Menü

Arena'da İsyan… Arena'da Skandal…


08 Ağustos 2004 - Zeynep Oral -

(Sevgili Okurlar, isterseniz bu yazıyı okumadan önce, bir kez daha geçen haftaki "Köçekçe'…Arena di Verona'da " başlıklı yazımı okuyun. O zaman ne umdum ve ne buldum, belki daha net çıkar ortaya….)

                                 x

Bugüne dek böyle bir şey görmedim, duymadım… Yaşamasam, tanıklık etmesem, inanmakta zorlanırdım… Hafif hafif başladı, derinden derine çoğaldı, bir çığ gibi büyüdü, şiddetli bir patlamayla sona erdi. Arena di Verona'daki isyandan, (kimine göre skandal) söz ediyorum…

Anımsayacaksınız, geçen hafta "Köçekçe'Arena di Verona'da" başlıklı yazımda, sizlerle bir coşkuyu paylaşmaya çalışıyordum. Verona'daki opera festivalinde, Placido Domingo konseri , sekiz Akdeniz ülkesindeki sekiz antik tiyatronun katılımıyla gerçekleşecekti. Hani "bizim" de Antik Efes tiyatrosu, Ulvi Cemal Erkin'in "Köçekçe"si, İzmir Devlet Senfoni Orkestrası yorumuyla katılacağımız konser…

Arena di Verona (İtalya) dışındaki öteki yedi ülke ve tiyatrosu şöyleydi: Pola (Hırvatistan), Efes (Türkiye), Palmira (Suriye), Leptis Magna (Libya) , El Cerm (Tunus) Arles (Fransa) ve Tarragona (İspanya) … Placido Domingo'nın aryalarının arasında, Arena'nın bir ucuna inen dev bir beyaz perdeden, aynen bu sırayla, bu ülkelerin müziklerini, danslarını izleyecektik…

Olmadı, olamadı… Farklı kültürlere tahammülsüzlük (düşmanlık mı demeli?) böyle bir programa izin vermedi… Konserin ertesi günü bu satırları içim acıyarak yazıyorum. İşte ayrıntılar:

Normal başladı

Konser akşamı Arena di Verona ağzına dek dolu. Yirmi bin kişilik arenada tek boş yer yok. Biletler aylar öncesinden tükenmiş. Sahnede Arena di Verona Orkestra ve korosu…

Tüm ışıklar söndü. Aynı anda karanlığın içinde binlerce minik mum yandı. Arena'da adet böyle, karanlıkta göz kırpan binlerce ışık, sahnedekilere "biz buradayız " der gibi…

Yılların eskitemediği ünlü yönetmen Franco Zefirelli kürsüye çıkıyor. Placido Domingo'yu yaşayan en büyük, en değerli tenor diye takdim ediyor. Programın anlam ve önemini anlatıyor. Akdeniz'de farklı kültürler ve disiplinler arasında kucaklaşma, farklılıklarla zenginleşme, barış, hoşgörü… Alkış, alkış…

Placido Domingo sahnede, bu konser için özel bestelenmiş çağdaş bir arya söylüyor. Marco Betta'nın "La Corona di Pietra" ("Taştan Taç" - "Benim dışımdaki öyküleri de kucaklıyorum" diyen sözler… )Aryanın sonunda 20 bin kişi ayakta çılgınca alkışlıyor.

Sahneye bir anda inen dev bir beyaz perde. (Teknik mucize!) Ve bir Hırvat operasından bir bölüm izlemeye başlıyoruz. Pola Tiyatrosunda çekilmiş film topu topuna sekiz dakika sürüyor. (Her ülkeye 8 dakika ayrılmış) Yine her ülkenin filmi gösterilirken, yerel giysiler giymiş gençler o ülkenin bayrağıyla , beyaz perdenin iki yanına yere oturuyor ve filmi izliyor. Hırvat operası bitti , alkış neredeyse yok gibi… Hafif homurtular…

Placido Domingo ikinci aryasını söyledi. Alkış kıyamet yer yerinden oynuyor.

