Bozcaada’da bir sabah...
11 Temmuz 2008 - Zeynep Oral -
Daha güzel bir dünya, daha insanca bir yaşam için... Umutların tükenmemesi için... Sevginin mümkün olduğuna inanabilmek için...
X
Sabahın beşiydi. Güneş henüz doğmamıştı. Ha doğdu ha doğacak diye gözler ufukta beklerken, sağımda insan yapımı kaleyle solumda doğa mucizesi yüksek kayalar renk değiştiriyordu. Ufuk çizgisi, denizdeydi. Deniz, ayaklarımın dibinde... Denizin ve ufkun gerisinde Troya vardı. Troya'nın fısıltılarını rüzgar ve dalgalar bize taşıyordu... Sonra... Sonra dakikalar ilerledikçe, fısıltılar , dalgaların sesi, rüzgarın sesi, farklı dillerin sesi, farklı çağların sesi, ozanların sesi, tiyatrocuların sesi, martıların sesi, uzaklardan gelen rüzgar güllerinin sesi muhteşem bir müzik oluşturdu... O müziğe, gözleriyle değil, gönülleriyle ve parmak uçlarıyla gören gençlerin sesi karıştı. Gözlerimi seslerinden, kulaklarımı parmak uçlarından ayıramaz oldum. Sayfalar ve satırlar üzerinde gidip gelen parmaklar, kıyıya vuran dalgalardı, o parmaklar martıların kanat çırpışına dönüştü...
Sonra...Sonra güneş doğdu. Gün ağardı... Bu bir ayindi. Doğaya, tarih ve kültür birikimine, bu topraklarda, bu sularda yaşamış tüm insanlara ve uygarlıklara, üç bin yıl önce yaratılmış bir edebiyat yapıtına, insanlığın ortak mirasına, "şiir" denilen mucizeye duyulan sevgiyi, saygıyı ortaya koyan bir ayin... Sanki...
Ama durun böyle olmaz, baştan anlatmalıyım!
Ozanın Günü
Her yaz Bozcaadada'da "Ozanın Günü" adlı bir etkinlik düzenleniyor. Duyardım, okurdum... Bozcaada seferlerimi hiç denk düşürememiştim Ozanın Gününe... Ama bu kez oldu. Geçen hafta sonu Bozcaada'da Ozanın Günü'ndeydim.
İyi ki aramızda, hala kendini yeryüzünü güzelleştirmeye adamış, tutkularının peşinden giden "çılgınlar" var. Haluk Şahin, Cevat Çapan ve Rüstem Aslan işte bunlardan kimileri... İyi ki, yaşadıkları adaya tutkun, adanın geçmişine ve geleceğine sahip çıkan insanların kurduğu Bozcaada Derneği var! Elbirliğiyle etkinliğin yedincisini düzenlediler bu yıl.
Her seferinde "yılın ozanı" seçiliyor, bir akşam ona ayrılıyor ve her yıl dünyanın dört bir yanından gelmiş insanlarla Homeros'un "İlyada"sını okuyorlar. Bugüne dek dokuz ayrı dilde okunmuş...
Bu yılın ozanı Erdal Alova seçilmişti! Haluk Şahin onun 30 yılı aşkın şiir uğraşını dile getirirken, Cevat Çapan onu "Beş duygusuyla şiir yazan şair" diye tanıtıyordu. İlk akşam Salhane'de bir yandan adanın dillere destan şaraplarını tadarken, bir yandan da Erdal Alova'nın şiirlerini dinliyorduk : Hem kendisinden, hem de öğrenciler arasında açılan "Erdal Alova şiirlerini okuma yarışması"nı kazanan Emel ve Duygu'dan...
Homeros Okuması
Ertesi sabah Bozcaada sakinleri güneşi doğurtmak ve Homeros'un ölmsüz dizelerini okumak için sahildeydi. Ben de okuyacaktım, heyecanlıydım...Herkes birbirine sevgiyle bakıyordu. Sanki bu ülkede yaşamıyorduk...
Yukarıda anlatmaya, o çok etkileyici atmosferin binde birini yansıtmaya çalıştım. Çarpıcı bir huzur ve dinginlik yayılıyordu her yana...
