Menü

Babalar ve kızları


30 Ocak 2022 - Zeynep Oral -

Kızlar ve babaları... Rast geldi mi o ne muhteşem bir ilk aşk hikâyesidir! Sonsuza dek süren... Bizimki gibi çelişkili, uçurumlarla örülmüş, çok katmanlı toplumlarda baba kız ilişkisi, yaşamı cehenneme de dönüştürebilir cennete de. Bir uçta “Prenses olmak için bir prensle evlenmeyi beklemiyorum, ben zaten prensesim, çünkü babam kral” diyenler; öte yanda, kızının, torununun diz kapağından tahrik olunur mu olunmaz mı tartışmasını sürdürenler...

Son zamanlarda iki baba kız öyküsüyle, bulutlar üzerinde gezinir oldum! 17 yaşımda kaybettiğim babamı ömür boyu özleyen bir kız çocuğu olarak belki de ilk kez baba-kız ilişkisine, itiraf edeyim, kıskanmadan, içim acımadan, sonsuz bir tat alarak, Cemal Süreya’nın “Sizin hiç babanız öldü mü? / Benim bir kere öldü kör oldum” dizelerini aklıma getirmeden izledim. 

Bakmayın “öykü” dediğime ikisi de sahne olayıydı. İkisinin ortak yanları vardı: Muhteşemdiler. Mükemmeldiler. Birikime, sanata, yaratıcılığa, ustalığa, yeteneğe dayanıyorlardı. Her iki sahne olayı da önümüzdeki haftalarda tekrarlanacak. Kaçırmayın, gidin görün!

‘BABAMIN ŞARKILARI’ DANS ADIMLARINDA

Timur Selçuk ve Mercan Selçuk 

Eşsiz sanatçı, çok yönlü müzik insanı Timur Selçuk, babası üstat Münir Nurettin Selçuk’un eserlerini yeniden yorumladığı konserlerine “Babamın Şarkıları” adını vermişti. Böylelikle büyükannelerimizin, büyükbabalarımızın bildiği şarkılar, bizim de evlerimizden, kulaklarımızdan, yüreğimizden içeri süzülmüştü. Kuşaklar değişti, Timur Selçuk’un şarkıları, hepimizin diline, hasretine, özlemlerine, aşklarına, hayatına dokundu. Şimdi, Timur Selçuk’un kızı, dans sanatçısı, balerin ve koreograf olan, dans ve bale eğitmeni kızı Mercan Selçuk, bu kez o babasının şarkılarını yorumluyor. Sesiyle değil, koreografiyle, dans topluluğuyla...

Doğrusu zor ve iddialı bir iş: “Babamın Şarkıları” dans gösterisini izlemeye giderken iki büyük endişem vardı: Bir; özümsediğimiz, ezbere bildiğimiz bu şarkılar, eyvah ya dansın önüne  geçerse... İki; o güzelim şarkılar Ü. Yaşar Oğuzcan, F.N. Çamlıbel, A. İlhan, C.S. Tarancı gibi ünlü şairlerin sözleridir. Ya danslar, o dizeleri taklit etmeye kalkarsa!

Hayır! Mercan Selçuk bu tuzaklara düşmemişti! Ne büyük mutluluk! Klasikle moderni buluşturan, hem doğu hem batı esintileri taşıyan koreografisiyle, araya kattığı Timur’un enstrümantal parçaları, Nebil Özgentürk’ün “Bir Yudum İnsan” belgeselinden, iki minicik bölümle (ve eklemesem eksik kalacak) benim yazdığım “Biz Timur’u Çok Sevdik” başlıklı yazımdan yaptığı iki alıntıyla gösterinin bir omurgasını oluşturmuş, baştan sona metin, melodi, sözler, ritim, devinim arasında bir bütünlük sağlamıştı.

Sahnede solistler dahil 40 dansçı, ayrıca 20 çocuk dansçı, toplam 60 kişinin uyumu, heyecanı, dinamizmi, enerjisi ve disiplini görülecek bir şeydi. Temsilin konuk sanatçısı İDOB’nun baş dansçısı İlke Kodal olmak üzere solistlerin beden dili muhteşemdi.

