Zeynep Oral Zeynep Oral HakkındaYazılarKitaplarErişim Bilgileri
Yazılar
 

Yazılar 2008

Dağlarca… Dağlarda Açmış Bir Çocuk Çiçek

Frankfurt’tayım...  Yeryüzünün tüm kitapları, yeryüzünün tüm edebiyatı Frankfurt’ta... “Messe” sözcüğüyle yatıp, “ Buch Messe” sözcükleriyle kalkıyoruz... Kentin sokakları o rengarenk labirenti andıran Türkiye yazılı afişlerle dolu... Fuar alanı  başlı başına bir kent!  Edebiyat ve Kitap İmparatorluğu  Başkenti.

Kimsenin endişesi olmasın.  Türkiye’nin  bu yılki fuarın Onur Konuğu olduğunun herkes fazlasıyla farkında!

Kimsenin endişesi olmasın:  Sık rastlanılan  “kendimizin kendimize propagandası” durumu yok ortada!

Ancak sakın hayallere kapılıp, bugünden yarına bir anda tüm dünya Türk Edebiyatının ne muhteşem olduğunu keşfedecek ve derhal tüm değerli kitaplar yabancı dillere çevrilecek sanmayın. Nasıl ki,  fuarda onur konuğu olmamız yılların çabası sonunda gerçekleştiğiyse, o hayal de  ancak yılların birikimi sonucunda gerçekleşebilir.  Onun ilk koşulu da  açılış konuşmasında  Orhan Pamuk’un  çok isabetli biçimde vurguladığı  edebiyatın önünden , düşüncenin  ve ifadenin önünden tüm yasakların, baskıların, engellerin kalkmasıdır!  

Açılışta Frankfurt’ta değildim.  Ancak açılış konuşmalarını okuyunca , Orhan Pamuk’un konuşmasından sonra Cumhurbaşkanı’nın adeta ona yanıt verircesine söylediklerini  (son yıllarda ne denli geliştiğimiz ve demokratikleştiğimiz vb.)  eşsiz bir ironi ya da mizahi bir kurgu  olarak algılamaktan kendimi alamadım.

Frankfurt Kitap Fuarının ilk günleri sadece dünya yayıncılarına ve yazarlara açık.  Son iki gün ziyaretçilere açılacak. Ancak tüm yan etkinlikler (klasik, caz, geleneksel müzik konserleri, tiyatro, sinema, sergi vb.) herkese açık. Bunların izleyicileri ezici çoğunlukla Almanlar ya da Almanlaşmış 3 kuşak Türk ve Kürt kökenli gençler...

Fuarın ikinci günü bizim oranın dağlarından  kan kırmızı bir karanfil geldi “Buch Messe”deki “Bütün Renkleriyle Türkiye”nin orta yerine düştü... Dağlarcayı yitirdik haberi...

Kökleri derinde bir Çınar

Fazıl Hüsnü Dağlarca’yı  “tanıdığımda” çocuktum…  Evimizin kitaplığında ben doğmadan önce yazdığı şiir kitaplarını bulup okuduğumda, biri bu şiirleri yalnız ama yalnız benim için yazmış sanısına kapıldım… Sanki yalnız benimle konuşuyordu o sayfalarda… Sonradan,  şiirlerini en az benim kadar seven başkalarının da olduğunu öğrendikçe, nasıl da kıskandım…
Sonra zamanla öğrendim ki, şairler hepimizindi…  Bencilliğe, kıskançlığa gerek yoktu! 

Sonra zamanla  “şairler hepimizin”, çaresizlik olmaktan çıktı, mutluluğa dönüştü…

Dağlarca benim için dev bir çınar ağacı ! Cüssesiyle, yüreğiyle , sezgileriyle, zekasıyla, dev bir çınar ağacı…

Kökleri ve belleği toprağın taa en derinlerine kenetlenmiş…  O kökler, hiç ama hiç kurumayan bir kaynaktır… Dalları , hep daha uzağa, daha yükseğe, daha ileriye, daha,  daha , daha uzayıp gidiyor… Tanrım o ne üretkenliktir!  Yaprakları,  sezgileriyle, düşünceleriyle, duygularıyla beslenir, çoğaldıkça çoğalır, haşır haşır birbiriyle fısıldaşır  ve yaşamın her alanını kaplar…

O dev çınarın altında asla ezilmezsiniz, ancak hayran olursunuz… Onun gölgesinde  kendinizi güvende hissedersiniz, rahatlarsınız.  Onun gölgesinde dünyayı kavramaya çalışırsınız. Merak etmeye, anlamaya, öğrenmeye,  sorularınızı çoğaltmaya , yanıt aramaya ve bütün bunlardan tat almaya  başlarsınız…

Dağlarca, Türkçeyle soluk alıp verir. “Türkçem , benim ses bayrağım" diyen odur... “Türkçem bana şiiri söyler. Türkçeyi dinliyorum o kadar, ben bir şey katmıyorum, bana yalnızca Türkçemin söylediğini yazmak kalıyor…Türkçem söylüyor, ben yazıyorum" diyen , odur...

