Menü

Aktörün Ölümü…


04 Ekim 2003 - Zeynep Oral -

"Zaten aktör dediğin nedir ki? Oynarken varızdır. Yok olunca da sesimiz bu boş kubbede bir hoş seda olarak kalır. (…) Birazdan teatro bomboş kalacak. Ama teatro işte o zaman yaşamaya başlar. Çünkü Satenik'in bir şarkısı şu perdelerden birine takılı kalmıştır. Benim bir tiradım şu pervaza sinmiştir. Hıranuş'la Virjinya'nın bir diyalogu eski kostümlerin yırtığına sığınmıştır. İşte bu hatıralar, o sessizlikte saklandıkları yerden çıkar, bir fısıltı halinde yine sahneye dökülürler. Artık kendimiz yoğuz. Seyircilerimiz de kalmadı. Ama repliklerimiz , fısıldaşır dururlar sabaha kadar.
Gün ağarır, temizleyiciler gelir, replikler yerlerine kaçışır. Perde. "

                               x


Haldun Taner'in ölümsüzleştirdiği, Aktör Fasulyacıyan'ın sözleri bu yukarıdakiler. Bir haftadır yeniden yeniden içimde, dilimde dolanıp duran sözler…
Kerim Afşar aktördü. Sonuna dek de aktör olarak kaldı. Yani "Oynarken varız" diyenlerden… Ve o gitti gideli replikleri , tiratları, diyalogları, hem tiyatro pervazlarında, perdelerinde, sahnelerinde, hem de içimde fısıldaşıp duruyor…

Ondan izlediğim belki de ilk oyun olan "Andora"dan (önce Andri rolünde , yıllar sonra baba rolünde) , "Cadı Kazanı"na, "My Fair Lady"ye; unutulmaz "Küheylan"'dan "Yaz Misafirleri"ne, "Galile Galileo"ya…Ama içimde fısıldaşmayı sürdüren yalnız oyunlardaki değil, yaşamdaki replikler de… Çok eski yıllara ait replikler: Muhsin Ertuğrul'lu toplantıları, sohbetler… (Muhsin Ertuğrul'un sevgili oyuncularından biriydi…) Ayla ve Beklan Algan'la yaramaz çocuk edası ve muzipliğiyle geliştirilen tiyatro düşleri… Ona Berlin Schaubühne yolunu açacak olan Peter Stein'li İstanbul yaz geceleri…

70'li yıllarda oynadığı oyunlara ilişkin yazdığım eleştirileri, sararmış gazete ve dergi kupürlerinden okuyorum kaç gündür. Her yazıda onun ustalığını belirtirken hep şu noktaları vurgulamışım: Oyunculuğunda, sahnede duygularıyla aklı arasında kurduğu denge… Ayrıntılara, nüanslara gösterdiği titizlik… Rol arkadaşlarına, ekibe sağladığı imkanlar , onlara gösterdiği saygı, onlara yer açma, onları ezmeme çabası … Sahnedeki görüntüsüyle, etkili fiziğiyle, o muhteşem sesini bir bütün kılması… Sahne disiplini ve sorumluluğu…
                             

Hayır, sahnelerin dışındaki Kerim Afşar'a ilişkin hiçbir şey yazmamışım. Yazmadım. Sahnedeki var oluş biçimiyle, sahne dışında , yaşamda var oluş biçimi birbirinin aynısı olduğu için mi? Belki de… Evet , öyle. (Yukarıda vurguladığım özelliklerini, "sahne" sözcüğü yerine "yaşam" sözcüğünü koyarak, yeniden okuyabilirsiniz.)

                               x

Bir haftadır onun kaybı üzerine yazılanları okuyorum…

Yitirdiklerimizin yerine koyacağımız birileri olmadığı için; bıraktıkları boşluk doldurulamayacağı için, özlemle birlikte acı da büyüyor…

Her ölüm biraz da kendi ölümümüze bizi yaklaştırdığı için…

Ama acının en ağır basmasına neden belki de yitirdiğimiz değer ölçüleri…

Kerim Afşar aktördü. Sonuna dek usta bir aktör olarak kaldı. Ali Sirmen'in dediği gibi " yüreğini, ruhunu, sesini satmadı."


Düzenin çarkları, dişlileri arasında insan öğütürken; çevresinde cadı kazanları kaynatılırken, o ödün vermedi.

Ucuz ve kolay olan alkışlanırken, yapay pırıltılar göz boyarken, yoz olan şan şöhret kapılarını açarken, ve toplumda bütün bunlar yüceltilirken o mesleğini icra etti. Mesleğine saygıdan, kendine saygıdan, çevresine saygıdan vazgeçmedi…

Mesleğini, var oluş biçimine dönüştürdü.
Emeği, kimliğiydi.
Kerim Afşar aktördü. Sonuna dek aktör kaldı. . .

Hoşça kal oyuncu! Satmadığın, yüreğin, ruhun, görüntün ve sesin bizimle.


04 Ekim 2003- Cumhuriyet

Paylaş

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Zeynep Oral

Gazeteci , yazar, feminist, İnsan Hakları savunucusu, Barış eylemcisi, STK (Sivil Toplum Kuruluşları) bağımlısı; çok sesli, çok renkli yaşam tutkunu… Halen Cumhuriyet Gazetesi yazarı ve PEN Türkiye Yazarlar Derneği Başkanı. 

Devamı

Sosyal Medya

 
© 2021 Tüm hakları saklıdır.