Zeynep Oral Zeynep Oral HakkındaYazılarKitaplarErişim Bilgileri
Yazılar
 

Yazılar 2008

"Elveda Dünya Merhaba Kainat"

Moskova'da  önceki gün Fazıl Say'ın "Nazım Oratoryo"suyla başlayan Rusya'daki "Türkiye Kültür Yılı"  21 Aralıkta, bir başka muhteşem buluşmayla  Kerem Görsev'in  St Petersbourg  Senfoni Orkestrasıyla vereceği  konserle sona erecek.

Bu ikisi arasında  Gülsin Onay'ın, Ayşe Tütüncü'nün   klasik ve cazın sınırlarını zorladığı konserler, Tarkan'ın Hermitage meydanındaki Açıkhava konseri,  Geleneksel  Türk Halk  Müziğinin en başarılı yorumcuklarından   Türk Dünyası Müzik Topluluğu,    sonra Taksim Trio ‘nun konseri... Ara Güler sergisi... Bu ikisi arasında    başka keyifli buluşmaLar:   Emre Aracı'nın  Rus Viva Musica  orkestrasıyla buluşması...  Kremlin Sarayı'nda  Kızıl Ordu Korosu, Mehter Takımı ve Okay Temiz Perküsyon Grubu'nun buluşması ... 

Açılış akşamının ilk izlenimlerini dünkü Cumhuriyet'te okuduysanız, kaldığım yerden devam ediyorum:

"Nazım  Oratoryosu"nu, bugüne dek Türkiye'nin bir çok  yerinde farklı orkestra ve farklı yorumculardan dinledim.  (İstanbul, Ankara, Efes ve Aspendos )  Kiminde görkem egemendi, kiminde beste, kiminde şiir, kiminde izleyicinin tepkisi. Her seferinde farklı etkilendim. Bu kez   beni en çok etkisine alan duygu:  "İşte Nazım, Moskova'ya böyle de gelirmiş!" duygusuydu. 

Sanki bütün gece  Nazım Hikmetle diz dize, omuz omuza, ele oturup dinledim konseri.

Aşk ve Nefret ilişkisi

Geçen  yıl  Türkiye'deki  "Rus Kültür Yılı", bu yıl  Moskova St. Petersburg ve Kazan'da süreyeck Rusya'daki "Türkiye Kültür Yılı" ... Hep ikili ilişkileri geliştirmek  yaymak, üçlendirmek için.

Bugüne dek Sovyetlerle olsun Rusya ile olsun  ülke ilişkilerinin nasıl aşk ve nefret ilişkisiyle geliştiğini bilirsiniz. Ya bizdensin ya da  onlardan yani "vatan haini"..."Yürrrrü Moskova'ya" gibi veciz sloganları unutmadınız herhalde... Ancak soğuk savaş yıllarının en gerilimli anlarında bile  devlet  politikalarına rağmen  aydın sorumluluğunun bilincindeki bireyler, yazarlar, sanatçılar ve kimi sanat kurumları arasında kültürel ilişkiler  kesilmedi, kestirip atılamadı.  

Açılışta Ertuğrul Günay'ın şu cümlesine dönecek olursam:

"Türkiye'deki talihsiz yıllardan sonra  büyük şairimiz Nazım Hikmet  on yıl  Rusya'da yaşadı, Sizler ona çok iyi baktınız  onun için Ruslara çok teşekkür ediyorum!"

İçimden koca bir "Ah!" koptu. Ah evet  Sovyetler önceleri çok iyi baktı  şairimize. Ancak  Stalin dönemi baskıları Nazım üzerinde de  öylesine yoğundu ki...  "İvan İvanoviç var mıydı Yok muydu"  oyunu zaten bunu anlatır.   Ama gelin görün ki,  "yabancı konuk"un eleştirilerine yer yoktur... Oyun ilk geceden sonra yasaklanır ve bir daha sahnelenemez.  Ondan sonraki bir çok oyunu gibi... Son yıllarında Nazım Hikmet'in  Moskova'da duramaması, ha bire yolculuklara çıkması   biraz da bundan dı!

Bakanın ağzından  bu gecikmiş teşekkürü duyunca ister istemez o baskıları düşündüm...

