Menü

Cehennemi yok saydı...


27 Haziran 2008 - Zeynep Oral -

Auschwits ve Buchenwald kamplarından  gelip tiyatroda devrim yaratan tiyatro  ustası Josef Szajna öldü...

Cehennemi yok saydı...

Adın? 13583... Annenin adı? 431251... Babanın? 879213... Kurşunlar beynini parçalarken ne duydun? 42788543... Sevdiğin çiçeğin adı? 6473127...

"Replika" oyununun diyaloğuydu bunlar... Onlar, yani sayılar, tutuklulardır, savaşlarda ölenlerdir, işkencede ölenlerdir, savaş dışında katledilenlerdir, toplama kamplarına, tel örgülere, mahkum edilenlerdir... ..."Hayata dönüş" operasyonlarıyla hayattan koparılanlardır... Birinin inancı, ötekinin şiddeti, berikinin öfkesi, bir başkasının sömürüsü yüzünden katledilendir! İnsan olduğu için zulme mahkum edilendir...

Hayır böyle anlatmamalıyım: Baştan başlamalıyım:

Yalnız ülkesi Polonya'nın değil, dünyanın sayılı   tiyatro ustalarından Jozef Szajna, (Şayna okunur), birkaç gün önce aramızdan ayrıldı. 86 yaşındaydı. 

Tiyatroda devrim yaratmış sanatçılardan biriydi. Plastik sanatlardan yola çıkarak geliştirdiği  sahne kuramları ve uygulamalarıyla  evrensel çağdaş bir dil yaratmıştı. Gerçekleştirdiği tiyatroyla,  haksızlığa, zulme, sömürüye, şiddete, acımasızlığa ve insan onuruna ve insan yaşamına yönelik her tehtide meydan okumuştu.  Ondan önce yitirdiğimiz, iki vatandaşını, iki başka ustayı,  Tadeusz Kantor ile Jerzy Grotowski'yi derinden etkilemişti... Tiyatro düyasında iz bırakacak bir okul oluşturmuştu...

Körler Uygarlığına İsyan

Josef Szajna, Nazi işgali sırasında partizanlık ve sabotaj suçundan aranmaya başladığında 17 yaşındaydı... Sonra... Sonra cehennem... Auschwits ve Buchenwald kamplarında geçen beş yıl...  Ancak yıllarla ya da altı milyon ölüyle ölçülemeyecek karanlık ve hiçllik... O karanlığı , tıpkı koluna kazılmış kamp numarası gibi  hep içinde taşıdı ve o karanlığı aydınlığa dönüştürmek için çabaladı...

(Onu tanıdığımda yıl 1974'dü. Beklan Algan'ın davetlisi olarak, benim yazdığım "Adsız Oyun"un  İstanbul Şehir Tiyatrosu Deneme Sahnesinde  ilk temsilini seyretmek üzere  gelmişti İstanbul'a. Ve bir çocuk koluna kazınmış sayıyı gösterip "bu ne?" deyivermişti... Saatler süren yanıtını gözyaşları içinde dinlemiştik...)

Szajna yaşama, insanoğlunun başka insanlar için kurduğu cehennemlerde can vermek için hazırlanmamıştı. Yaşamı değiştirmek için hazırlanmıştı.  Yaşamı değiştirebilmek için yeni insan, yeni insana seslenebilmek için  yeni bir dil gerekiyordu.

Savaş sonrasında o yeni dili yaratabilmek için Krakow Güzel Sanatlar akademisinde ressam, grafiker ve tasarımcı olarak eğitim aldı. Nowa Huta  Halk Tiyatrosunda,  sonra Varşova Klasik Tiyatro ve en sonunda araştırma ve denemeye öncelik tanınan kendi tiyatrosu : Stüdyo tiyatrosu.

Daha ilk karşılaşmamızda anatmıştı: "İmgeleri söze aktarmaktan aciz körler uygarlığında yaşıyoruz... Gerçek yaşamdaki olaylar ve olgular  sanattakinden öylesine daha şaşırtıcı ki, bunlara anlama, kavrama ya da düşleme gücümüz yetersiz kalıyor..."

