Menü

Brüksel'de Analar, Tanrıçalar, Hanım Sultanlar Sergisi


06 Ekim 2004 - Zeynep Oral -

AB'ye Kültürel Birikim Dersi…

“Hükümetim, Türkiye'nin AB'ye girmesinden yanadır. Ancak, taraf olmakla yetinmiyoruz. Bu yolda Türkiye'nin avukatlığını üstleneceğiz, başkalarını da ikna etmeye çalışacağız… AB'nin sadece ekonomik değil , kültürler arası bir birlik olması, ancak Türkiye'nin de katılımıyla gerçekleşebilir…”

Brüksel'de, Palais des Beaux Arts , Güzel Sanatlar Sarayı'ndayım.

Sahnede, açılış konuşması yapan Belçika Kamu Düzeni ve Sosyal Katılım Federal Bakanı Christian Dupont'un konuşmasını dinliyorum. Yukarıdaki sözlerden sonra konuşmasını şöyle bitiriyor Christian Dupont:

“Türkiye'nin, Anadolu'nun geçmişi , bizim de geçmişimizdir… Türkiye'nin geleceği, bizim de geleceğimiz olacaktır.” Altını tekrar tekrar çiziyorum her bir sözcüğün…

AB sürecinde Türkiye

Brüksel'de “Analar, Tanrıçalar , Hanım Sultanlar -Türkiye ” Sergisi var. Kentin her yeri serginin afişleriyle donanmış. Afişlerde inci küpesi, inci gerdanlığı, saçları incilerle bezenmiş , kara kaşlı, kara gözlü, derin bakışlı bir valide sultan size bakıyor 19. yüzyıldan, ressamı bilinmeyen bir portre… Ama afişlerde en dikkat çeken şey “Türkiye “ yazısı…

Burası, yani Palais des Beaux Arts , Belçikalı ünlü mimar, “art nouveau” ustası Victor Horta'nın elinden çıkma görkemli bir kültür merkezi… Belçikalı bakanın konuşmasının en başında belirttiği gibi , herhangi bir ülkeden ilk kez bu denli geniş çaplı, bu denli büyük bir sergi gelmiş.

Bir bakıma, Ab sürecindeki Türkiye'nin “namus cinayetleri”yle, kara çarşaflı kadınlarla, işkenceyle, ayırımcılıklarla, yokluklarla ve yozluklarla anılmasına bir isyan, bir başkaldırı… “Bizim kültürümüz var! Bu topraklarda yeşeren binlerce yıllık birikimimiz var!” demenin yolu. Bir uygarlık manifestosu…

Serginin resmi açılışını Belçikalı bakanla Kültür ve Turizm bakanı Erkan Mumcu yapıyor. Konuşmalardan sonra davetliler dokuz bin yıllık bir yolculuğa yöneliyor…

Ben sizleri bu yolculuğa çıkarmadan önce bu dev serginin gerçekleşme serüvenini anlatmalıyım:

Projenin tohumları geçen yıl kasım ayında iki ülkenin, Belçika ve Türkiye'nin Başbakanları bir araya geldiklerinde atıldı. “Yarınların Avrupa'sını oluşturmakta” ve Türkiye'nin geçmişten günümüze tüm kültürel birikiminin Avrupa kamuoyunda daha iyi tanıtılmasında etkili olabilecek dev bir sergi tasarlandı. Yer olarak AB'nin merkezi Brüksel seçildi.

Sonsuz çaba

Serginin içeriği henüz belirsizken, Belçikalılar, daha önceki çalışmalarını yakından bildikleri iki insana başvurdular. Bu iki insan Nazan Ölçer (uzun yıllar İslam Eserleri Müzesi Müdürü, halen Sabancı Müze Müzesi Müdürü) ve Filiz Çağman (Topkapı Sarayı Müzesi Müdürü). Kadın temasını öne çıkarmak, Anadolu'da binlerce yılın birikimini kadın imgeleri ve kadının mitolojide, mitlerde, toplumsal yaşamda , siyasette, ekonomide, arkeolojide, sanat tarihinde, heykelde, resimde, edebiyatta yansımaları üzerine kurmak onların seçimi.

Nitekim, Christian Dupont, açılış konuşmasında üç kadına teşekkür edecekti: Filiz Çağman, Nazan Ölçer ve bir de Dış İşleri Bakanlığı Kültür İşleri Müdürü Şule Soysal'a.

Dış İşleri Bakanlığı ile Turizm ve Kültür Bakanlığı devreye girmesi, İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı lojistik destek vermesi sonucunda sergi gerçekleşecekti.

Başta Topkapı olmak üzere , Afyon'dan, Uşak'a, Selçuk'tan Diyarbakır'a, Çorum'dan Kütahya'ya Türkiye'nin 37 müzesinden ve 8 özel koleksiyondan, Türkiye dışından ise 14 kentten, 24 yabancı müzeden (Paris Louvre, Berlin, Viyana, Londra Vatikan müzeleri ve daha niceleri'nden) eserler bir araya getirilmiş. Toplam 348 eser. Kimi tonlarca ağırlıkta, kimi kelebek kanadı inceliğinde ve hassaslığında…

Türkiye'de arkeolog, restoratör, sanat tarihçilerinden oluşan sıkı bir ekip seçimleri belirledi: Zeynep Kızıltan, Muhibbe Darga, İnci Deleman , Şehrazat Karagöz, Rahmi Asal, Nevra Necipoğlu , Ebru Parman ve Tülay Artan…

Belçikalı yetkililer, serginin düzenlenmesi (yoksa sahneye konması mı demeliyim?) için , yine önceki çalışmalarını ve uygulamalarını bildikleri Metin Deniz'i istediler. O da, Victor Horta'nın binasında mekanı yeniden yarattı , açılımlarla, kapanmalarla, geçitlerle, duraklarla , burayı dokuz bin yılın serüvenini izleyebileceğimiz bir zaman tüneline dönüştürdü. İki asistanı Nihal Koldaş ve Yelda Ulusoy'la birlikte.

