Menü

Abidin Dino…


06 Aralık 2003 - Zeynep Oral -

Tam on yıl olmuş… İnanmakta güçlük çekiyorum. Nereye uçuyor bu zaman? Sanki daha dündü. Gözlerimin o ince uzun parmaklı güzel ellerine kenetlenmesini önlemeye çalışarak, ağzından çıkan her sözü büyük bir ilgiyle dinler, her sohbetinden ne çok şey öğrenirdim…

Abidin Dino, tam on yıl önce 7 Aralıkta aramızdan ayrıldı.

Engin kültür birikimi, dünyayı kavrayışıyla, bağımsız ve özgür düşünceyle, aklının ve duyarlılığının incelikleriyle, yorumlama gücüyle yoğurmuştu Abidin Dino. Bu birikim, bu düşünce ve duyarlılık , bu yorum gücü, resim olarak, desen olarak, heykel, seramik olarak ya da çakıl taşlarına çizilmiş çizgilerle ama aynı zamanda yazıyla, şiir tadında denemelerle, film ya da belgesel olarak çıkardı karşımıza…Ve hepsi olağanüstü kişiliğinin damgasını taşırdı.

Ne miydi bu kişilik? Bilge, aydınlıkçı, ilerici, sonsuz üretken, yeryüzünün tüm çelişkileri karşısında sağduyuyu , dengeyi ve umudu her daim canlı tutan bir kişilik. Bir de insanı insan yapan değerleri yücelten bir kişilik…

Bir de memleket aşkıyla tutkusuyla yanan bir yürek…

1951’de kendi deyişiyle “ çok yakın bir gelecekte dönmek üzere” ayrılmıştı Türkiye’den. Ayrılık, hasret onlarca yıl sürdü. Ülkem, ne de olsa yasaklar, korku, yalan ve çıkar çarkları arasında ne de olsa insan öğütüyordu o sıralarda…

Ancak nereye giderse gitsin. Ülkesini hep içinde yüreğinin ve aklının içinde taşıdı. Resimlerine bakın, görürsünüz.

Ona bir keresinde, nasıl oluyor da dünyanın her yerinde o ülkenin bilim ve kültür insanlarıyla bunca yakın dostluklar kurabildiğini sormuştum. (Moskova’da Ayzenştayn, Babel, Şostakoviç; Paris’de Picasso, Tzara, Cocteau, Gertrude Stein, Aragon ve Elsa…) Gülerek geçiştirmeye çalışmış sonra şöyle demişti:

“Galiba mesele Türk kültürünü onlara tanıtabilmek, anlatabilmek. Sanatçılar bilim adamları başka kültürleri tanımak ister. Ben de Türkiye’den bir şeyler getirmeye çalışıyorum… Tüm dünyada ilişki kurmak için bir ülkenin kimliğini, gerçek kimliğini tanıtmak çok önemli…”

Dünyanın her yerinde, Abidin Dino Türk kültürünün ve kimliğinin onur abidesiydi.

Türkiye’ye yeniden dönebildiğinde yıl 1970’di. Uçaktan iner inmez yine Sansaryan Han’a davet ettiler. Sözleri kulağımda: “Bilmediğim bir şey yoktu. Soba ve iskemleler aynıydı. Kediler yine vardı. Başka bir nesil ama yine vardı kediler. Sorular aynıydı. Ama bu kez salındım, tutulmadım. Sergimi açtım, benim için büyük sevinçti.”

Ayrılıklar, hasret, yokluklar ve dönen çarklar , hiçbiri, içinde yeşerttiği umudu,inancı, yaşama sevincini ve yeryüzüne biraz da muzipçe bakışını gölgelemeyecekti.

Bana inanmazsanız, resimlerine bakın:

Onun düşsel renklerle boyadığı çiçekler, doğanın çiçekleri değil, Abidin Dino’nun en kıstırılmış, kuşatılmış anlarda bile açabilen umut çiçekleridir.

“Ak La Ka Ra” dizinde, karanın içinde mutla bir ak vardır, sevinç kıvılcımı işlevi gören…

Çukurova insanları ya da liman işçileri yürüyen, kıvrılan, akan bir nehir olur, varır Paris kaldırımlarına ve 1968 kuşağının gençlerine dönüşür… Irgatların, demircilerin yumruk olmuş elleri, okşamaya uzanan ince uzun ellere dönüşür…

Ve tüm bu resimlerde gerçekle umut, gerçekle düş, şiirde bütünleşir. Gerçeğin içindeki şiiri sunar bize.

Abidin Dino’yu tanımak, yakınında olmak, sohbetinden yararlanmak eşsiz bir şanstı. Onun karşısında değişirdik: Bilgilenir, güzelleşir, zenginleşir , çoğalırdık. İnsanın , yaşamın, yeryüzünün değerine daha çok inanırdık.

Genç kuşağın ondan hala öğreneceği çok şey var. Resimleriyle ve yazılarıyla bize bıraktığı dünyadan yararlanmalarını sağlamak hepimize düşüyor.



06 Aralık 2003

Paylaş

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Zeynep Oral

Gazeteci , yazar, feminist, İnsan Hakları savunucusu, Barış eylemcisi, STK (Sivil Toplum Kuruluşları) bağımlısı; çok sesli, çok renkli yaşam tutkunu… Halen Cumhuriyet Gazetesi yazarı ve PEN Türkiye Yazarlar Derneği Başkanı. 

Devamı

Sosyal Medya

 
© 2021 Tüm hakları saklıdır.