Sıradan Faşizm...
Sıradan faşizm artık zulme dönüştü. Bu hükümet dönüştürdü.
Dünya Basın Özgürlüğü günündeyiz.
Hrant Dink'in öldürülmesi üzerinden 15 ay geçti. Bu ülkenin en değerli gazetecilerinden birini, arkadaşım Hrant Dink'i, salt düşündüğü, düşündüğünü ifade ettiği için öldürdük.
"Ya ülkeyi terk et ya da öldürürüz" seçeneğine mahkum edilen Hırant Dink, terk etmedi ülkesini. Bu ülkede güvercinlere kimsenin dokunmayacağına inanmıştı. Terk etmedi ve 301'in eline verilen silahla sokak ortasında vuruldu!
Katillerin ve azmettirenlerin davası sürdükçe ortaya çıkan rezillikleri hep birlikte görüyoruz. Yinelememe gerek yok. Yargıya, adalete olan saygım, emniyet güçlerine, devlet kurumlarına olan saygım paralanıp un ufak oluyor. Hrant'ın oğlunu bu ülkede barındıramamanın utancına, kızlarının ve eşinin yüzüne bakamama utancı ekleniyor. Yargının faşizminden utanıyorum.
X
Sıradan faşizm artık zulme dönüştü. Bu hükümet dönüştürdü.
1 Mayısta İstanbul'da yaşananlar başka türlü açıklanamaz.
Amaç, Taksim Meydanı'nda gürleyecek toplumsal muhalefeti susturmaktı. O nedenle kenti polis ablukasına aldılar. O nedenle Taksim'i işgal ettiler. O nedenle gaz bombaları, o nedenle coplar, o nedenle basınçlı sular, o nedenle coplar, o nedenle tekmeler, o nedenle zulüm...
AKP İle bu ülkenin demokratikleşme yolunda en büyük adımı attığına inananlar...
AKP sayesinde tabuların yıkılıp artık her konunun sorgulanabileceğini savunanlar...
AKP ile bu ülkenin politik ve ekonomik istikrara kavuştuğunu ileri sürenler... Bu sözde istikrar sayesinde nurlu ufuklara koştuğumuz için bayram yapanlar...
"Demokrasiye kavuştuk" diye zil çalıp oynayanlar...
AKP'nin "demokrasi tutkusunu" anlata anlata bitiremeyen aydınlar, yarı aydınlar, çeyrek aydınlar, aydın geçinenler ...
Çok merak ediyorum :Yaşadığımız şu 1 Mayıs'tan sonra ne düşündüklerini merak ediyorum. Yüzleri kızar mıyor mu, utanmıyorlar mı!
X
Sıradan faşizmin bu ülkeyi ele geçirdiğinin bir işareti de nedir bilir misiniz?
Sanki o 1 Mayıs'ta yaşananlar yaşanmamış gibi yapanlar. Yokmuş, olmamış gibi yapanlar...
Hastaneden içeri, çocukların, hastaların, hasta yakınlarının bulunduğu alana gaz bombası atılmamış gibi... Parti ve sendika binalarına saldırı düzenlenmemiş gibi...Kaldırıma oturan kızlar, tekmelenmemiş gibi... Başını kollarıyla korumaya çalışan genç gazetecinin kolları coplarla kırılmamış gibi yapanlar...O gün tüm esnafın mağdur olduğunu, insanların işkenceden geçirildiğini görmemiş gibi yapanlar...
(Bizim gazetenin köşesinde, görme engelli iki müzisyen, biri çalar öteki söyler, gelen geçenin katkılarıyla yaşamlarını sağlar... Onlar bile geçemedi polis zulmünü, gelemediler her günkü yerlerine!)
Sanki o 1 Mayıs'ta yaşananlar yaşanmamış gibi yapanlar. Yokmuş, olmamış gibi yapanların değer ölçüleri nelerdir?
