Dostlar Tiyatrosu’ndan : "Sivas '93..."
13 Ocak 2008 - Zeynep Oral -
Ortaçağda değil, yüzyıl önce değil, Cumhuriyet Türkiye'si öncesinde değil... Bundan on beş yıl önceydi. Sivas'taydı. 2 Temmuz 1993'deydi ... Cehaletin eyleme geçtiği gün ve geceydi... İnsanı, insanlığı, insanı insan yapan değerleri, ama aynı zamanda Laik Cumhuriyeti, hukuk ilkelerini, çağdaşlığın tüm değer yargılarını yok sayan bir zihniyetin 37 insanımızı katlettiği, öldürdüğü, yaktığı gün ve gece... Vicdanın yok edildiği, insanlığın utanç ve vahşet günü ve gecesi...
Nihayet, nihayet 15 yıl sonra, biri çıktı o günü ve geceyi, o günün ve gecenin öncesinde ve sonrasında yaşananları, o vahşeti yaratan zihniyeti, 40 yıldır benimsediği yöntemle, sanatıyla sorguladı, sorguluyor... Bu insan Genco Erkal.
Yaşamın ve tiyatronun gerçeği
Bugüne dek Genco Erkal ve Dostlar Tiyatrosu'nun oyun seçimleri, Türkiye'nin tarihsel gelişim sürecini, bu süreçteki toplumsal politik ekonomik gelişmeleri izledi. (Yalnız onun oyun seçimine bakarak, Türkiye'nin son 40 yıllık tarihi yazılabilir.) Böyle olması doğaldı da, çünkü misyonu olan, sorumluluk taşıyan bir tiyatro anlayışını benimsedi en başından beri. Bakıp da görmeyenleri, görüp de anlamayanları, anlayıp da korkudan ya da çıkar endişelerinden susanları, seyirci kalanları düşünmeye yönelten bir tiyatro...
Genco Erkal'ın yazıp yönettiği "Sivas ‘93", belgesel bir oyun. Ancak yaşamın gerçeğiyle, tiyatro gerçeğinin aynı olmadığının bilincinde Genco Erkal. Gerçeği sahnede yeniden kurgularken, farklı sanat alanlarından yararlanıp bunları harmanlıyor: Edebiyat, sinema, müzik ve tiyatro...
Metni sadece belgelerden, tutanaklardan, tanıklıklardan oluşturmuş. Nazım Hikmet, Aziz Nesin, Ataol Behramoğlu, Metin Altıok, Behçet Aysan, Uğur Kaynar, şiirleriyle metni besliyor.
Fazıl Say'ın çeşitli besteleri, hayır olaya eşlik etmiyor, sanki olayın omuriliğini oluşturuyor...
Hayır, omuriliği oluşturan oyun boyunca sahnedeki dev perdede izlediğimiz belgesel film... Oyuncuların da içine girip çıktıkları bu çok etkileyici film, Nurdan Arca (Ajans21) yapımı...
Meral Çetinkaya ve Genco Erkal gibi iki ustayla birlikte Yiğit Tuncay, Nilgün Karababa, Murat Tüzün, Cağatay Mıdıkhan, Şirvan Akan, edebiyat, müzik, tiyatro ve sinema arasında bir organik bağ kurarak, filmin içine, müziğin içine, dumanın, ateşin içine, kalabalıkların, yığınların içine girip çıkıyorlar. Neredeyse bomboş sahneyle, ağzına dek dolu salon arasında gidip gelen yedi oyuncu, sahnede yüzlerce, binllerce insan oluyor.
Bir daha olmasın diye
Sonra... Sonra... İzlerken, izlerken, türkülerini söylemeye, semah dönmeye giden gençlerle gülerken, karikatürlerini, kitaplarını imzalamaya gelmişleri kucaklarken... Sevinçle başlıyor Pir Sultan
Abdal şenlikleri...
Önlenebilecekken önlenmeyen tırmanış...
Genzim yanıyor... "Sivas Acısı" gelip içime yerleşiyor. Aziz Nesin'in dizeleriyle gözyaşları... Sonra birden susuşlar. Fazıl Say susunca, sahnedekiler susunca, sessizliğin bunca elle dokunurluğu, bunca somutluğu içimi ürpertiyor... Aynı elle tutulur somutluk aydınlık ve karanlık çelişkisinde, karşıtlığında da var...
Sessizlik ve karanlık... Belgeyi kesen bıçak. Yüreğe saplanan bıçak!
Duman... Madımak otelinde dumanlar yükselirken, ölümcül bir dansa dönüşüyor, kurtulma umudu, kurtulma çabası... Duman, alıp beni de götürüyor, yaşanan her anın gerçekliğine... Aklın kabullenmekte zorlandığı gerçeklik! Yüreği isyan ettiren gerçeklik!
Ne söylense sanki hep eksik kalacak bir gerçek... Ancak NASIL söylendiği çok önemli. Burada "nasıl", sanattan güç alıyor!
Yobazlığın, şeriat isteriz çığlıklarının öldürdüğü insanların yakınları o gün bugün 15 yıldır bu acıyla yaşıyor, o vahşeti sorguluyor. Suçluluların cezalandırılması için didinen, hak savunucusu, insan yaşamı, insan onuru savunucusu hukuk insanları da öyle! Kimi yazarlarımız, aydınlarımız, şairlerimiz de sorgulamaktan vaz geçmedi. Ama ya ötekiler??? Ya büyük kalabalıklar??? Ya siz???
"Sivas ‘93"ü bu ülkede yaşayan HER İNSAN GÖRMELİ! Bir daha olmasın, asla olmasın diye görmeli!
Oyunu izledikten sonra o vahşette yitirdiğimiz şair Metin Altıok'un kızı Zeynep'i gördüm. Oyundan sonra kendini nasıl hissediyordu?
Zeynep'in yanıtı hepimize yol göstermeli:
"15 Yıldır kendimi hiç hissetmediğim kadar iyi hissediyorum!"
Cumhuriyet- 13 Ocak 2008
Paylaş
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
Zeynep Oral
Gazeteci , yazar, feminist, İnsan Hakları savunucusu, Barış eylemcisi, STK (Sivil Toplum Kuruluşları) bağımlısı; çok sesli, çok renkli yaşam tutkunu… Halen Cumhuriyet Gazetesi yazarı ve PEN Türkiye Yazarlar Derneği Başkanı.
Arama Yapın
Kategoriler
EdebiyatTiyatro
Plastik Sanatlar
Kadın Olmak
Memleket Hali
Müzik
Sinema
Çevre
Tüm Kategoriler