Menü

Aydınlığın Beden Sesi…


15 Ağustos 2008 - Zeynep Oral -

Kimi zaman kendimi çooooooooooook çok yaşamışım gibi hissediyorum. Yaşlanmış değil, çoook yaşamış.

Geçen hafta hem Cumhuriyet’te hem de   öteki gazetelerde bir sanat haberi  vardı: Alvin Ailey Dans Tiyatrosu17-19 Eylül’de İstanbul’a geliyor diye… Çevremdeki gençler nasıl bir şeydir diye  sormaya başladılar. Ben de daldım gittim taa çok eskilere…

Eşsiz bir Ayin

Sene 1977. Arnavutköy  sırtlarında  Boğaz'a bakan bir evin  bahçesindeyiz.  Geceyarıları çoktan geçmiş, güneşin doğmasına az bir zaman var: Alacakaranlıkta Alvin Ailey, kapkara derisiyle  zor seçiliyor. Çimenlerin üzerine bağdaş  kurmuş oturuyor. Onu izlediğimi bilmiyor... Derken güneş doğmaya başladı.   O ilk ışınlarla birlikte Alvin Ailey yerden kalkıp yükselmeye başladı. İlk ışınlarla birlikte yanında  bir siluet daha belirdi. Yeryüzündeki belki de en “güzel” kadın siluetiydi bu.  Adı Judith Jamison’du.  İkisi birlikte  gün ışıklarına doğru, güneşe doğru yükselmeye  başladılar.  Yalnız ayakları, uzayıp giden bacaklarıyla değil, tüm bedenleri, belleri, boyunları, başlarıyla da yükseliyorlardı O yükselişe kollarını, dirseklerini,  ellerini kattıklarında  sanki güneşi avuçlarında doğurmuşlardı…

Arnavutköy sırtlarında, bir bahçede, güneş doğarken, insanoğlunun yalnız ve yalnız kendi­si için yapabileceği bu "dans" on da­kika ya sürdü ya sürmedi ve sabahın ilk ışıklarına, horozların sesi katılın­ca sona erdi...İzlediğim eşsiz bir ayindi sanki…

Bir akşam önce Alvin Ailey  Dans Topluluğu  5. İs­tanbul Festivali'ne katılmış ve Harbiye Açıkhava tiyatrosunu dolduran izleyicileri büyülemişti.  İçin için, o büyülenmede benim de payım olduğunu düşünmeden edemiyordum...

New York’da bir kahvede

“Alvin Ailey  Dans Topluluğu İstanbul’a geliyor” haberinin bir başka çağrışımı şöyle:

Sene 1976 . New York'ta Lincoln Center'da,  Alvin Ailey Topluluğunun , Mercer Elington  orkestrası eşliğinde gösterisi var. Ama hiç bilet yok! Gişe önünde kuyruklarda helak olmuşum.  Derken bir mucize: Gökten bir melek inip cebinden iki davetiye çıkarıp verdi. “Melek”, karşı kahvede  demlenen   Mercer Elington  (Duke Ellington’un oğlu) görünümündeydi!

Temsili izledim. Çarpıldım. Ertesi gün aynı kahvede hem Mercer Ellington hem de Alvin Ailey’le röportaj yapıyordum.  (Fotoğraflarımızı bulmalıyım) Ayrılırken, Ailey’le   boynumuzdaki boncuk kolyeleri değiş tokuş ediyoruz… İstanbul’a döndüğümde soluğu Nejad Eczacıbaşı ve Festival yöneticisi Aydın Gün’ün yanında alıyorum.Tamam,yaşasın geliyorlar!

30 Yıl sonra

Otuz küsur yıl sonra topluluk ikinci kez İstanbul’a geliyor. Ama bu kez Alvin Ailey’siz. 1989’da , 58 yaşında , ustalığının doruğunda bu dünyadan ayrıldı. (Bu sayfada gördüğünüz  fotoğraf Alvin Ailey’nin en ünlü koreografilerinden “Aydınlanma” adlı eserden. Tabutu başında topluluk, ustaya yine bu dansla saygı sunmuştu.)  .. Vasiyeti üzerine topluluğu , bir zamanlar Ailey’nin baş oyuncusu Judith Jamison yönetiyor. (Küçük fotoğraf: Yine çok ünlü bir eser, “Çığlık”ta Judith Jamison.)

