Zeynep Oral Zeynep Oral HakkındaYazılarKitaplarErişim Bilgileri
Yazılar
 

Yazılar 2008

“Barışın Gelini” sergisi : Sanat ve dayanışma…

Geçen hafta sonu ülkemin milyonlarca rengini, ışığını yansıtan ayna bir kez daha paramparça oldu! Her ayna parçası , üzerine yansıyan ölümün fotoğrafını çoğalttı, çoğalttı, çoğalttı; her cam kırığı daha derine, daha derine saplandı, yürekleri dağladı.

Bir kez daha ateş en çok düştüğü yeri yaktı.  En çok analar ağladı. Ateşin düşmediği yerde sadece sözler vardı. Ve yeni hiçbir şey söylenmedi. Son 25 yıldır söylenmemiş hiçbir şey…

En çok çocuklar öldü. Zaten hep çocuklar ölüyor, gençler ölüyor. İstemeden , zorla yollandıkları yerlerde , gitmeye zorunlu oldukları yerlerde, nedenini bilmeden ama öleceklerini bilerek, “buradan sağ çıkmam” diyerek  ölüyorlar…   Her ölüm daha çok ölüme yol açıyor.  Ölümlerin arkasından herkes konuşuyor, herkes yazıyor. Yeni, söylenmemiş tek şey söylenmiyor, yazılmıyor…

“Her şehit için misilleme olarak bir DTP’linin öldürülmesi” önerisini, “fikir özgürlüğü”  sayan mahkemeler var oldukça,  “Yürüyüş” dergisi sattığı için gözaltına alınıp   Metris Cezaevine götürülen  Engin Ceber adlı gencin  işkenceden öldürülmesine de şaşmamak gerek!

“Yürüyüş” dergisi  yasal bir dergi. Gizli saklı, el altında değil, Sarıyer’de sokakta satıyor… Dergi satışı “suç” olmadığından, “polise mukavemetten” hakkında dosya açılıyor. Gözaltında dayak, sevkedildiği Metris Cezaevinde  tecrit ve dayak… Şimdi hastanede. Beden öldü, ruh öldü, Engin Ceber’in beyin ölümü bekleniyor.  Siz bu satırları okuduğunuzda belki o da  tamamlanmış olur…

Söz, ancak sorguladı mı  üretici olur.   Bu ülkede daha işkencenin yaygınlığını ve sistematik uygulamasını sorgulayamadıktan sonra ...

Ölümün karşısında Sanat

Anladınız: Sözü  değiştiriyorum… Aksi halde “artık hiçbir şey yazmak istemiyorum”  deyip, noktayı koymak gerekecek…

Eğer İstanbul’daysanız   Uluslar arası Plastik Sanatlar Derneği’nin   Maçka Demokrasi  Parkı’nda açtığı “Barışın Gelini” başlıklı sergiyi görün. İstanbul’da değilseniz,  serginin özenle ve aşkla ve coşkuyla hazırlanmış kataloğunu edinmeye bakın…

Türkiye’den ve İtalya’dan 70 kadar sanatçının  katılımıyla  Picca Baca anısına düzenlenen sergi,  çok yönlü, çok katmanlı okumalara  açık.  Resim, heykel, yerleştirme , dijital baskı, video,  farklı teknikler, farklı yöntemler bir arada  yer alırken, sergi  insanı en çok   ölüm karşısında sanatın işlevi üzerine düşündürüyor. 

Anımsayacaksınız: Pippa Bacca... İtalyan  performans sanatçısı...  Yaşamla sanatın en iç içe geçtiği alanda, performans sanatında yeni arayışlar sürdürüyordu...  Şiddete karşı  sözünü söylemek, tavır almak,  dinleyenleri, görenleri uyarmak, savaşı değil barışı konuşmak, dikkatleri bu konulara çekmek  için yola çıkmış bir elçiydi. Kadına düşman,  sanata düşman bir ortamda, yolu kesildi.... Tecavüzcüsü ve katili şu günlerde yargılanıyor.

Ölümün karşısında sanat nasıl  ayakta durabilir? Varlığını nasıl sürdürebilir?  Nasıl sözünü söyleyebilir? Nasıl etkileyici olabilir?  Nasıl güçlenebilir?

Aklımda ve yüreğimde bu sorularla gitmiştim sergiye. Metaller üzerinden renklerle bir yanda “Anadolu Tanrıçaları”(Tomur Atagök), öte yanda yeryüzünün tüm yollarını kaplayan ve mutlak ışığa ulaşacak olan barış duvakları (N.Silivri)… Arada Hüsamettin Koçan’ın  “Sürekli Gelin”i…

Pippa’nın beyaz elbisesinin tüm ceplerine   Akdeniz’in Japon güllerini  ve medyamızın sansasyon avcılığını yerleştiren  İmren Tüzün   Antalya’dan katılımcı.   Pippa’nın beyaz elbisesini,  dünyadan gökyüzün
Burcu Arısoy’un  lavanta kokuları arasındaki  barış düğünü “Davetiye” adlı yerleştirmesiyle  Alberto Casiraghi’nin  kağıt üzerine karışık teknikli resmi bana aynı saflığı,  duruluğu ,  yalınlığı yaşattı. 
Onat Ekin’in  “Utanç Odası”na girdiğimde,  hissettiklerimin yanında “utanç” sözcüğü hafif kaldı. Fotoğraf ve ışığın dili sözcüklerden bin kat güçlüydü.

Örnekleri çoğaltabilirim. Ancak yerim sınırlı.

Çoğalan Sorular

Sergiden ayrılırken, bir yandan sorularım çoğalmıştı, öte yandan da  sanatın, ölüm karşısında nereden nasıl güç alabildiğini  bilmesem bile hisseder olmuştum.

Sanat bu gücü yaratıcılıktan alıyordu her şeyden önce.   Ama bir de dayanışmadan….

Sergiden ayrılırken bir de şunu düşünüyordum: Sanat bizi kolaycılıktan, klilşelerden, basmakalıptan, varsayımdan kurtarıp  çok yönlü düşünmenin yolunu açıyordu.

“Pippa Bacca’nın tecavüz edilip öldürülmesi   dünyanın herhangi bir yerinde olabilirdi. Her ülkede sapıklar  var her ülkede kadınlara yönelik şiddet, tecavüz,  cinayet, katliam var” demek  bir yanda... “Tuh yine dünya aleme rezil olduk” diye hayıflanmak öte yanda...

Bu ikisi arasına sıkışıp kalmaktansa… Benim ülkemde öldürüldü , neden?  diye sormamıza  da yol açıyor bu sergi.

Cumhuriyet- 10 Ekim 2008

     
  Geri  
     
  Zeynep Oral Hakkında Yazılar Kitaplar Erişim Bilgileri