Çok kısa bir sürede bu sergiyi gerçekleştirmek bir mucizeydi.

Yaratıcık Tarihi

Sergi açılışından saatler önce çalışanlar, emek verenler son hazırlıkları tamamlarken; heyecan dorukta, nabızlar hızlı atarken gezdim sergiyi. Filiz, Nazan, Metin, Nihal, Yelda ve tüm organizasuna kol kanat geren Selmin Kangal hala koşuşurken…

Dört bölümden oluşuyor sergi. Her birinin fonu farklı çağrışımlara açık, ayrı bir renkte:

Tarih öncesi ve ilk çağlar toprak rengi…

Antik Yunan ve Roma dönemi Akdeniz mavisi ya da “laciverdi bir bahçe”…

Bizans, yetmiş yedi tepeli kentimin erguvan renginde ya da Azizelerin kraliçelerin ikonlara yansıyan eflatun giysilerinin renginde…

Selçuklar ve Osmanlı İmparatorluğu koyu yeşil…

Her döneme ait bir kadın figürü sunuyor her bölümü : Çatalhöyük'ten seslenen toprak ana; Efes'ten tanıdığım ama Viyana Sanat Tarihi Müzesinde yaşadığından nicedir göremediğim kraliçe heykeli ; İstanbul Arkeoloji Müzesi'nden gelen Bizanslı Azize Edokya; ve afişte de yer alan Valide Sultan portresi…

Her bölümde bütünle ayrıntı iç içe. Genel olanla , minicik özel bir ayrıntı yan yana , karşı karşıya… Zaman tünelinin her dönemecinde Uygarlıkların, İmparatorlukların serüveniyle, insanoğlunun yaşam serüvenini bütünleniyor.

Tarih sahnesindeki gelişmeler, toplumsal ve bireysel çıkışlar sarmaş dolaş : Hitit Kraliçesi Puduhepa'ya, Ramses'in karısının yazdığı mektup, koskoca bir imparatorluğun kapılarını açıyor… Truva'dan geçip , bir “sevgiliye” rastlıyorum: Lesbos'lu şair, yeryüzünün gelmiş geçmiş en ünlü kadın şairi Sappho bana bakıyor ve biraz ötede “İlyada” , nın bir kopyası, Fatih Sultan Mehmet yazdırmış…Levni'nin eserlerinden, Safiye Sultan'ın Kraliçe Elizabeth'e yazdığı mektuba; yabancı ressamların Osmanlı'yı yorumlayışlarından , Abdülmecit Efendi'nin “Harem'de Beethoven” adlı yağlıboya tablosuna … Uygarlıklar tarihi gözümün önünde yaratıcılık tarihine dönüşüyor.

Zihniyet değişikliği mi?

Türkiye'nin AB yolunda yoğun bir takvimi var.

Resmi açılış oldu ama, serginin ziyaretçilere açılışı , Türkiye için AB raporunun açıklanacağı 6 Ekimde. Ve o günden başlayarak sergiyi gezenler, sergi sonunda bir başka salonda, kültür merkezinin belki de en prestijli Horta Salonunda , Türkiye'den çağdaş bir kadın sanatçının Eyşe Erkmen'in enstalasyon sergisiyle karşılaşacak. Binlerce yıllık birikimine eklenen zincirin bir halkası daha…

Anadolu uygarlıklarının oluşturduğu bu fonda AB yolunda kadınların atağı 13 Ekimde aynı merkezde “Türkiye İçin Kadın İnisiyatifi'nin düzenlediği” “Kadın Diyaloğu” ile sürecek. 14 ekimde ise üç ay boyunca sürecek , klasikten popa, türküye, farklı müziğe, dansa ve tiyatroya uzanan , geleneksel ve çağdaş sanatları içeren , İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı'nın düzenlediği “Türkiye Festivali” yer alacak.

Evet yoğun bir takvim.

Tam da şu sıralarda tüm Avrupa'nın gözü, eli, aklı, kafası, ruh halleri, endişeleri, korkuları , tüm ilgisi Türkiye' ye yönelmişken, “ılımlı İslam”la değil de, uygarlık tarihimizle onları etkilemeye çalışmamız düşündürücü. Keşke yurt dışındaki bu zihniyeti, yurt içinde de inanarak savunabilseydik…

6 Ekim 2004- Cumhuriyet.

Paylaş

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Zeynep Oral

Gazeteci , yazar, feminist, İnsan Hakları savunucusu, Barış eylemcisi, STK (Sivil Toplum Kuruluşları) bağımlısı; çok sesli, çok renkli yaşam tutkunu… Halen Cumhuriyet Gazetesi yazarı ve PEN Türkiye Yazarlar Derneği Başkanı. 

Devamı

Sosyal Medya

 
© 2021 Tüm hakları saklıdır.