Otuz yıl öncesinden sayısız an ve anı gelip içime yerleşiyor:

En büyük star ile, en sıradan dansçısı arasında hiçbir fark gözetmeksizin bir yanda müthiş disiplinli ama öte yanda sanki en bü­yük bir aşkı yaşarmışçasına topluluk bireyleriyle tepeden tırnağa duyarlı­lığa bürünmesi... İstanbul Açıkhava Tiyatrosu'nun, kızgın güneşten yanıp tutuşan taş ba­samaklarında dört saat süren o yoğun provalar sonunda, Alvin Ailey’nin her dansçısına sa­rılışını, onları tek tek okşayışını na­sıl unutabilirim ki!

Bedenin sesi, özgürlüğün sesi

Bir de söyledikleri var beni terk etmeyen:
“Her insanın bir bedeni ve ha­reket etme gücü var. Benim yaptığım, bedendeki güzelliği, gücü ve şiiri or­taya çıkarmak için hareketi denetim altına almak, ona bir yön vermek, ba­şıboşluktan kurtarmak... İnsan ken­di bedeninin güzelliğini, kendi bede­ninin gücünü, o bedenin neler yapa­bileceğini anladıktan sonra, bedenin­den gelen sesi duymazlıktan gelemez. İşte danslarımızla biz bu sesi duyuru­yoruz."

Hiç unutmuyorum: Nedir bu ses? Diye sormuştum…

“Özgürlüğün sesidir.  İnsanoğlu özgür olmak için vardır. Var olma nedeni özgürlüktür” demişti…

Alvin Ailey’e göre o ses, aynı zamanda aydınlığın sesidir.O ses,bedenin şiiriydi.Ve iletişim, ancak o şiir aracılığyla kurulabilirdi.
Alvin Ailey'i çoğu kitleler, "siyah ırkın temsilcisi" falan diye nitelemekten yanaydı. O ise buna karşı çıkıyor­du.

"Siyahım ama siyah ırkın temsil­cisi ya da sözcüsü değilim, olamam, olmaya da niyetim yok… Ayrıca biz si­yahlar bireyselliğe sonsuz önem veririz. Ben kendi duy­gularımın, inançlarımın sanatsal sesini vermeye çalışıyorum. “

Topluluğun önceleri neden yalnız siyahlardan oluştuğunu, sonradan da neden siyahların çoğunlukta olduğunu ise şöyle açıklıyordu: “Bunun nedenini, bendeki inanç­ların, düşüncelerin siyahlarca daha çok paylaşılma­sında aramak gerek. Her sanatçı, önce kendi deneyinden kendi birikiminden yararlanır. Ben de  bir ‘Afro- American’  olduğuma; eserlerimde bunu dile getirdiğime göre, binlerce yılı aş­kın deneylerimizi, geleneklerimizi, bi­rikimimizi yansıtmaya çalıştığıma göre topluluğumda si­yahların çoğunlukta olması doğal­dır."

Aradan çok yıllar geçti… Bakalım  Alvin Ailey Dans Tiyaterosu o günlerden bugünlere nasıl gelişti. Temsiller  17-18-19 Eylül’de Lütfü Kırdar’da.

Cumhuriyet- 15 Ağustos 2008

Paylaş

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Zeynep Oral

Gazeteci , yazar, feminist, İnsan Hakları savunucusu, Barış eylemcisi, STK (Sivil Toplum Kuruluşları) bağımlısı; çok sesli, çok renkli yaşam tutkunu… Halen Cumhuriyet Gazetesi yazarı ve PEN Türkiye Yazarlar Derneği Başkanı. 

Devamı

Sosyal Medya

 
© 2021 Tüm hakları saklıdır.