Zeynep Oral Zeynep Oral HakkındaYazılarKitaplarErişim Bilgileri
Yazılar

Yazılar 2016

 

Onat Kutlar’a mektup

80. yaş armağanı olarak dostlarının mektupları bir kitapta toplandı

“Onat Kutlar bu sene seksen yaşında olacaktı. Yaşasaydı...” Bu satırla başlıyor Hülya Uçansu’nun hazırladığı, kurguladığı, üzerinde nicedir titizlikle çalıştığı ve önümüzdeki günlerde Doğan Kitap’tan çıkacak olan “Onat Kutlar’a Mektup Var” adlı eser. “Bizi anan son kişi hayatta oldukça, yaşamaya devam edeceğiz” diyen bilgeye kulak veren Hülya Uçansu, Onat Kutlar’a 80. yaş armağanı olarak hazırladığı kitap için, Onat Kutlar’ın 50 dostundan ona mektup yazmalarını istedi. Farklı dönemleri, farklı alanları; farklı ilişkileri vurgulayan mektuplar... Onat Kutlar’ın kendi yazılarından geçişlerle, bugün aramızda olmayan dostlardan (Yaşar Kemal, Can Yücel, Sennur Sezer) seslenişlerle, kanaviçe gibi işlemiş; inceliklerle, duyarlıkla, akılla, şiirle, özlem ve hasretle ama en çok dostlukların tüm renkleri ve coşkusuyla ortaya çıkmış bir kitap...

Sonuç muhteşem! Her mektup sanki Onat Kutlar’a tutulan bir ayna... Her aynada onun bildiğiniz ya da bilmediğiniz farklı bir yanını görüyorsunuz. Ve her aynada Onat capcanlı, gözleri ışıl ışıl... Kâh o gür keyifli kahkahasını duyuyor, kâh hüzünleniyorsunuz...

Değişen yaşamlar

Bir iki mektubu okumak için aldım elime kitabı ve ilk sayfasından, son sayfasına bütün bir gece elimden bırakamadım. (448 sayfa)

Okudukça, Onat Kutlar’ın ne çok insanın yaşamına en içten en derinden dokunduğunu, ne çok insanın yaşamını değiştirdiğini gördüm. Herkes, hepimiz ne çok şey öğrenmişiz ondan, yaşamımızı nasıl de zenginleştirmiş!

Beni en etkileyen mektuplardan biri Mazlum Çimen’inki: Bir yanda babası Nesimi Çimen’in, bir yanda Asım Bezirci’nin cenazeleri kalkarken (Ah! Sivas Yarası!), genç Mazlum Çimen’in koluna giren Onat Kutlar’dan başkası değildir.

“Meğer benim aslanlar gibi iki sponsorum varmış: Hem de hiç fark etmediğim, bilemediğim: Can Yücel ve Onat Kutlar. Her sıkıntımda yanımda olarak, kollayarak, gözeterek beni okuttular. Üzerimde emeğiniz ve hakkınız çoktur.”

Köyün kolu kanadı kırıldı

Onat’ın öğretmen olarak askerliğini yaptığı Bursa’nın Dağkadı köyünden Mehmet Ali Aydos’un, “Her müşkülümüzde bize sen el verdin. Ne diyeyim, sen gittikten sonra bizim köyün kolu kanadı kırıldı. Biz seni çok özlüyoruz abi. Hasretle gözlerinden öperim” diye biten mektubu...

Hayır, hayır beni en çok etkileyen Zülfü Livaneli’nin mektubu... 12 Mart döneminde dördüncü kez içeri alınacağını öğrendiğinde, Onat’la birliktedirler. Eve gidip durumu eşi Ülker’e anlattığında, Ülker düşüp bayılır. Ayıldığında: Zülfü’nin eşine söyleyebileceği tek teselli cümlesi şudur: “Merak etme Onat bize yardım edecek.” “

Büyük riskleri ve ölümü göze alarak, kardeşin kardeşi tanımadığı, ‘sayın muhbir vatandaş’ döneminde asker zulmü altında benim ve birçok kişinin hayatını kurtardın. Bence bu sana takılan bir onur madalyasıdır” diyen Zülfü Livaneli...

Gencay Gürsoy’un kaleminden “Yurttaş Onat”ı okurken, ülkenin politik evrelerini yeniden anımsamak...

Demir Özlü, mektubunda Paris yıllarının ayrıntısını veriyor, Jak Şalom Sinematek günlerinin... Ali Sirmen’e göre “Onat’ın İstanbulluluğu Antepliliğinde yatar”... Ferit Edgü, “Öyle kişiler vardır ki, onların orada olduğunu bilmek bile, size umut ve erinç verir. Telefonu çevirdiğinizde sesini duymanız, içinizi ısıtır...” İşte Onat o insanlardan biridir.

Merhaba Onat!

Ne çok Onat tanımlaması var bu kitapta, hepsi de doğru! Yaşar Kemal’e göre Onat’ın yüreği kaynardı. O, “aydınlığın türkücüsü, ışık gibi gülen adamdı.” Yazılmamış romanlarını anlattığı dost...

Ara Güler, her geceden sonra... “Güzel olan sabahın ilk ışıklarında uyanıp dünyanın nasıl aydınlandığını seyretmektir” der ve ekler: “İşte sen bana varlığınla bunu verdin.” Ne zaman tanıştıklarını hatırlamaz ama “hayatımda taş devrinden beri varmışsın gibi gelir bana” der. Ne müthiş bir tanımlama...

Serra Yılmaz onu, Ömer Kavur’un dediği gibi “gizli bir öğretmen, gizli bir öğrenci” olarak tanımlıyor. Ki, çok doğru ve mektubunu “Yaşadığım sürece bana eşlik edeceksin” diye bitiriyor.

Evet, sinema bir şenlikti ve herkes anlamıştı sinemanın bir şenlik olduğunu ama Cevat Çapan’a göre o her şeyden önce bir şairdi! Refik Durbaş’a göre “Pera’dan Japonya’ya; haikai’lerden hoyratlara gidip gelen bir etkileşim... Duyarken düşünen, düşünürken insan elinin sıcaklığını yaşamaya çalışan bir yüreğin ürünleri... Benim içinse o, bilge kişiliğiyle her daim yeni zamanların bir dervişiydi. Sinema, edebiyat, şiir, müzik, tiyatro, Gaziantep, İstanbul, Paris, isyan, direniş, evcil yaşam ...

Teşekkürler Hülya Uçansu. Hepimizin yaşamına dokunmuş, yaşamımızı güzelleştirmiş olan 0nat Kutlar’a 80. yaş armağanın, bu ülkenin tüm aydınlık insanlarına bir armağan oldu.

09 Ekim 2016


Geri