Menü

Aspendos’da “Nazım” Görkemi…


07 Temmuz 2005 - Zeynep Oral -

Aspendos’un büyülü havası, her zamankinden daha görkemliydi.

Belki çok erken saatlerden başlayarak insanların akın akın gelip, gün boyunca kızmış iki bin yıllık taşlarda yerlerini almalarından… Belki izleyecekleri olayda geçmişin birikimiyle, geleceğin umudu arasında bir köprü kurulacağı umutlarından… Belki Mimar Zenos’un dehasından çıkmış o görkemli mekanla Nazım Hikmet, Fazıl Say, Genco Erkal, Zuhal Olcay gibi dev isimlerin buluşmasına duyulan heyecandan… Daha ilk nota geceye salınmadan çok önce yavaş yavaş içimize işlemeye başlanmıştı görkem ve büyü…

Bunlara , bir de benim içimde büyüttüklerim eklendi: 12.yılını yaşayan Aspendos Festivali serüveninin, ilk tohumların atıldığı, bir avuç insanın olağanüstü emeği, tutkuları, inançları, azimleri, olmazı olur kılma çabaları… (Rengim Gökmen’i , Hasan Hüseyin’i, Yekta Kara’yı anmadan edemedim elbet…) 12 yıllık süreçte dünya çapında yakalanan uluslararası başarı ve yoğun ilgi… Nitelikten hiç ama hiç ödün vermeden, her yıl daha da zenginleşen programla, çıtayı hep yükselterek ilerleme …

Antik Aspendos Tiyatrosunda, tek boş taş kalmadığında Bilkent Senfoni Orkestrası ile Kültür ve Turizm Bakanlığı Devlet Çoksesli Korosu yerlerini almışlardı.

Şef İbrahim Yazıcı’nın bagetiyle , memleketimin dört bir yanından ve yeryüzünün her ucundan, bir de Aspendos’u dolduran yedi bin kişinin soluğundan gelen rüzgarın sesiyle başladı Fazıl Say’ın “Nazım” oratoryosu .. Hayır hayır , biz Aspendos’u dolduranlar soluğumuzu tutmuştuk. Sanki nefes almıyorduk. (12 yıldır ne çok konser, opera, bale izledim orada. Ama ben böyle bir sessizlik ne gördüm , ne de duydum şimdiye kadar! ) Bu sessizlik giderek yoğunlaşacak, sahneden gelen elektriğe kapılacak, bundan böyle, sahnedekilerle soluk alıp verecektik.

O rüzgar sesi müzik olup kucakladı, söz olup sarıp sarmaladı. O rüzgar sesi, şimdiydi, burasıydı, memleketimdi , yeryüzüydü,. O rüzgar sesi dünden bugüne , bugünden yarına uzanan bir yoldu.

O yolda yaratıcı dehanın gücüyle kanatlandık. Azmin, emeğin, çalışmanın gücüyle sarsıldık. Memleketimin ve yeryüzünün tüm acılarını yüreğimizin en derinlerinde duyduk. Memleketimin ve yeryüzünün tüm sevinçleriyle coştuk. Ve inandık. Her notaya , her sese, her sözcüğe, sapına kadar inandık. Öylesine sahiciydi.

Bu oratoryoyu , daha önce çok kez izlemiştim. Ancak bu kez yine farklıydı. İbrahim Yazıcı’nın dinamik, hareketli, çok renkli ve güçlü yönetiminde Bilkent Orkestrası mükemmeldi. Gerek orkestra, gerek koro, çalmaktan, söylemekten, solistlerle ve şefle kurdukları ilişkiden aldıkları tadı izleyiciye yansıtıyor, geçiriyordu.

Fazıl Say, şeytansı / meleksi, çılgın dehasını , besteciliğine ve piyanoyu çalışına taşımış, gözümüzün önünde tüm duygu ve düşünce yoğunluğunu yeniden yaşıyordu.

Genç bariton Güvenç Dağüstün duru ve güzel sesiyle, sahnedeki duruşuyla ve tavrıyla şairin ve bestecinin izini sürüyordu.

Zuhal Olcay, “Kız Çocuğu” ve “Memleketim” şarkılarında , sesindeki dramatik güçle hepimizi derinden yakalıyor ve bir daha bırakmıyordu.

Genco Erkal, işte o görülecek bir şeydi. Her seferinde kendini nasıl bu denli aşabiliyor diye şaşırıyordum. Bu kez çok ama çok küçük bir alanda, neredeyse hareketsiz beden dilini kullanış biçimi, beden dilini sözlerle ve müzikle bütünleyişi çarpıcıydı. Bu kıstırılmış, içine kapanmış çerçevede Aspendos göğündeki en uzak yıldıza ulaşabiliyor, içindeki her duyguyu, düşünceyi , her birikimi, her imayı , söylenmeyeni bile bize apaçık ve en dolaysız yolla ulaştırıyordu. Ulaştırmak ne kelime, yaşatıyordu. Şiiri ve müziği, sesi ve sessizliği, acıyı ve sevinci , yaşamı ve ölümü yaşıyorduk.

Üç küçük çocuğun ses ve enstrümanlarıyla katılımı bu şiiri, bu görkemli şöleni taçlandırıyordu.

Gözyaşlarını tutamayan yalnız ben miyim diye çevreme bakıyorum. Hayır yanımda Meriç Sümen ve Remzi Buharalı, onlar da duygularını gizleyemiyor…

Eser yine bir rüzgar sesiyle sona erdiğinde, yedi bin kişi ayağa fırlıyor . Alkışlar dinmek bilmiyor! (Ben böyle yürekten alkış daha önce orada görmemiştim. ) Alkışlar bitecek gibi değil. Son bölüm yeniden çalınıyor, söyleniyor…

Üzerime yıldızlar yağıyor. “İyi ki yaşıyorum… İyi ki yaşıyorum!”
12. Aspendos Festivali birbirinden ilginç ve değerli programlarla 19 Temmuza dek devam ediyor. Olanağınız varsa, yaşamınızda bir kez olsun orada bir konser, bir opera, bir bale izlemekten kendinizi yoksun bırakmayın…

3 Temmuz 2005- Cumhuriyet

Paylaş

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Zeynep Oral

Gazeteci , yazar, feminist, İnsan Hakları savunucusu, Barış eylemcisi, STK (Sivil Toplum Kuruluşları) bağımlısı; çok sesli, çok renkli yaşam tutkunu… Halen Cumhuriyet Gazetesi yazarı ve PEN Türkiye Yazarlar Derneği Başkanı. 

Devamı

Sosyal Medya

 
© 2021 Tüm hakları saklıdır.