Menü

Bahar hala isyancı !


08 Ocak 2005 - Zeynep Oral -

Sevgili Onat,
Aradan on yıl geçti. Seni çok özledik…
Bundan on yıl önce bir yılbaşı sevincini umudunu paylaşma arifesinde, hepimizi hedef alan bombayı, Yasemin Cebenoyan’la birlikte sırtlayıp aramızdan ayrıldın.
Bu ülkenin aydınlığını boğmaya kararlı o bombadan kısa bir süre önce şöyle diyordun:

“Bir gemiye binmiş gidiyoruz, fırtına koptu, kayalara doğru sürükleniyoruz, parçalanıp yok olacağız. Haykırıyorum; fırtına koptu diyorum , kayalara sürükleniyoruz diyorum; ne fırtınası; ne kayası, sen neden söz ediyorsun diyorlar…

Sesimi bir türlü duyuramıyorum…”
Onat duyuyoruz seni. Fırtınalarda da , baharlarda da hep duyduk, duyuyoruz sesini. Bizi hiç ama hiç terk etmedin ki .
Dostluğunun, dolu dolu kahkahalarının, yaratıcı gücünün özlemini, hasretini, eksikliğini her an hissetsek de, sesin ve yüreğin hep bizimle.

Yaşamın her alanına katılan… merakları, keşfetmeyi, öğrenmeyi kışkırtan… birikimlerden damıttıklarını hepimizle paylaşan… tepkisini ortaya koyan… yorumlarıyla, eleştirileriyle , önerileriyle yarını hazırlayan… uyaran… aydın sorumluluğunun bilincinde Onat Kutlar bizimle.
Türk edebiyatında okuduğum en güzel öykülerin yazarı...
Akılla duyarlılığı, bilgiyle birikimi dizelerde buluşturan şair...
Denemeleriyle önümde ufuklar açan yazar...
Evrensel sinema kültürümü borçlu olduğum Onat Kutlar ... Benimle…

İsyanın yolu, edebiyat

Sevgili Onat,
Uzun bir çocukluğun tek düşü olarak okumaya ve yazmaya sarıldın. Çocukluğunun Antep’i “hep giden bir bozkır gemisiydi .” Çarşıları uzun, bedestenleri karanlıktı. Yorgun taş yontucularına , yoksul hasırcılara bakıp, isyan ederdin.
İsyan etmek için, bir yoldu edebiyat. Başkaldırmak için bir yoldu yazmak…

Yıllar sonra yazdığın ve 1960’da TDK Öykü Ödülünü kazanan “İshak” adlı kitabın tanığımdır.
Antep’in kuytu avlularından, yasemin ağaçlarının kokusunu, nar ağaçlarının düşünü, bir de toprak kokusunu , bir de bozlaklardaki acı çığlıkları ve çocukların bakışlarını alıp yanına uzun bir yolculuğa çıktın. Bir yanında Dostoyevski, Çehov, Kafka, Lorca, Neruda, Kavafis ve Bach ; öte yanında Eski Ahit, Köroğlu, Evliya Çelebi , Hafız, Hayyam , Gılgamış , Nazım ve Itri … Hem onları , hem anılarını taşıdın önce İstanbul’a , sonra Paris’e…
Yaşamına “görüntünün bitmez tükenmez şeridini sokan sinema Paris” kanına girdi. Artık ne yapacağını biliyordun. Türkiye Sinematek’ini kurmak kaçınılmazdı .

Ne çok, ne çok genç, ne çok ne çok aydın, ne çok ne çok insan geçti o sinematek denilen okuldan…
12 Eylül 1980 : Baskı, acı, işkence günleri…
Üzerimizden silindir gibi geçen 12 Eylül darbesinden sonra Sanat Dergisi’nde yazdığın mektuplar , “yalnız değilim” inancını bileyen denemelerdi.

