Zeynep Oral Zeynep Oral HakkındaYazılarKitaplarErişim Bilgileri
Yazılar

Yazılar 2016

Yetmez Ama...

“Sözün bittiği an hangisi? Hukukun ayaklar altına alındığı, lime lime çiğnendiği an mı? Siyasal gücün yargı gücüne üstün geldiği; adalete hiç ama hiç güven kalmadığı an mı? Belki de yanlışın, içimizde taa en derinlerde büyüdüğü ve bizleri sonsuz bir çaresizliğe gömdüğü an mı? Gözlerimizin önünde uygulanmakta olan zulme tanık olup hiçbir şey yapamamak mı?

Bana, vazgeçtim yetkililerden, herhangi bir insan, Rektör Prof. Dr.Yücel Aşkın’ın tutukluluk halinin sürmesi için bir neden, geçerli, tutarlı, mantıklı, tek bir neden söyleyebilir mi?”

18 Aralık 2005 tarihli yazım böyle başlıyor ve insan onurunu sorgulamamla Van’da yaşayan dostlardan aldığım yanıtla bitiyordu:
“Van’da öyle bir dinci, gerici, şeriatçı yükseliş var ki, insanlar sindi. Koskoca rektörün başına bunlar geliyorsa, kim bilir benim başıma neler gelir diye, herkes korkudan sus pus olmuş durumda...”

Bilgisayarın nimeti: Bir“tık”ile Prof. Aşkın’a ilişkin tüm yazdıklarımı buluverdim. Dönemin YÖK BaşkanıErdoğan Teziç’in,Türkan Saylan’ın çırpınışları;Mustafa Koç’un Yücel Aşkın’ı ve adaleti savunan demeçleri... Dönemin Başbakanı’nın“Yargıyı etkilemeye teşebbüs, anayasal suç işleniyor!”kükremesini... İhbarcı başbakan olunca, Ankara Başsavcılığı’nın demeç verenler hakkında derhal inceleme başlatmasını...

Ne ilk ne de son

SavcıSarıkaya’nın itirafları getirdi aklımabunları. Yücel Aşkın olayı, FETÖ’cüler için bir eşik atlamaydı... Ardından öteki büyük davalar geldi. Milyonlarca yazı, nice kitaplar yazıldı, tüm uyarılar yapıldı, işe yaramadı.

Bugün yine itirafçılar, ihbarcılar yarışa girmiş durumda... Doğru yanlış, kuru yaş... Ve hepimiz biliyoruz ki bu ne ilk ne de son cadı avı...

İki gündür gazetemizde İstanbul Şehir Tiyatroları’nda sanatçı kıyımını okuyorsunuz. İçlerinden çoğunu neredeyse çocukluklarından beri izliyorum. Tek tutkuları var, o da tiyatro...
Şimdi tiyatrodan uzaklaştırılan sanatçılar için söylenen, yazılan her direniş sözcüğünü, 80’li yıllar boyunca da yazdım ben. Nicelerimiz yazdı. Direndik, kavga ettik, dövüştük, acı çektik, telef olduk. Ama vazgeçmedik. Şimdi aynı şeyleri yeniden yaşıyoruz.
Bu tiyatrocuların en büyük gücü masumiyetleri, yaptıkları işe dört elle sarılmış olmaları. Hepsi bu. Kim ne ister onlardan?!
Tüm muhalifleri“temizleme”yöntemi olacaksa“darbeci”suçlaması, AKP’ye oy vermemiş herkes risk altında demektir.

‘Kandırıldık’ ve özür

ListedeRagıp Yavuz’un da adını görünce anılar labirentimde 12 Eylül faşist darbe günlerine geri döndüm. Bugün“darbeci”diye,
o zaman“darbe karşıtı”diye çekmişti bütün çektiklerini. Faşist mahkemelerde yargılanmış, 1402’lik olarak işinden olmuş, sürgün yaşamış bir tiyatrocu...
“Sosyalistler kolay kolay kandırılamazlar”diyordu son açıklamalarında.
Evet öyle. Devlet büyükleri, hükümetin başındakiler, bakanlar, milletvekilleri, savcılar, hâkimler, kimi yazar ve gazeteciler,“kandırıldık”deyip işi geçiştirmeye çalışabilir. Amayetmez... Özeleştiri de olmalı. Ancak özeleştiri yapılırsa kandırıldıklarına inanabiliriz. Bir de bundan böyle yargıda“taraf olmama”sözü verebilseler...
Eğer akla karanın birbirine karışmaması,“kandırıldık”sözünün bir anlam kazanması, özrün kabulü isteniyorsa yapılacak tek ve ilk şey, hukukun üstünlüğünü sağlamaktır. Siyasete değil, keyfiyete hiç değil; hak, hukuk, adalet, vicdan ve güçler ayrılığına dayalı bir demokratik ve parlamenter sisteme geçmektir.

NOT:

Sevgili Okurlar, ülkemin bunca heyecanlı günler yaşayacağını önceden bilemediğim için en sıcak günlerde en soğuk yere gitmek gibi bir yolculuk düzenlemiştim. Bir haftalık izin rica ediyorum. Dönüşte Norveç fiyortlarını bir de benden dinleyin...

7 Ağustos 2016


Geri