"Elveda Dünya Merhaba Kainat"
Moskova'da önceki gün Fazıl Say'ın "Nazım Oratoryo"suyla başlayan Rusya'daki "Türkiye Kültür Yılı" 21 Aralıkta, bir başka muhteşem buluşmayla Kerem Görsev'in St Petersbourg Senfoni Orkestrasıyla vereceği konserle sona erecek.
Bu ikisi arasında Gülsin Onay'ın, Ayşe Tütüncü'nün klasik ve cazın sınırlarını zorladığı konserler, Tarkan'ın Hermitage meydanındaki Açıkhava konseri, Geleneksel Türk Halk Müziğinin en başarılı yorumcuklarından Türk Dünyası Müzik Topluluğu, sonra Taksim Trio ‘nun konseri... Ara Güler sergisi... Bu ikisi arasında başka keyifli buluşmaLar: Emre Aracı'nın Rus Viva Musica orkestrasıyla buluşması... Kremlin Sarayı'nda Kızıl Ordu Korosu, Mehter Takımı ve Okay Temiz Perküsyon Grubu'nun buluşması ...
Açılış akşamının ilk izlenimlerini dünkü Cumhuriyet'te okuduysanız, kaldığım yerden devam ediyorum:
"Nazım Oratoryosu"nu, bugüne dek Türkiye'nin bir çok yerinde farklı orkestra ve farklı yorumculardan dinledim. (İstanbul, Ankara, Efes ve Aspendos ) Kiminde görkem egemendi, kiminde beste, kiminde şiir, kiminde izleyicinin tepkisi. Her seferinde farklı etkilendim. Bu kez beni en çok etkisine alan duygu: "İşte Nazım, Moskova'ya böyle de gelirmiş!" duygusuydu.
Sanki bütün gece Nazım Hikmetle diz dize, omuz omuza, ele oturup dinledim konseri.
Aşk ve Nefret ilişkisi
Geçen yıl Türkiye'deki "Rus Kültür Yılı", bu yıl Moskova St. Petersburg ve Kazan'da süreyeck Rusya'daki "Türkiye Kültür Yılı" ... Hep ikili ilişkileri geliştirmek yaymak, üçlendirmek için.
Bugüne dek Sovyetlerle olsun Rusya ile olsun ülke ilişkilerinin nasıl aşk ve nefret ilişkisiyle geliştiğini bilirsiniz. Ya bizdensin ya da onlardan yani "vatan haini"..."Yürrrrü Moskova'ya" gibi veciz sloganları unutmadınız herhalde... Ancak soğuk savaş yıllarının en gerilimli anlarında bile devlet politikalarına rağmen aydın sorumluluğunun bilincindeki bireyler, yazarlar, sanatçılar ve kimi sanat kurumları arasında kültürel ilişkiler kesilmedi, kestirip atılamadı.
Açılışta Ertuğrul Günay'ın şu cümlesine dönecek olursam:
"Türkiye'deki talihsiz yıllardan sonra büyük şairimiz Nazım Hikmet on yıl Rusya'da yaşadı, Sizler ona çok iyi baktınız onun için Ruslara çok teşekkür ediyorum!"
İçimden koca bir "Ah!" koptu. Ah evet Sovyetler önceleri çok iyi baktı şairimize. Ancak Stalin dönemi baskıları Nazım üzerinde de öylesine yoğundu ki... "İvan İvanoviç var mıydı Yok muydu" oyunu zaten bunu anlatır. Ama gelin görün ki, "yabancı konuk"un eleştirilerine yer yoktur... Oyun ilk geceden sonra yasaklanır ve bir daha sahnelenemez. Ondan sonraki bir çok oyunu gibi... Son yıllarında Nazım Hikmet'in Moskova'da duramaması, ha bire yolculuklara çıkması biraz da bundan dı!
Bakanın ağzından bu gecikmiş teşekkürü duyunca ister istemez o baskıları düşündüm...