Duygulu anlar 

İbrahim Yazıcı'nın  yönettiği Cumhurbaşkanlığı  Senfoni Orkestrası ile Ankara Devlet Çoksesli Korosu, solistler Genco Erkal, ZuhalOlcay, Güvenç Dağüstün,   çocuk solistler Kansu, Sezer ve Dersu... Piyanosunun başında şeytanlıkla meleklik arasında gibip gelen Fazıl Say... Hepsi mükemmeldiler...  Beş bölümlük eserde her bölüm, sonunda salondan alkış kopuyordu.

Gümbür gümbür, gürleyen, kükreyen, haykıran  müziğin  tıpkı Nazım'ın şiirleri gibi ansızın bir fısıltıya, çok içten ve içe dönük  bir söyleyişe, ansızın bir çocuğun çaldığı flüt sesine  dönüşmesi ... Orkestrayla solistlerin  ilişkisi, koroyla bütünleşip ayrılmaları,  Genco Erkal'ın  söylediğiyle, küçük Kansu'nun sesinin  yan yana gelmesi...  Orkestrayla  Fazıl Say'ın piyanosunun flör etmesi ya da çatışması...  Kalabalıklarla solo partisyonların oyunu... Hele  bütün bunların o mükemmel  akustiği olan o görkemli salonda  olağanüstü etkileyiciydi.

İzlediğim bu görkemli şiirin sonunda Nazım'ın "Elveda Dünya, Merhaba kainat" sözü bana biraz daha yakındı.  Bu gece, başta Nazım olmak üzere sahnedeki tüm sanatçılar bir kez daha Rusya'dan Kainatı selamlıyordu. Dinleyiciler arasındaki  yabancı diplomatların, tekrar tekrar gelip  müziğin evrensel dilini, Fazıl Say'ı ve yorumcuları kutlamaları görülecek şeydi!

Konser sırasında  dinleyiciler arasından bir hanım sert bir hareketle  ön sıralardan kalkıp  salonu terk etti. Tam da ABD dolarları ve silah sanayi ve Hiroşima'dan söz edildiği  sırada... Rivayet o ki, Amerikan elçiliğinde çalışan bir diplomat hanımmış.

Rusya Bilimler Akademisi'nden    Dimitri Vasiyev, Nazım'ı öğrenciliğinde tanımıştı. Konser sonunda  Nazım'ı ilk kez Türkçe dinlemenin  coşkusunu gözyaşlarını gizlemeye çalışarak anlatıyordu.

Türkolog Svetlana Uturguari'ye göre ise   "Nazım'la Türkiye'nin sonsuz bütünleştiğini  gösteren bir müzik ve şiir şöleniydi" yaşadığımız gece...

Notlar

-Konser sabahında Fazıl Say ve sanatçılar  Nazım Hikmet'in  mezarını ziyaret ettiler. Bu Fazıl Say için bir ilkti. "Nazımı Moskova'ya getirmenin mutluluğuna",  bu ziyaretin hüznü eklendi....

-Enka'nın görkemli  "Müzik Evi" yapısına hayran kaldım:  TTA (Thetre Architecs Partnership) firmasının   iki ünlü mimarının  Yuri Gnedovsky ve Vladimir Krasilnikov'un  eseri. 

-Gün boyunca  ve özellikle de konserde   en heyecanlı ve en duygulu insanlardan biri de  Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı'nın temsilcisi olarak Moskova'ya açılışa gelen Moris Gabay'dı.  "Nazım Moskova'da" sözlerine, Nazım Hikmet Vakgı Moskova'da duygusu katıldı...

-Konserden bir akşam önce Büyük Elçi  Kurtuş Taşkent ve eşinin resepsiyonunda   Fazıl Say'a güzel bir sürpiz hazırlanmıştı: Vladimir Spiakov Vakfı'nın üstün yetenekli çocuk müzisyenleri,  Say'ın kızı için bestelediği  "Balad"ı çaldılar. Fazıl da onlara piyanoda eşlik et.

Müzisyen çocuklar konserden sonra yine sanatçıları sarmaladılar.

-Moskova'daki Türkiye Büyükelçik tüm görevlileri  ve organizasyonu yüklenen İKSV bu açılış için seferber oldu... Hepsini kutluyorum.   

Cumhuriyet- 11 Nisan 2008

 

     
  Geri  
     
  Zeynep Oral Hakkında Yazılar Kitaplar Erişim Bilgileri