Benim Canım "Gavur İzmir"im...
24 Aralık 2005 - Zeynep Oral -
"Nereye gidersen git... Bu kent bırakmayacaktır peşini" diyordu Kavafis... Benim canım gavur İzmir'im de peşimi bırakmaz ... Başbakan'ın konuşması, ardından, özrü kabahatinden büyük "düzeltme", sakın oyuna gelme, sen hep "Gavur İzmir" olarak kal çığlığını yerleştirdi içime.
x
Geçen hafta sonu İzmir'deydim .Çağdaş eğitiminin önemini kavramış Işıkkent İlköğretim okulunda... Çok amaçlı, dört dörtlük, oditoryum- tiyatro, konser, toplantı salonlarının açılışında konuşmamı istemişlerdi. Okul duvarlarını süsleyen resimlere, yazılara, afişlere bakarken öğrencilerin sınır tanımayan düş güçlerine, yaratıcılıklarına, geniş ufuklarına tanıklık ediyordum... Çevre okullardan öğrencilerin, öğretmenlerin, velilerin de katıldığı o salonda, özellikle çocukların soruları ve yorumları benim de ufkumu genişletiyordu... Son günlerin karamsarlığını üzerimden atarak, böyle çocukları gördükçe dinledikçe, gelecekten umut kesmeye hakkım yok diyordum... İçimde sevinç kabarıyordu...
Hayır, henüz Başbakan , hepimizin gayet iyi anladığı, algıladığı o İzmir konuşmasını yapmamıştı. Henüz "İzmir üzerine zaman zaman yakıştırılan ifadeleri, İzmir silip atacaktır" inancını ve kararını açıklamamıştı. O nedenle de henüz "özrü kabahatinden büyük" , o hiçbir yanı doğru olmayan "düzeltme" de yapılmamıştı...
Benim İzmir'im
O sözleri ve düzeltmeyi ve sonraki tepkileri duydukça, dinledikçe, okudukça benim İzmir'imi düşünmeden edemiyorum.
İstanbul'da doğmuştum ama beş yaşıma geldiğimde , çekirdek aile, anne- baba- ablamla İzmir'e göç etmiştik. Tüm bayramlar ve yaz tatilleri gidilen, otomobille 12 ila 18 saat süren İstanbul seferlerimizi saymazsak, 17 yaşıma dek lise bitinceye dek İzmir'de yaşadım.
Ben , İzmir'i önce, tüm çocuklar İstanbul'dakinden çok daha özgür oldukları için, tüm çocuklar evlerin içinde değil de, sokaklarda oynadığı için sevdim. Varlıklı aile çocuğu, yoksul aile çocuğu ayırımı yapılmadığı için sevdim.
Ben İzmir'i en çok denizle bunca iç içe olduğu için, her yerden deniz göründüğü için sevdim. İstanbul'da deniz hep o kadar uzaktı ki... Hayır hayır en çok pencereleri sardunyalı evleri için, her akşam balkonlarda açan ve çocuklar tarafından toplanan yaseminleri için sevdim. Akşam toplanmalıydı ki yaseminler, ertesi gün yenileri açsın ... (Böyle devam edersem, bu gazetenin sayfaları yetmez benim İzmir'imi anlatmaya...)
İlk kez "Gavur İzmir" sözünü duyduğumda, acaba NATO burada, Amerikan askerleri ortalıkta ondan mı diye düşündüğümü ve bundan hiç hoşlanmadığımı anımsıyorum. Doğrusu birlikte oynadığımız, aynı sıraları paylaştığımız Levanten arkadaşlarımıza "gavur" lafını yakıştırmak aklımızın ucundan geçmezdi...
İzmir'in tarihini, buraya yerleşen yabancıları, 18. ve 19. yüzyıllarda Batıya açılan ticaret kapısından kentin çehresini ve toplumsal yaşantısını nasıl dönüştürdüklerini öğrendikçe... Sonra Kurtuluş Savaşını, o muhteşem direnişin ayrıntılarını, kentin bağımsızlık ve özgürlük tutkusunu kavradıkça... İzmir'in uygarlık tarihindeki sürekliliğini, Homeros'tan günümüze uzanan zengin birikiminin bilince vardıkça... Bu zengin birikimden pay aldıkça, "Gavur İzmir" tanımlamasını çok sevdim!
Benim camım gavur İzmir'im... Ben seni en çok Halikarnas Balıkçısının, Azra Erhad'ın , senin uygarlık tarihindeki yerini bana tanıtan kitaplarıyla sevdim...
Benim Canım Gavur İzmir'im... Ben seni en çok, Şair Eşref'ten, Halit Ziya'ya; Yakup Kadri'den Salah Birsel'e; Necati Cumalı'dan Samim Kocagöz'den, Tarık Dursun K'nın kitaplarından sevdim.
Atilla İlhan'ın şiirlerinde Kordon boyu alev alev yanar, Basmane'de ya da Pasaport'ta kadınlar yağmuru durdurur, rüzgarı değiştirirler. "Belki 30'lardan mehtap yorgunluğu İzmir / Körfez'de şerefine donatılmış vapurlar / Nerede ne zaman kaç kere yaşadık /Nasıl bir sevdaysa eskitememiş yıllar / Bitirdiğimiz her şeye yeniden başladık / Dudaklarımızda birbirimizden mısralar"... İşte "Nasıl bir Sevdaysa"... ben öyle sevdalandım İzmir'e.
Benim canım gavur İzmir'im: Hüseyin Yurttaş'ın şiirlerinde sen haşarı bir çocuksundur, hidralez ateşlerinden atlayan... "İmbatı dök yazıya/ şiir olur/ söz renk değişir / serin mavi İzmir olur " demesi boşuna değil...
Şükran Kurdakul'a göre İzmir'e vuran "Ege Dalgaları", "Denizdi, kıyılarında sürüklediğimiz / Solmayan, eskimeyen , yalnızlığını sarhoşluğa vuran deniz" (...) Ve "Öyle bizdendi ki kıyı çizgisinden ötesi / Mavi içinde yiter, mavi içinde bulurduk kendimizi."
Belki de bugüne en uygunu yine Şükran Kurdakul'un "Heybe" şiirinden şu dizeler: "İlk gençliği İzmir'den getirdim, / Özgürlük sözcüğü yetmez anlatmaya.../ Nasıl sığmış avuçlarıma koca dünya, / Kitabın biri insan, biri ben."
Benim canım Gavur İzmir'im ... Başbakanın demek istediğini, sen de, ben de, herkes de çok iyi anladı. Bunca bizden olan seni , gericiliğe , karanlığa, şeriata yöneltmek isteyenlere kulak asmayacağını ve bunlara karşı hep direneceğini biliyorum. Ama "gavur" sözüne karşı tepki olarak seni alet etmeye kalkanlara karşı da kendini koru. Dilerim, sen hep "Gavur İzmir" olarak kalasın.
24 Aralık 2005 - Cumhuriyet
Paylaş
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
Zeynep Oral
Gazeteci , yazar, feminist, İnsan Hakları savunucusu, Barış eylemcisi, STK (Sivil Toplum Kuruluşları) bağımlısı; çok sesli, çok renkli yaşam tutkunu… Halen Cumhuriyet Gazetesi yazarı ve PEN Türkiye Yazarlar Derneği Başkanı.
Arama Yapın
Kategoriler
EdebiyatTiyatro
Plastik Sanatlar
Kadın Olmak
Memleket Hali
Müzik
Sinema
Çevre
Tüm Kategoriler