Zeynep Oral Zeynep Oral HakkındaYazılarKitaplarErişim Bilgileri
Yazılar

Yazılar 2016

 

Tarık Akan yine direniyor, kazanacak

Önce, Soner Yalçın’a bir teşekkür. Geçen hafta sonu Tarık Akan başlıklı muhteşem yazısı beni duygudan duyguya sürükledi! Bir de baktım benim de içimde kendi Tarık Akan’ımı yazmak için önlenemez bir dürtü... Ve işte buradayız. Soner Yalçın, “şöhrete yenilmeyen” ve “12 Eylül zulmüne boyun eğmeyen” sinema oyuncusu Tarık Akan’ı, aynı zamanda çocuk gözleriyle izlediği büyülü sinema dünyasında “kötü adamları yenen kahraman” olarak değerlendiriyor. Tarık Akan’ın hastalığını yeni duymuş, kahramanının bunu da yeneceğine inanıyor. “Direnir, kazanır” diyor, “Çünkü daha yeneceği ‘kötü adamlar’ var!”

Arkadaşım

Tarık Akan benim kahramanım olmadı, ama arkadaşım oldu. Ve arkadaşım olmasıyla birlikte dünyalar da benim oldu! Birlikte nice toplumsal olayda yan yana çalıştık... Nice şenlikte, kutlamada birlikte güldük, birlikte coştuk... Nice haksızlığa birlikte direndik... Kâh dünya festivallerinde buluştuk, kâh hapishane ve mahkeme kapılarında... Kâh opera ya da çello partisyonu dinledik; kâh türkü ya da ağıt... Bütün bu olaylarda o bir “star” değil, hep sıradan bir neferdir. Onun “Yakışıklı jön” salon filmlerini izlemedim. Şöhretinin zirvesindeyken aldığı bir kararla ciddi filmlere yöneldiğinde 28 yaşındaydı. Onu, oyunculukta ustalaştığı, toplumsal eleştiriyi içselleştirdiği, “Nehir”, “Kanal”, “Maden”, “Sürü”, “Adak” gibi filmlerle tanıdım, hayran oldum.... Ve Cannes zaferiyle taçlanan “Yol...” Yılmaz Güney’i tanımak, yaşamını değiştirmişti.

Kendisiyle yarışma

“Toplumsal eleştiriyi içselleştirme” tanımlamasını rastgele değil özellikle seçtim. Sadece çevresine değil, en önce kendisine ve yaptığı işe eleştirel bakan; kolay beğenmeyen; kendiyle yarışan bir insan olup çıktı arkadaşım... 12 Eylül, faşist darbe yıllarında, düşüncelerinden, duruşundan ödün vermedi: “Anne Kafamda Bit Var” kitabı tanığımdır... 80’lerde “Pehlivan”, “Ses”, “Derman”... 90’larda darbeleri lanetleyen “Karartma Geceleri”, “Eylül Fırtınası...” Namuslu ve bilinçli seçimler... Yüzü aşkın film, sayısız ödül... Yarışma sadece kendisiyleydi...

Belgesel ustası

Oyuncu Tarık Akan’ı sevmek kolay. Ama bir de belgeselci Tarık Akan var ki, çekmekte olduğu belgeseli anlatırken onu dinleyecek olsanız, ateşiyle tutuşursunuz! Heykeller mi yıktırılıyor, Tarık Akan, Mehmet Aksoy belgeseli çeker! Derken Köy Enstitülerini dile getiren “Bir Meçhul Öğretmen” belgeseli... Sonra “Afrodisias”, “Anadolu’da Romalıların Ayak İzleri”,“İznik” ve “Atatürk’ün Kızları...” (Bunların çoğu hakkında önceden yazmışlığım var, meraklısı internette bulabilir.) Bütün bu belgeseller onun Türkiye, Anadolu sevdasını, Atatürk ilkeleri tutkusunu ortaya koyma; çağdaş, evrensel değerleri yüceltme çabasıdır. Tümünün gelirini kurucu ve yöneticilerinden olduğu Nâzım Hikmet Vakfı’na bırakması da işin tuzu biberidir...

Sonsuz teşekkürler

Bütün bunlar için Tarık Akan’a teşekkür ediyorum. Seçimleri için... Gerçekleştirdikleri için... Direnci için... Örnek oluşturduğu için... Dostlukların değerini bildiği için... Sinemadan kazandığı geliri, mal mülk edinmeye yatırabilirdi. Yapmadı. Sessiz sedasız inandığı ilkeler doğrultusunda çalışan STK’lere yardım etmeyi seçti. Ama en büyük yatırımını eğitime yaptı. Bakırköy’de örnek bir eğitim yuvası kurdu: Özel Taş Koleji. Aydın öğrenci yetiştirmeye hedeflenmiş bir ilim yuvası... Bakırköy’deki bu okul, üniversitelere girme sıralamasında Türkiye çapında ilk sıralarda... Gelelim bu yazıyı yazmama neden olan Soner Yalçın’ın saptamasına: Hastalığı yeneceğine inanıyor. Doğrudur, ben de inanıyorum. Ortalık ‘kötü adamlar’dan geçilmiyor ve iyi adamlara ihtiyacımız var. Ama Tarık Akan’ın bu savaşı kazanması için bir neden daha var: Yanında, her güçlüğü yenmeye azimli Acun Günay gibi can yoldaşı ve onu sonsuz seven, güzel haberler bekleyen koca bir kitle var...

7 Eylül 2016


Geri