Bu yıla dek "İlyada"yı kez okumuşlardı. Bu yıl onun devamı sayılabilecek "Odisea"ya başlanıyordu. Bugüne dek hep Azra Erhad ve A. Kadir çevirileri kullanılıyordu. Ancak ne zamandır Erdal Alova Egeli Ozanı çeviriyordu ve bu yeni çeviriyi ilk dinleyenler bizlerdik.
Türkçe dışında Homeros'un "müziğini" Klasik ve modern Grekçe, İngilizce de dinledik. Çanakkale 18 Mart Üniversitesi 4. sınıf öğrencileri, Uğur ve Özlem, görme engellilerin kullandıkları Braille alfabesini kullanarak okudukları bölümlerde, adeta soluğumu tuttum... O ikisini hepimiz yüreklerimizle kucakladık.
Homeros okumasının finalini, Bozcaada'ya gönül vermiş, usta oyuncu Sumru Yavrucuk elbet ustalığına yakışır biçimde yaptı.
Daha sonra Rüstem Aslan'ın "Troya:Mitoloji ile Arkeolojinin Kesiştiği Yer" başlıklı konuşması soru yanıtlarla sürecekti.
Gece Mitos Sahilinde yakılan "Şiir Ateşi"nin çevresinde, anılar, anekdotlar ama en çok şiirlerle etkinlik sona erecekti.
Neden mi? Çünkü...
Neden mi böyle bir etkinlik? Çünkü... Ama önce "Size ne Homeros'tan?" diyenlere Haluk Şahin'in yanıtını söylemeliyim: "Bize her şey! Homeros'un anlattıkları bu toprakların öyküleri. Biz okumazsak, kim okuyacak! Bu toprakların altındakilere üstündekilere, geçmişine ve geleceğine sahip çıkmanın yolu..."
Onun söylediğini daha da genişletebilirim:
Geçmişin dizelerine, şiirine, edebiyatına sahip çıkmanın bugünün edebiyatına, yarının dizelerine katkısını bildiğimiz için...
Şiir ve edebiyat aracılığıyla aklımızı ve duyarlığımızı bilediğimiz için, insanlığa inancımızı pekiştirdiğimiz için...
Daha güzel bir dünya, daha insanca bir yaşamın mümkün olduğunu umduğumuz için... Umutların tükenmemesi için... Sevginin mümkün olduğuna inanabilmek için...
Çünküleri daha çok uzatabilirim, ancak yerim azalıyor: Mutlak vurgulamam gereken iki "çılgın" insan daha var Bozcaada'da: İnci ve Hakan Gürüney!
Yıllar önce, sadece Bozcaada'da çıkan bir deniz kabuğunu bulmak için gelmiş adaya, bir değil yüzlerce tür deniz kabuğuyla geri dönmüş Hakan Gürüney! Sonra gittiği her yerden Bozcaada'nın eski kartpostallarını toplamaya başlamış... Fosiller, kabuklar, kartpostallar, fotoğraflar, haritalar, gravürler derken posta tarihine ilişkin evraklar, sikkeler, Rum ve Türk vatandaşların kullandıkları eşyalar, etnoğrafik eserler... Kaymakamlığın sağladığı tarihi binada, eşsiz bir canlı tarih müzesi yaratmış bu genç çift! Adaya giderseniz mutlak görmelisiniz!
Bozcaada'ya, bu müzeye, bu etkinliğe emek verenlere, katkıda bulunanlara yeryüzünü güzelleştirdikleri için teşekkür ediyorum.
Cumhuriyet - 11Temmuz 2008
Paylaş
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
Zeynep Oral
Gazeteci , yazar, feminist, İnsan Hakları savunucusu, Barış eylemcisi, STK (Sivil Toplum Kuruluşları) bağımlısı; çok sesli, çok renkli yaşam tutkunu… Halen Cumhuriyet Gazetesi yazarı ve PEN Türkiye Yazarlar Derneği Başkanı.
Arama Yapın
Kategoriler
EdebiyatTiyatro
Plastik Sanatlar
Kadın Olmak
Memleket Hali
Müzik
Sinema
Çevre
Tüm Kategoriler