Brecht – Weil ikisinden kapitalizm karşıtı opera: En büyük "suç" parasızlık
08 Temmuz 2011 - Zeynep Oral -
Muhteşemdi! Heyecan vericiydi! (Sevgili Okurlar, böyle paldır küldür yazıya girmemi fazla coşkulu bulanlar, yazının bundan sonrasını okumasın! İleride coşku dozu artabilir!)
2 Uluslar arası İstanbul Opera Festivali'nde, Rumeli Hisarında Münih'den gelen "Gartnerplatz Devlet Operası"nın sunduğu, "Mahagonhny Kentinin Yükselişi ve Düşüşü " prodüksiyonundan söz ediyorum.
Hiç ama hiç eskimeyen Kurt Weil'in müziği… İleriyi görme ustası Bertolt Brecht'in metni… Bu ikisinin kucaklaşmasını ve bunun en açık seçik ama en yaratıcı biçimde izleyiciye iletilmesini sağlayan yaratıcı bir sahneleme… Mükemmel icra…Olağanüstü sesler… Kusursuzdan öte benim için heyecan vericiydi!
Baştan başlıyorum:
"Yoksulların Verdi'si"
Tiyatro sanatının yönünü değiştiren Bertolt Brecht ile onun metinlerinden en büyük "ilhamı" alıp, çağdaş çok sesli müzikte unutulmaz eserler yaratan Kurt Weill ikilisinin verimli işbirliğinden birçok eser doğdu: "Üç Kuruşluk Opera ", "Happy End", "Adam Adamdır" (müzikli oyunlar ) , "Yedi Temel Günah" (opera-bale)…
"Mahagony", ikilinin, opera sanatını değiştirmek için yola çıktıkları ilk işbirliği… Tamamlanması, "Üç kuruşluk Opera"dan sonraya kaldıysa da(1929) ; "opera" diye niteledikleri tek eser. Tiyatro oyuncuları için değil, opera sanatçıları için yola çıkmışlardı.
Bu eserden sonra Kurt Weil , "yoksulların Verdi'si" diye nitelendi. Tutucu operacılar bunu "kötüleme" , kınama niyetine söylediyse de , bence ikili bunu "iltifat"bellemiştir!
Önceki akşam Andreas Kowalewitz yönetrimindeki Gartnerplatz Devlet Operası orkestra ve korosundan ve Soprano Heike Susanne Daum" (Jenny) Tenor WoplfgangSchwaninger,(Jim) Bariton Stefan Sevenich ( Moses) gibi solistlerin mükemmel ses ve yorumuyla Weil'in müziğini dinlerken, müziğin hiç ama hiç eskimediğini düşünüyordum.
Kontrpuan tekniğini doruklara taşıyan, operetten, "Ragtime","Blues", pop müzik ve caza uzanan bir yelpazede , metnin gevşek ve epizodik yapısına hizmet ederken, müzik repertuarına sayısız şarkı ve melodi armağan eden eşsiz bir beste.
Mahagony , Türkiye'de mi?
Şair, yazar, dramaturg, kuramcı, tiyatro estetikçisi, epik kuramlarla tatmin olmayıp diyalektik bütüncül tiyatroya yönelmiş bu devrimcinin birçok eserini ülkemizde de farklı yorumlarla sık sık izledik. " Mahagony"yi, Türkiye'de ben hiç seyretmedim. (Yanılmıyorsam Ankara Devlet Operası'nda oynanmıştı.) İstanbul'da eserin kimi şarkılarını Genco Erkal- Zeliha Berksoy ikilisinin yorumuyla izlemiştik, o kadar.
Önceki akşam bu operayı Almanlardan izlerken, acaba Mahagony kenti, Türkiye mi; Türkiye'de mi diye sormaktan kendimi alamadım. Yani öylesine günümüzle örtüşüyordu!
İyiyle kötü, yaşamla ölüm, hakla haksızlık; ahlakla ahlaksızlık ve daha nice nice çelişkinin temelinin paraya bağlandığı , paraya tapıldığı; her şeyin (aşkın, özgürlüğün, adaletin,yaşama hakkının) satılık olduğu bir "uygarlık", bir "kent" modeli çiziliyor Mahagony"de. Güç şimdi paradır, biraz sonra iktidar… Ya da tersi! Önce iktidar, sonra para!
Güç sahibi "Ya bizdensin/ ya düşmandan"; "Ya bize borcunu ödersin ya bertaraf olursun" ; "Paranız yoksa, bizim Mahagoni' mizin de size vereceği bir şey yoktur" diyor sık sık… BU söylem bana birini anımsatıyor. Kimdi ? Kimdi? Kimdi?
Sahnedeki vizyon
Alkışlarımın en büyüğü eseri sahneye koyan, ayni zamanda sahne tasarımını yapan Thomas Schulte Michels'a… Sahnede gerçek bir model yaratarak, hem müziğe hem metne sadık kalarak, ikisi arasında dengeli bir yorum sağlayarak , groteske kaçmadan ama tüm ayrıntıların hakkını vererek , kendi vizyonunu gerçekleştirmiş!
Rumelihisarı'nın elverişsiz koşullarını avantaja çevirmeyi başarmıştı. Sahnede dekor olarak sadece farklı boyutlardaki sandalyeler i kullanıyordu. Geneleve , bara, mahkeme salonuna, istasyona, çöle kente dönüşen yüzlerce minicik sandalye, daha az orta boy sandalye ve apartman yüksekliğinde dev sandalyeler… Eseri tüm sahneye, seyirciler arasına hem yatay hem dikey alana yayması… Sandalyelerle koreografinin ( Fiona Copley) ve koronun bütünleşmesi… Görselliğin oyunun hiç bir anında öne geçmemesi, müziği harcamamasıyla da dikkati çeken bir yorumdu.
Brecht'in kimi şarkılarda kırık bozuk bir İngilizce kullanması bile, bana büyük ustanın ne denli ileri görüşlü olduğunu bana bir kez daha anımsattı!
Emeği geçen katkıda bulunan herkese teşekkürler.
NOT- Sevgili Okurlar , bugün saat 17:00'de Karadeniz Ereğlisi'nde; Çınaraltı, Bozhane Kafe'de okurlarla sohbetteyiz. Yolu düşenleri beklerim…
Cumhuriyet – 8 Temmuz 2011
Paylaş
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
Zeynep Oral
Gazeteci , yazar, feminist, İnsan Hakları savunucusu, Barış eylemcisi, STK (Sivil Toplum Kuruluşları) bağımlısı; çok sesli, çok renkli yaşam tutkunu… Halen Cumhuriyet Gazetesi yazarı ve PEN Türkiye Yazarlar Derneği Başkanı.
Arama Yapın
Kategoriler
EdebiyatTiyatro
Plastik Sanatlar
Kadın Olmak
Memleket Hali
Müzik
Sinema
Çevre
Tüm Kategoriler