Menü

Dağlarca


26 Mart 2000 - Zeynep Oral -

"Yazma Olayı"

Bir ülkede , yapılan yanlış bir iğne yüzünden , bir çocuk elsiz kolsuz kalıyor , bunu yapan kuruma ve kişiye 185 bin lira ceza kesilmekle "olay "hukuken kapatılıyorsa...

Bir kentte, en yüksek yetkili kişi, vali, karakollarda bulunan işkence aleti (Filistin askısı) karşısında "Birileri bir sopa bulmuş, büyütecek bir şey yok", diyor , diyebiliyor, böylelikle sistematik olarak hükmünü sürdüren işkenceye göz yumuyor, onaylıyorsa (göz yummak onaylamaktır) ; ve gelen onca tepkiye rağmen hala koltuğunda oturuyor, oturtuluyorsa...

Bir toplumda, bir yerde (Batman'da) ortaya dökülen pisliklerle bir başka yerde (Susurluk'ta) meydana gelen kaza arasındaki ilişkiyi, bağlantıyı herkes biliyor görüyor ama görmezlikten, bilmezlikten geliyorsa...

İnsan, insan sağlığı, insan yaşamı, insanlık onuru ayaklar altında çiğneniyorsa... Birey olarak hiçliğe, toplum olarak suskunluğa mahkumsan...

İnan sevgili okur, bu durumda sanattı, tiyatroydu, şiirdi, bunlardan söz etmek , yazmak, insanın içinden hiç mi hiç gelmiyor.

Siz bu yazıyı okuduğunuzda , yaşamını takma kol ve elle sürdürmek zorunda kalan küçük Ayşen'i belki unutmuş , verilen cezayı kanıksamış, adalete,hukuğa zaten inanmadığınızı bir kez daha tekrarlamış olacaksınız. Ama bu sayfaya yazımı iki, üç gün önce yazmak zorunda olduğumdan, ben hala şokun etkisindeyim. Ve inanıyorum hepsi bir bütün. Bireye yapılan haksızlık, topluma yapılan haksızlıktan geçiyor. Hiç biri , hani büyüklerimiz sık sık bu deyimi kullanıyor ya, "münferit olay" değil...

Oysa hafta ne güzel başlamıştı. Dünya şiir günü kutlanıyordu.

Hep söylerim, o bir gün "bahane"... Şiiri gündeme getirmek, insanların dikkatini şiire çekmek için... Şiirin yaşamımıza kattığı zenginlikten pay almak, şiirle çoğalmak için bahane... Tutunacak bir dal bulmak için...

Milliyet Sanat Dergisi olarak, Dünya Şiir Günü'nü bahane edip Türk şiirinin koca bir çınarına, Fazıl Hüsnü Dağlarca'ya bir plaket sunduk. Armada Oteli'nde, şairlerin ve şiir dostlarının bir araya geldiği toplantıda , o da bize şiir sevgisini, şiir tutkusunu anlattı. 86 Yaşında , hala üreten yüreğini sundu.

"Türkçem , benim ses bayrağım" diyen... "Türkçem söylüyor, ben yazıyorum" diyen , o...

"Her şiirden sonra sana yüz sopa deseler varım. Öyle severim şiir yazmayı, bir türlü doyamam. İki parmak, bir gözüm kalıncaya dek her şeyimi vermeye hazırım şiir için. İki parmak kalem tutmaya, bir göz okuyup yazmaya." diyen... "Şiir benim yakamı bırakmaz. Geceleri uyutmaz. Şiirsiz üşürüm. Ne giysem üzerime şiirsiz ısınamam..." diyen, yine o.

Çocukluğumdan beri okuyorum Dağlarca'yı . Ben okumaya doyamıyorum, o yazmaya... İçimden, sakın doymasın, sakın doymasın demek geliyor.

"Beni ne kadar çok çocuk okursa, o kadar çok yaşarım" diyen de o...

Ne yapıp yapıp, Ayşen'e Dağlarca'nın çocuklar için yazdığı şiir kitaplarını iletmeliyim.

Yazmak, biraz da dipsiz kuyuların en dibinde boğulmak ile bulutların üzerinde uçmak arasında gidip gelmek gibi bir şey galiba...

Öyleyse bu yazı, Dağlarca'nın "Yazma Olayı" adlı şiiriyle bitsin:
"Yazarken/ Değdirir gibiyim/ Yüzümü / Senin yüzüne. "

İşte, yine tutunacak bir dal buldum.

Paylaş

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Zeynep Oral

Gazeteci , yazar, feminist, İnsan Hakları savunucusu, Barış eylemcisi, STK (Sivil Toplum Kuruluşları) bağımlısı; çok sesli, çok renkli yaşam tutkunu… Halen Cumhuriyet Gazetesi yazarı ve PEN Türkiye Yazarlar Derneği Başkanı. 

Devamı

Sosyal Medya

 
© 2021 Tüm hakları saklıdır.