Türkçem, Ses bayrağım...”
Ne zamandır yüreğimi terketmiyor şu birkaç dize:
“Günler ağır / Günler ölüm haberleriyle geliyor./ Düşman haşin / zalim / ve kurnaz.”
Nazım Hikmet’in “Zafere dair” adlı şiirinden dilime, yüreğime takılan dizelerin zaferle falan hiç ilgisi yok... Günlerin ağırlığı adaletin gecikmesinden, yargının siyasallaşmasından ve en çok da artarda gelen bebek ölümlerinden...
Geçen ay Ankara’da 45 bebek... Şimdi İzmir’de 24 saat içinde 14 bebek... Sayılar... Sadece sayılar yetmiyor acıyı , dramı, 21. yüzyılda içine düştüğümüz geriliği , karanlığı anlatmaya... Ne de televizyon programlarına çıkıp, iki reklam, üç piyango, dört göbek havası arasında acılarını dile getirmeye çalışan ailelerin perişanlığı durumumuzu aydınlatıyor. (Yoksa aydınlatıyor mu? ) Umudumuz hurafelere; kalkınmamız sadakaya; “kurtuluşumuz” cemaate bağlı kaldıkça hiç kuşkunuz olmasın daha çoook bebek ölecek!
Evet düşman haşin zalim ve kurnaz!
Düşman, bu zihniyet! Düşman cehalet,eğitimsizlik, gericilik, faşizm! Düşman, sorumluluk alamamak, almamak!
Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası haykırıyor: “ 2005’de Edirne, Manisa, Kayseri’deki bebek ölümlerinin ardından Türk Tabibler Birliği ve Sayıştay raporları uygulansaydı Ankara ve İzmir’deki ölümler yaşanmazdı!” diye.
Siz hiç bu ülkede yanlışlardan ders alındığını gördünüz mü! Bir tek bakanın sorumluluğu üstlenip istifa ettiğini gördünüz mü?
Çalmak çırpmak, yandaşlara çıkar sağlamak, yargıyı oyalamak, yargıyı kendi çıkarların için kullanmak varken şimdi kim uğraşacak bebek ölümleriyle!
Yokluktan, yoksulluktan, yozluktan,yolsuzluktan , cehaletten, bilgisizlikten, eğitimsizlikten, düzensizlikten bebekler ölürken başbakan açıklıyordu: “Bize kriz vurmaz, çünkü bizde yolsuzluk yok” diyordu!
“Günler ağır / Günler ölüm haberleriyle geliyor./ Düşman haşin / zalim / ve kurnaz.”
Benim eşsiz çınar ağacım
Hayır hayır, bütün bunları değil, bugünü yazmalıydım... Bugün Dil bayramı, Türkçe’min bayramı.
26 Eylül 1932’de Mustafa Kemal Atatürk birinci Türk Dil Kurultay’ını toplamıştı.
Ben bu günü Türkçemin ulu çınarı Fazıl Hüsnü Dağlarca ile kutluyorum.
Dağlarca benim için dev bir çınar ağacı ! Cüssesiyle, yüreğiyle , sezgileriyle, zekasıyla, dev bir çınar ağacı…
Kökleri ve belleği toprağın taa en derinlerine kenetlenmiş… O kökler, hiç ama hiç kurumayan bir kaynaktır… Dalları , hep daha uzağa, daha yükseğe, daha ileriye, daha, daha , daha uzayıp gidiyor… Tanrım o ne üretkenliktir! Yaprakları, sezgileriyle, düşünceleriyle, duygularıyla beslenir, çoğaldıkça çoğalır, haşır haşır birbiriyle fısıldaşır ve yaşamın her alanını kaplar…
O dev çınarın altında asla ezilmezsiniz, ancak hayran olursunuz… Onun gölgesinde kendinizi güvende hissedersiniz, rahatlarsınız. Onun gölgesinde dünyayı kavramaya çalışırsınız. Merak etmeye, anlamaya, öğrenmeye, sorularınızı çoğaltmaya , yanıt aramaya ve bütün bunlardan tat almaya başlarsınız…
Dağlarca, Türkçeyle soluk alıp verir.
“Türkçem , benim ses bayrağım" diyen odur...
“Türkçem bana şiiri söyler. Türkçeyi dinliyorum o kadar, ben bir şey katmıyorum, bana yalnızca Türkçemin söylediğini yazmak kalıyor…Türkçem söylüyor, ben yazıyorum" diyen , odur...
"Her şiirden sonra sana yüz sopa deseler varım. Öyle severim şiir yazmayı, bir türlü doyamam. İki parmak, bir gözüm kalıncaya dek her şeyimi vermeye hazırım şiir için. İki parmak kalem tutmaya, bir göz okuyup yazmaya,” diyen de o…
"Şiir benim yakamı bırakmaz. Geceleri uyutmaz. Şiirsiz üşürüm. Ne giysem üzerime şiirsiz ısınamam..." diyen, yine o.
Şiiri bir bütündür. Tektir. Ona özgüdür. Gürül gürül akan, çağlayan, çoğalan, coşan bir şiirdir.
En az sözcüğe, en çok anlamı sığdırma ustasıdır Dağlarca ... Çalışkan, üretken Dağlarca… Konuşur gibi şiir besteleyen Dağlarca… Her daim “aşık” Dağlarca…
Nerden mi çıktı şimdi “aşık Dağlarca?” “Yazma Olayı” adlı şiirini bilmez misiniz?
“Yazarken/ Değdirir gibiyim/ Yüzümü / Senin yüzüne. “
Şiir yazmayı böylesine aşkla bütünleyen kaç dize biliyorsunuz?
Yüceltilmesi gereken değerler
Bu satırları yazdığım sıralarda Dağlarca 9O yaşını çoktan gerilerde bıraktı… Hala üretiyor. Kitaplarının sayısı da, yaşını çoktan geçti.
Benim kuşağımın çocukları Dağlarca’nın şiirleriyle büyümüşlerdi. Şimdi onların çocukları, torunlarımız da onun şiirleriyle büyüyor… Ama bütün bu süreçte, onun içindeki çocuk hep diri kaldı.
Türkçemin de tehdit altında olduğunu bilmez değilim. Ama madem bugün dilimizin bayramı, bu yazıyı sadece olumsuzluklarla sürdürmek istemedim!Bu bir...
Son zamanlarda sık sık tanık olduğum bir nokta var: Yüce değerlerimizi küçültmek, alçaltmak, en azından yok saymak için bir yarıştır gidiyor... Sevgili Leyla Gencer aramızdan ayrıldıktan sonra,içim çok acıyarak bunu yakından yaşadım, gördüm...Mesleğimi sürdürdüğüm sürece, inadım inat, her yazıda mutlak yüceltilmesi gereken değerlerimizden söz edeceğim. Bu da iki!
Cumhuriyet- 26 Eylül 2008