"Her şiirden sonra sana yüz sopa deseler varım. Öyle severim şiir yazmayı, bir türlü doyamam. İki parmak, bir gözüm kalıncaya dek her şeyimi vermeye hazırım şiir için. İki parmak kalem tutmaya, bir göz okuyup yazmaya,” diyen de o…

"Şiir benim yakamı bırakmaz. Geceleri uyutmaz. Şiirsiz üşürüm. Ne giysem üzerime şiirsiz ısınamam..." diyen, yine o.

Şiiri bir bütündür. Tektir. Ona özgüdür. Gürül gürül akan, çağlayan, çoğalan, coşan  bir şiirdir.

En  az sözcüğe, en çok anlamı sığdırma ustasıdır Dağlarca ... Çalışkan, üretken Dağlarca… Konuşur gibi şiir besteleyen Dağlarca… Her daim “aşık” Dağlarca…

Nerden mi çıktı şimdi “aşık Dağlarca?” “Yazma Olayı” adlı şiirini bilmez misiniz?

“Yazarken/ Değdirir gibiyim/ Yüzümü / Senin yüzüne. “
Şiir yazmayı böylesine aşkla bütünleyen kaç dize biliyorsunuz?

İyi ki varsınız

Benim kuşağımın çocukları  Dağlarca’nın şiirleriyle büyümüşlerdi. Şimdi onların çocukları,  torunlarımız da onun şiirleriyle büyüyor…

Bütün bu süreçte, onun  içindeki çocuk hep diri kaldı. Şimdi bize düşen görev, onun eserini  gelecek kuşaklara  her zamankinden daha çok tanıtmak ve sevdirmek... Son zamanlarda ülkemize yamalanmaya çalışılan   etiketlerle değil,  Dağlarca’nın sevdiği, yücelttiği Türkiye’nin  değerlerine  sahip çıkarak bu görevi yerine getirmek...

Dağlarca’yla her buluştuğumuzda, her karşılaştığımızda, her konuştuğumuzda, ben bir bayram havası yaşadım. Ondan hep çok şey öğrendim. Onunla zenginleştim. 

Dünyanın şanslı insanlarından biriyim. Çünkü...  Şöyle anlatayım:
Bir kez, Sevgili Fazıl Hüsnü Dağlarca, yazılarım  üzerine  cömertçe övgüler sıraladıktan sonra,  “Biliyor musunuz , ben dün akşam ne yazdım?”diye sordu… Bilmeme olanak yoktu… Kendi yanıtladı: “Sizin için bir şiir yazdım.”

O sıralarda yitirdiğimiz bir yazar üzerine yazdıklarımı okumuş, etkilenmiş bana şöyle diyordu:

“Ben ölünce benim arkamdan da güzel bir yazı yazacaksınız… Ama ya siz ölünce? Sizi kim yazacak? Ben de hayatta olmayacağıma göre… İşte dün gece , eğer o gün hayatta olabilseydim eğer, yazacağım şiiri şimdiden yazdım... Adı: Sarı Ağıt”

Yaa, işte böyle sevgili okurlar, daha ölmeden, ölümümden sonra yazılmış ağıtım bile var! Üstelik Fazıl Hüsnü Dağlarca tarafından yazılmış!

Sevgili Dağlarca, hayır, sizin ardınızdan güzel bir yazı yazamadım... Ama şu bulunduğum kentte  bütün o renklerin izini sürerken dünya edebiyatının orta yerinde durup, her kıvrımda, her şarkıda, anadilimi ve şiiri bana sevdiren sizin sesinizi   duydum. Ve iyi ki varsınız diye  tanrıya şükrettim.

Cumhuriyet- 17 Ekim 2008

     
  Geri  
     
  Zeynep Oral Hakkında Yazılar Kitaplar Erişim Bilgileri