Beyaz Güvercin’den İspanyol Meyhanesi’ne, kah nostalji kah romantizmin sularında yüzerken, “Ekonomi Tıkırında” ve  “Pireli Şarkı”da hem çok eğlendik hem de Timur Selçuk’un öngörüsünü alkışladık. Mercan, keşke “Döneklerin Türküsü”nü eklese repertuvara... Işık (Burak Öztürkmen), kostüm (Fuat Hayat, Mayo Store) kusursuzdu.

Bir kuşaktan, bir sonraki kuşağa geçerken, yaşasın müzik-şiir-dans kardeşliği! 

ANILAR VE YETENEK PATLAMASI  

Müjdat Gezen ve Elif Gezen 

Onlarınki bambaşka bir öykü, bambaşka bir kavuşma: Baba kızına hep hasret yaşadı; kız, hep “annesinin kızı” olup babaya yakın olma isteğiyle yanıp tutuştu. Yarım asır sonra hasret dindi, kavuşma gerçekleşti. Yani “Baba -Kız” oyunu ortaya çıktı.

Müjdat Gezen ve yeteneğini yeni keşfettiğim, hayran kaldığım kızı Elif Gezen’i sahnede buluşturan “Baba Kız” oyununu geçen hafta Esenyurt Edebiyat ve Sanat Festivali’nde izledim. İlk tepkim, sevgili Müjdat Gezen’e çıkışmak oldu: Bunca yetenekli kızın vardı da, onu şimdiye dek nerede neden sakladın diye! Baştan başlıyorum: 

Farzedin Müjdat Gezen’lerin evine çaya kahveye gitmişsiniz, ya da onlar baba kız size gelmişler. Sahnede öyle bir atmosfer. Anlar geçer, anılar kalır misali, baba kız, anılarını biriktiriyorlar, paylaşıyorlar. Rastgele değil, inceden inceye işlenmiş bir kurguyla: Müjdat Gezen’in yazdığı şiirler, öykülerle, Elif Gezen’in şarkılarıyla... Oyunculukla, müzikle,  şarkıyla, zaman zaman doğaçlamayla ya da doğaçlama havasıyla... Bütün bunlar bir araya geldiğinde birbiri peşi sıra duygu patlamaları yaşıyorsunuz. Hüzünden hasrete, aşktan akla, özlemden özgürlüğe, gülmekten gözyaşına uzanan duygu patlamaları... Elbet eleştiriden bolca pay alarak. 

Efsane oyunculuğu, hayattaki duruşu ve kişiliğiyle gönülleri fethetmiş Müjdat Gezen’in sahnedeki halini anlatacak değilim. Ama onun karşısında, sesinin mükemmelliği, şarkılardaki rahatlığı, oyunculuğundaki doğallık ve sahicilikle Elif Gezen de mükemmel! Biyografisini okuyunca işte liyakat dedim! Doğumu 1970. Boşanmadan sonra annesiyle yaşamış. Belediye ve MSGSÜ Devlet Konservatuarlarını bitirdikten sonrasında yok yok: UCLA California Üniversitesi’nde Müzikli Tiyatro; Londra Kraliyet Okulu’nda Drama, Londra Kraliyet Akademisinde ses eğitimi... Eşi ve çocuğuyla yaşadığı Hollanda’da, 2005’ten beri müzik, şan, drama dersleri veriyor ve kurduğu “Tanti Canti” (Bir sürü şarkı) korosunu yönetiyor, besteler üretiyor. 

Babasının şiirlerini bestelemesi, bu oyuna ilham vermiş. Bir de sürpriz; bu oyun öyle sevildi ki şimdi ikincisi geliyor: “Kız Babaaaa”. 

Emeği geçenleri kutlarken bana bir son söz düşüyor: 

Çocuklar, bir önceki kuşaktan daha ileride; kendi çocuklarından daha geride oldu mu, o toplumun sırtı yere gelmez! Teşekkürler Timur ve Müjdat. Teşekkürler Mercan ve Elif!

30 Ocak 2022

Paylaş

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Zeynep Oral

Gazeteci , yazar, feminist, İnsan Hakları savunucusu, Barış eylemcisi, STK (Sivil Toplum Kuruluşları) bağımlısı; çok sesli, çok renkli yaşam tutkunu… Halen Cumhuriyet Gazetesi yazarı ve PEN Türkiye Yazarlar Derneği Başkanı. 

Devamı

Sosyal Medya

 
© 2021 Tüm hakları saklıdır.