Duygulu anlar
İbrahim Yazıcı'nın yönettiği Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası ile Ankara Devlet Çoksesli Korosu, solistler Genco Erkal, ZuhalOlcay, Güvenç Dağüstün, çocuk solistler Kansu, Sezer ve Dersu... Piyanosunun başında şeytanlıkla meleklik arasında gibip gelen Fazıl Say... Hepsi mükemmeldiler... Beş bölümlük eserde her bölüm, sonunda salondan alkış kopuyordu.
Gümbür gümbür, gürleyen, kükreyen, haykıran müziğin tıpkı Nazım'ın şiirleri gibi ansızın bir fısıltıya, çok içten ve içe dönük bir söyleyişe, ansızın bir çocuğun çaldığı flüt sesine dönüşmesi ... Orkestrayla solistlerin ilişkisi, koroyla bütünleşip ayrılmaları, Genco Erkal'ın söylediğiyle, küçük Kansu'nun sesinin yan yana gelmesi... Orkestrayla Fazıl Say'ın piyanosunun flör etmesi ya da çatışması... Kalabalıklarla solo partisyonların oyunu... Hele bütün bunların o mükemmel akustiği olan o görkemli salonda olağanüstü etkileyiciydi.
İzlediğim bu görkemli şiirin sonunda Nazım'ın "Elveda Dünya, Merhaba kainat" sözü bana biraz daha yakındı. Bu gece, başta Nazım olmak üzere sahnedeki tüm sanatçılar bir kez daha Rusya'dan Kainatı selamlıyordu. Dinleyiciler arasındaki yabancı diplomatların, tekrar tekrar gelip müziğin evrensel dilini, Fazıl Say'ı ve yorumcuları kutlamaları görülecek şeydi!
Konser sırasında dinleyiciler arasından bir hanım sert bir hareketle ön sıralardan kalkıp salonu terk etti. Tam da ABD dolarları ve silah sanayi ve Hiroşima'dan söz edildiği sırada... Rivayet o ki, Amerikan elçiliğinde çalışan bir diplomat hanımmış.
Rusya Bilimler Akademisi'nden Dimitri Vasiyev, Nazım'ı öğrenciliğinde tanımıştı. Konser sonunda Nazım'ı ilk kez Türkçe dinlemenin coşkusunu gözyaşlarını gizlemeye çalışarak anlatıyordu.
Türkolog Svetlana Uturguari'ye göre ise "Nazım'la Türkiye'nin sonsuz bütünleştiğini gösteren bir müzik ve şiir şöleniydi" yaşadığımız gece...
Notlar
-Konser sabahında Fazıl Say ve sanatçılar Nazım Hikmet'in mezarını ziyaret ettiler. Bu Fazıl Say için bir ilkti. "Nazımı Moskova'ya getirmenin mutluluğuna", bu ziyaretin hüznü eklendi....
-Enka'nın görkemli "Müzik Evi" yapısına hayran kaldım: TTA (Thetre Architecs Partnership) firmasının iki ünlü mimarının Yuri Gnedovsky ve Vladimir Krasilnikov'un eseri.
-Gün boyunca ve özellikle de konserde en heyecanlı ve en duygulu insanlardan biri de Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı'nın temsilcisi olarak Moskova'ya açılışa gelen Moris Gabay'dı. "Nazım Moskova'da" sözlerine, Nazım Hikmet Vakgı Moskova'da duygusu katıldı...
-Konserden bir akşam önce Büyük Elçi Kurtuş Taşkent ve eşinin resepsiyonunda Fazıl Say'a güzel bir sürpiz hazırlanmıştı: Vladimir Spiakov Vakfı'nın üstün yetenekli çocuk müzisyenleri, Say'ın kızı için bestelediği "Balad"ı çaldılar. Fazıl da onlara piyanoda eşlik et.
Müzisyen çocuklar konserden sonra yine sanatçıları sarmaladılar.
-Moskova'daki Türkiye Büyükelçik tüm görevlileri ve organizasyonu yüklenen İKSV bu açılış için seferber oldu... Hepsini kutluyorum.
Cumhuriyet- 11 Nisan 2008