“Bu mektuplar aslında sanadır sevgili arkadaşım. / Adını bile bilmediğim sana/ Öylesine yakından ve derinden tanıyoruz ki birbirimizi, / öylesine ortak bir umut ve bilinçle paylaşıyoruz ji yeryüzünü, / yaşama öylesine inanıyoruz ki / adını bilmesem ne çıkar?” diyordun ya…
Yalnız “içeridekiler” değil, “dışarıdakiler” de sabırsızla bekler olmuştuk o mektupları. Çünkü umudu diri tutan onlardı. Güç veren, sayısız insana seslenen , “yalnız değilsin” diyen onlardı. Duygu ve düşünce evreninde süzülüp yaşamı, yaşanabilir kılan onlardı.
“Yani içeride on yıl on beş yıl daha da fazlası hatta/ geçirilmez değil / geçirilir / kararmasın yeter ki / sol memenin altındaki cevahir. “ Böyle demişti Nazım Hikmet.
Eğer o cevahiri karartmadıysak ve “aslolan hayattır” diyebildiysek, biraz da senin sayendeydi Onat. O mektuplarla bizlere özgürlük alanları yaratabildiğin içindi…
Seksenli yıllarda yayınlanan “Yeter ki Kararmasın”, “Bahar İsyancıdır” , “Sinema Bir Şenliktir” kitapların ; “Pera’lı Bir Aşk İçin Divan”, Unutulmuş Kent” adlı şiir kitapların , her biri bizler için bir özgürlük alanıydı.

Yazmak, artık yalnızca bir başkaldırı, bir isyan değildi senin için . Yazmak, aynı zamanda topluma belleğini kazandırma çabasıydı. Belleksiz bir topluma dönüşmemizi önleme çabasıydı. Evrensel, çağdaş değer ölçülerini hatırlatma ve savunma çabası…
Geleceğin Çiftçileri
Sevgili Onat,
Yaşamın boyunca, toplumu geriye karanlığa götürecek her adıma savaş açtın.
Direndin. Uyardın. Önerdin.
“Bu ülkenin bilime, sanata, özgürlüğe, içtenlikle bağlı insanlarla aydınlığa çıkacağına olan inancımızın bir düş olmadığını “ anlattın. Sabırla, anlattın. Bilge kişiliğiyle, yeni zamanların bir dervişi gibi anlattın. Cumhuriyet Gazetesi’ndeki yazıların, “Gündemdeki Sanatçı” başlığıyla bir araya gelen yazıların tanığımdır.
“Biz ekin adamlarıyız.” diyordun Onat. “Öldüğümüzde karnımızdan kırk tane ‘gelecek yıl’ çıkar ama gene de ayağınız yeryüzünde topraktadır. Tanrıyla hesaplaşırız. Ama yitirmeyiz yeryüzüne, insana olan inancımızı. Bu yüzden geçer gider tanrılar ama biz kalırız. Biz kim olduğumuzu biliyoruz: Geleceğin çiftçileri. “
Senden öğrendik Onat, geleceğin çiftçileri olmayı.
Yarının her zaman güzel olduğuna bizi inandırdın Onat.
Sağol.

11 Ocak akşamı Yeni Melek Gösteri Merkezi’nde seninle ve tüm dostlarınla buluşuyoruz. Seni yaşamak, seni dinlemek, seninle gülmek, seninle hüzünlenmek , seninle birlikte yazgıya başkaldırmak ve “Bahar hala isyancı” demek için…
Aradan on yıl geçti Onat. Seni çok özledik…

 

8 Ocak 2005- Cumhuriyet

Paylaş

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Zeynep Oral

Gazeteci , yazar, feminist, İnsan Hakları savunucusu, Barış eylemcisi, STK (Sivil Toplum Kuruluşları) bağımlısı; çok sesli, çok renkli yaşam tutkunu… Halen Cumhuriyet Gazetesi yazarı ve PEN Türkiye Yazarlar Derneği Başkanı. 

Devamı

Sosyal Medya

 
© 2021 Tüm hakları saklıdır.