Szajna inanıyordu ki, sahnelediği oyunlar, açtığı sergilerle  bu körler uygarlığının önündeki engelleri kaldırabilir...

Görselliğin düşünce boyutu

Tiyatroyu tüm sanatların bir sentezi olarak gören; yöntem olarak diyalektiği benimseyen Josef Szajna'nın, dünyanın değişebilirliğine inancı sonsuzdu. Estetik değerlerini, tüm "izm"lerden koruması;  kalıplaşmış "tolumsal gerçekçilik" akımının tuzaklarına düşmemesi,  bunun sonucunda elde edilmiş bir kazanımdı.

Tiyatroda yarattığı dilin odak noktası plastik anlatımdı. Ancak onun plastik anlatımı yalnız görsel ögelerden oluşmuyordu. Gürültü ve sessizlik, müzik ve susuş, renk ve biçim, ışık ve ses, hareket eden cisimler ya da  duragan olanlar farklı ritimler, bunların çelişkisi ve birbiriyle ilişkisi, iletişimi, etkileşimi... Bunları sentezi...

Özetle onu ilgilendiren görselliği düşünce boyutuydu.

Gerçeğin , gerçek yaşamın  sahnede kopyasını, taklidini ya da benzerini yansıtmaktansa, başka bir yol deniyordu: Düş gücümüzün  imgeler aracılığıyla gerçeği kavramasına yol açıyordu...Ondan izlediği "Dante", "Faust" ve "Replika" oyunlarım tanığımdır...

Oyunlarını sözden arındırıyordu.  Üç boyutlu plastik dilden, devinimin dilinden, imgelerin dilinden, sessizliğin dilinden, sesin dilinden, ışığın dilinden, renklerin ve renksizliğin dilinden yararlanarak, izleyicilerin yalnız görmesini ve dinlemesini değil, kavramasını da sağlıyordu. 

Bu nedenle oyunlarını sürekli geliştiriyordu. Her oyunu zaman içinde süreç içinde  değişip gelişiyordu.Çünkü her eseri  bir öncekinin tekrarı değil, "yarına yönelik bir deneyimdi"... 

Szayna, Türkiye'ye bir çok kez gelmişti.  Hani derler ya, "Türk dostuydu." Ankara ve İstanbul  tiyatro izleyicisi eserlerini seyretmişti. O ilk gelişinden sonra dostlukları onu hep buraya çekmişti. 1984'de Uluslararası İstanbul Festivali'nde "Replikler" oyununu Türkiye'den sanatçıların katılımıyla sahnelemiş, 1994'de "İzler "oyunu da  Ankara Devlet Tiyatrosu'nda sahnelenmişti...

Tüm yakınlarına, sevenlerine, tiyatro dünyasına başsağlığı diliyorum.

Milli Takıma teşekkürler!

Bizlere yaşattığı birbirinden güzel anlar için... O coşku, o sevinç için... O dayanışma, o omuz omza neşe için... Gençliğin, dinamizmin, çalışmanın, azmin   gücünü gösterdiği için... "Milli" sözcüğünü korkmadan, utanmadan, rahatsız olmadan   kullanma olanağı verdiği için Milli takıma sonsuz teşekkürler ! Harikaydılar! Muhteşemdiler!

İçimden geçmedi değil: Söylemeden geçemeyeceğim: Acaba şu futbola verdiğimiz maddi olanakların,  maddi ve manevi desteğin, maddi ve manevi fırsatların , medyadaki ve tüm iletişim araçlarındaki yerin ve zamanın  yarısını değil, çeyreğini değil, onda birini değil,  yüzde birini  değil, sadece binde birini başka alanlara da versek... Ne dersiniz? Bir şeyler değişir mi... Hani olur a , bir versek... Hani mesela dedik

Cumhuriyet - 27 Haziran 2008

Paylaş

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Zeynep Oral

Gazeteci , yazar, feminist, İnsan Hakları savunucusu, Barış eylemcisi, STK (Sivil Toplum Kuruluşları) bağımlısı; çok sesli, çok renkli yaşam tutkunu… Halen Cumhuriyet Gazetesi yazarı ve PEN Türkiye Yazarlar Derneği Başkanı. 

Devamı

Sosyal Medya

 
© 2021 Tüm hakları saklıdır.