Başkalarının yüzüne kafasına inen coplardan, tekmelerden, kendi canları acımaz mı? Başkalarının yediği gaz bombalarından kendi ciğerleri yanmaz mı?
İnsan değil mi onlar? Hak ve haksızlıklar üzerine ne düşünürler?
İnsan oldukları, açgözlülüklerini doyuramadıkları, sadece tüketimleri önlendiği engellendiği vakit mi akıllarına gelir?
Ne biçim insan bunlar?
X
Dünya Basın Özgürlüğü günündeyiz.
Bu akşam, Türkiye Yazarlar Sendikası, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ve İletişim Araştırmaları Derneği, düzenledikleri gecede İlhan Selçuk Selçuk ve "basın suçu" gerekçesiyle halen cezaevinde bulunan Gergerli (Adıyaman) gazeteci Hacı Boğatekin'e "Basın Onur Plaketi", Genco Erkal'a ise "Düşünce Özgürlüğüne Emek Verenler Plaketi" veryor. Yaşamları boyunca faşizmin sıradanlaşmasına izin vermeyen üç isim...
Geçen Pazar, TÜYAP İzmir Kitap Fuarı'nda, kucaklaştığım her okur bana İlhan Selçuk'un sağlığını soruyordu. Endişe etmeyin, ondan bu bilgelik, bu sağduyu ve bu yüreklilik oldukça, faşizm onu yenemez diyordum.
TYS, Genco Erkal'ı, Türkiye Yazarlar Sendikası "Onur Üyesi" seçtiğini açıkladı. Bu çok yerinde kararı kutluyorum. Hatırlatmak isterim ki, Genco Erkal sadece usta bir tiyatrocu değil. Yıllar içinde tıpkı "Sivas 93" oyununda olduğu gibi, bir çok oyunu kendi yazdı ve bu yolda da ustalığını ispatladı.
X
Tiyatrodan söz ettim ya... Ah diyorum, keşke size yalnız tiyatrolardan sergilerden müzikden şiirden söz edebilsem. Ama yakama sarılıyor sıradan faşizm ve izin vermiyor.
Yine de bir güzel haber: Uluslar arası İstanbul Tiyatro Festivali'nin bu yılki Onur Ödülü Türkiye'den kime gideceği belli oldu: Gülriz Sururi ve Engin Cezzar'a! Müthiş isabetli ve yerinde bir karar! Onları şimdiden kutluyorum. (Yazısını bir başka güne bırakıyorum. )
Geçen Pazar Hatice Tuncer'in İdil Biret'le yaptığı o enfes röportajı kaçırmadınız umarım! Akbank Sanat'ın 15. yılı kutlama konserinde Brahms valsleri ve şarkılarıyla, Scubert, Scumann ve alkışların dinmemesi üzerine programına kattığı List etutleri ve Bach ezgileriyle "uçurdu dinleyisne ve ertesi gün soluk soluğu Gaziantep'e uçtu. Anadolu'ya ...
X
Bu pazarı şiirsiz bitirmeyelim: Gülten Akın:dan "Savaşı Beklerken"
"Nergisten sorumluyu değilmişim bunu öğrendim / Kar umarsız yağab,ilir, ayaz çıkabilir/ Uzun sürebilir,kötü şeyler olabilir / Nergis uyanmayabilir.
Ne ışgını ne dalı dor ne de tomurcuğu / Aklım kırık, şaşırdı eski beklentilerim / kimyasal korkular, kanlı gecelikler, dalgalı sirenler / Çocukları koyver, bereye gitesler ne yapsalar / Nasılsa füzeler bombalar onları buluyor
Nergisten ben sorumluydum, ışgından ve çocuklardan / Yanlış mı belledim, insan sorumluluktur."
İnsanın sorumluluk olduğunu hepimizin anlayacağı günleri öyle özlüyorum ki...
Cumhuriyet- 4 Mayıs 2008