1972 : “Kuşatma” adlı kitap yayınlandı…Yıl 1973 “Benim Sinemalarım” adlı kitap yayınlandı. Üçü de öykü kitabı… Füruzan adlı genç bir kadın yazarın eserleri...
Kadının bedeni vardı!
Yutarcasına okumuştum her üçünü de. Bu öykülerde bambaşka bir tat vardı! 60’lı yıllarda “Toplumsal gerçekçi” diye etiketlenmiş öykülere hiç benzemiyordu. Bireyi anlatıyor, sokağı anlatıyor, hayatı anlatıyordu ama bireyi anlatırken o , ben toplumu tanıyorum. Tanımaktan öte anlattıklarına dokunuyordum. Anlattıkları sahiciydi.
O tarihlerde ben henüz “feminist” demiyordum kendime, ama kadının hayatta olsun, edebiyatta olsun , ikinci ya da onuncu sınıf konumuna , uğradığı sömürü ve ayırımcılığa öfkeyi biliyordum. İşte bu genç yazar, bana kadınları , kızları ve çevresindeki ilişki ağlarını öyle bir anlatıyordu ki, bunu herkes bilmeli , bunun ayırımına herkes varmalı diye yanıp tutuşuyorum... Belki de ilk kez onun anlattığı öykülerde kadınların, kızların bir bedeni ,bir cinsiyeti olduğunu görüyordum.
Ezilen, horlanan, sömürülen, yok sayılanın, ama aynı zamanda direnenin, iz bırakanın, onurunu her pahasına koruyanın; yoksulluğun ama aynı zamanda emeğin ; en çok da duyarlığın öyküsüydü bunlar.
Beş duyumuza sesleniyordu
Bir kez okundu mu, yarattığı imgeler, belleği kolay kolay terk etmiyordu!
Kendine özgü bir dil yaratmış olması... Bu dilin ayrıntılarla zenginleşmesi... Bu dilin, beş duyumuza seslenmesi... Bu dili kullanışı çarpıcıydı! Öykülerinin görselliği vardı. (Haklısınız, sineması vardı!) Kokusu vardı. Dokusu vardı. Müziği ve sesi vardı!
Belki de en önemlisi , bu beş duyumuza seslenen öykülerde en çok sevgi vardı. Yazar’ın anlattığı insanlara duyduğu , adeta elle tutulur , somut bir sevgi...
Sonra hemen ardından 1974’de, “’68in romanı”, “47’liler” geldi.
Füruzan’la (öyküleriyle değil, kendisiyle) ilk karşılaşmam yanılmıyorsam 1972. İlk kitabıyla ilgili onunla ilk röportajımı yaptığımda, sandığımdan da genç ve güzel bir kadınla , kendine özgü duruşuyla karşısındakini etkileyen bir insanla büyülendiğimi çok iyi anımsıyorum. O gün bugün ayakları üzerinde tek başına durabilmenin onurunu ve emeği yücelti. O gün bugün yaşamı derinlemesine kavrama ve anlatma tutkusuyla, titiz işçiliğiyle, üretkenliğiyle, edebiyatımıza katkıda bulundu.
O yıllar boyunca
TÜYAP yayınlarından çıkan Faruk Şüyun’un “Füruzan Diye bir Öykü”adlı geniş açılımlı, akıllıca kotarılmış, keyifle okunan, öğrenerek okunan kitabı boyunca , dünle bugün arasında gidip geldim sık sık...
BU köşenin okurları Füruzan’ı okumuşlardır. Ama ben yeniden okumalarını önereceğim. İnanıyorum ki her okuyuşta yeni zenginlikler bulacaksınız!
Bu yazıyı yazarken daha ilk paragrafta, aklımın, yüreğimin bir köşesine, hatta omuz başıma geldi iki yazar daha yerleşiverdi... Bugün hayatta olmayan iki yazar... Sevgi Soysal ve Tomris Uyar.
’68 ‘den süzülüp gelmişlerdi ikisi de. Sevgi Soysal’ın “Tante Rosa” sı 1968’de; “Yürümek” adlı romanı 1970’de yayınlanmıştı. Müstehçenlikten yargılanan bu romanı, 12 mart döneminde tutukluyken yazdığı “Yenişehirde Bir Öğle Vakti” (1973) izleyecekti....
Tomris Uyar ‘ın ilk kitapları ise “İpek ve Bakır” 1971’de , Ödeşmeler “1973’de yayınlandı.
Politik süreçle kadının kendini ifadeye yönelmesi eş zamanlı ilerliyordu.
Bugün ikisini de sevgi ve saygıyla anıyorum.
İşte sevgili okurlar, 60’lı yılları böyle geride bırakıyorduk , o yıllarda genç olan bizler...
Cumhuriyet- 7 Kasım 2008
Paylaş
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
Zeynep Oral
Gazeteci , yazar, feminist, İnsan Hakları savunucusu, Barış eylemcisi, STK (Sivil Toplum Kuruluşları) bağımlısı; çok sesli, çok renkli yaşam tutkunu… Halen Cumhuriyet Gazetesi yazarı ve PEN Türkiye Yazarlar Derneği Başkanı.
Arama Yapın
Kategoriler
EdebiyatTiyatro
Plastik Sanatlar
Kadın Olmak
Memleket Hali
Müzik
Sinema
Çevre
Tüm Kategoriler