Menü

Asıl Suçlu, Kerpiç Değil!


11 Mart 2010 - Zeynep Oral -

“Kerpiç” diyorlar, “suçlu kerpiç!” diyorlar. Yalan söylüyorlar.

Suçun iki kaynağı olduğunu bile bile yalan söylüyorlar. Bunlardan biri cehalet, öteki yoksulluk. Yoksulluk ve cehalet üreten politikaları savunanlar asıl suçlular! Bunu bildikleri için yalan söylüyorlar!

“Kerpiç değil, beton olsaydı” diyorlar ya! O da yalan! İstanbul her geçen gün biraz daha betonlaştırılıyor! Mahalle aralarında bir bahçe, bir arsa, bir meydan boş bırakmamacasına… Biraz daha rant diye diye, sokak aralarına bile gökdelenler dikilirken... Çimentodan, demirden çalınırken, kalite düşürülürken… İmarsız izinsiz inşaatlar sürerken… Dereler doldurulup dere yatakları asfaltlanırken … Korkarım bütün bu betonlaşma tepemize yığıldığında, bu kez de “Ah keşke beton değil kerpiç olsaydı” diyerek yalanı sürdürecekler!

Cehaleti önleyecek politikalar yerine, ayırımcılığı, kin ve nefreti körükleyen politikalar üretmek… Gelir uçurumunu azaltmak, işsizliğe çareler aramak yerine, devlet kurumlarıyla didişmek… Gerçekleşmiş darbeler, gerçekleşmiş suçlarla hesaplaşmak yerine, gerçekleşmemiş, gerçekleşme olasılığı olmayan ve olmayacak varsayımlarla hesaplaşmaya çalışmak… Yoksullukla savaşacak yerde birbirimizle savaşmak… Toprağın altı fay hatlarıyla doluyken toprağın üstünde ağalık, şeyhlik, tarikat ve aşiret düzenini sürdürmek! İşte asıl suçluluk bunlar!

Suçlu olan, doğa değil, ders almayı bilmeyen, ileriyi göremeyen, kendi çıkarını, arsız iştahını denetleyemeyen insan!

Elazığı’da sevdiklerini yitirenlere başsalığı, sabır ve metanet diliyorum…

Müzik dolu hafta

Beyoğlu ve Şişhane iki yeni mekâna kavuştuğundan beri etkinlik çıtasını yükselttikçe yükseltiyor… İki yeni mekân dediğim İKSV’nin “Salon”u ve Borusan’ın “Müzik Evi”…

İlkinde Hüseyin Sermet’i, ikincisinde Emre Elivar’ı dinledim. İkisi arasında da Lütfü Kırdar Salonu’nda Leyla Gencer anısına Borusan’dan “La Traviata”nın konser versiyonunu… (Dünkü yazısında Evin İlyasoğlu tüm duygularıma “tercüman olduğu” için ona dönmüyorum.)

Hüseyin Sermet, ustalığını çoktan kanıtlamış bir piyanist. Daha önce hiç dinlemediğim Charles Valentin Alkan’ın “fantezi”leri farklı tatlar getiriyordu. Liszt’in Si minör Sonatı ise sıra dışı bir yorumdu. Hüseyin Sermet’in yorum inceliği, hassaslığı, duyarlılığıyla büyülendim. “Salon”un o çok sıkışık iskemleleri bile büyüyü bozamadı.

Müzik Evi”nde Emre Elivar konseri, 20. yüzyılın iki Rus bestecisine Şostakoviç ve Prokofyev’e ayrılmıştı. Şostakoviç’ten 2. Piyano Sonatı ve Aforizmalar; Prokofief’ten “Visions Fugitives - Kaçamak Hayaller”, “Sarcasms-İstihzalar” ve 2 No’lu Piyano Sonatı… Bu çok zor ama muhteşem programın altından Emre Elivar, gencecik yaşında nasıl kalktı hâlâ inanmakta güçlük çekiyorum. Yalnız teknik ustalığından değil aynı zamanda, özgün yorumundan, sonsuz duyarlılığından, tuşlara dokunuşundaki tattan, eserlerin içinde barınan ironiyi ortaya çıkarmaktan söz ediyorum…

Atatürk’ü Düşünmek

 

Her iki konser boyunca ve sonrasında iki sanatçının da eğitimlerinin başlangıç noktası olan Ankara Devlet Konservatuvar’ını düşündüm. Sonradan biri Fransa’da, öteki Almanya’da uzmanlaşacaklardı. Konservatuvarlarımızdan daha nice ustaların yetiştiğini düşündüm. Hocaların hocası Kamuran Gündemir’i, Ferhunde ve Ulvi Cemal Erkin’i, Adnan Saygun’u …

“Liberal demokrat” dostlar sinirlenmesin, Atatürk’ün başardıklarını düşündüm… Cehaletle savaşını… Dünya kültürüne, evrensel değerlere açılmamız için sürdürdüğü çabayı… Gelecek kuşaklara da yarayan, bize açtığı tüm kapılar için bir kez daha ona şükrettim.

Cumhuriyet - 11 Mart 2010

Paylaş

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Zeynep Oral

Gazeteci , yazar, feminist, İnsan Hakları savunucusu, Barış eylemcisi, STK (Sivil Toplum Kuruluşları) bağımlısı; çok sesli, çok renkli yaşam tutkunu… Halen Cumhuriyet Gazetesi yazarı ve PEN Türkiye Yazarlar Derneği Başkanı. 

Devamı

Sosyal Medya

 
© 2021 Tüm hakları saklıdır.