Sahnede Türkiye

Sıra Türkiye'de. Perdenin iki yanında Türk Bayrakları. Enfes görüntülerle Efes'de, Rengim Gökmen yönetiminde İzmir Senfonni Orkestrası "Köçekçe"yi yorumluyor. İnanın, iltimas yapmıyorum, ama bizim film harika. Müthiş hareketli çekimler, farklı mekanlar, senfoni orkestrasının ciddiyetiyle , Ege Üniversitesi hak oyuncuları gençlerinin dinamizmi, Erkin'in müziğiyle, fresklerin iç içeliği…

Film bitti . Hafif bir alkış… Ne zaman ki, Türk bayraklarını taşıyan gençler, ayağa kalkıp yürümeye başlıyor, tek tük "yuh" sesleri… Bu sözcük yalnız Türkçe'de var. Yani artistik değil, politik bir protesto…

Placido Domingo sahnede, aryasını söylüyor. Arena ayağa fırlıyor alkış kıyamet!

Yaşadığım şok

Sıra Suriye'de. Beyaz perdede Palmira Tiyatrosunda çekilmiş geleneksel bir düğün… Şam'dan bir topluluk ve "göbek havası" …

Ve millet başlıyor bağırmaya. En çok İtalyanlar haykırıyor. "Utanın!", "Rezillik"… "Burası Arena, burada şarkı söylenir"…"Sinemayı gidin evinizde seyredin"… Bağrışma, çağrışma ve ıslıklamaların sonu gelmiyor. Öyle ki filmi durdurmak zorunda kalıyorlar.

Placido Domingo sahneye çıktığında haykırmalar devam ediyor. "Kesin bu programı!", "Sinema değil, müzik istiyoruz!" Almanlar "Domingo" diye tempo tutuyor. İngilizler, İtalyanları ve Almanları susturmaya çalışıyor. (En çok bu üç ülkenin izleyicisi var Arena'da.)

Placido Domingo'nun aryasından sonra programda olmadığı halde ara veriliyor.

Konserin ikinci yarısında beyaz perde hiç inmedi. Dört ülkenin filmleri gösterilmedi. Gösterilmeye teşebbüs bile edilmedi. Placido Domingo 20 bin izleyiciyi avucunun içine alıp, program dışı üç arya daha söyleyerek konseri sürdürdü.

Sorular

Konserden sonra hem Zefirelli , hem Placido Domingo'nun bulunduğu yemekte, programın iptal kararının nasıl zorlukla alındığı, ama tepkilerin daha büyümesinden korkularak almak zorunda kalındığı açıklanacaktı.

Yanıtsız pek çok soru vardı aklımda: Seyirci her zaman haklı mıdır? Dinleyicinin her isteğine boyun mu eğilecek? Tamam, tepki Arena'da multivizyon kullanımınaydı , ama gösterilen ilk ülkeler Fransa (Modern dans) ve İspanya (Jose Carreras) olsaydı, yine aynı şiddette mi olacaktı bu protestolar?

Konserin sonunda Placido Domingo'nun ısrarlı çağrılarına karşı Zefirelli sahneye çıkıp, seyirciyi selamlamadı. Bu da izleyiciye onun protestosuydu.
Geçen hafta yazımda şöyle demiştim: "Programa baktığımda yeryüzünde farklı kültürlerin, birbirini yok etmeye çalışmadan da varlıklarını sürdürebileceklerini görüyorum. Daha güzel ve şiddetten arınmış bir dünyanın da mümkün olabileceğine yeniden inanmaya başlar gibi oluyorum… "

Yanılmışım…


08 Ağustos 2004

Paylaş

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Zeynep Oral

Gazeteci , yazar, feminist, İnsan Hakları savunucusu, Barış eylemcisi, STK (Sivil Toplum Kuruluşları) bağımlısı; çok sesli, çok renkli yaşam tutkunu… Halen Cumhuriyet Gazetesi yazarı ve PEN Türkiye Yazarlar Derneği Başkanı. 

Devamı

Sosyal Medya

 
© 2021 Tüm hakları saklıdır.