Zeynep Oral Zeynep Oral HakkındaYazılarKitaplarErişim Bilgileri
Yazılar
 

Yazılar 2008

Eylül düşleri, Eylül düşünceleri...

Eylül ayı yaprak dökümü ayı, hüzün ayı. Ruhi Su'yu, Azra Erhad'ı, Bedri Rahmi Eyüboğlu'nu, Yılmaz Güney 'i, Erkan Yücel'i,Ergun Köknar’ı, Kerim Afşar’ı, İlhami Soysal'ı , Mehmet Kemal'i  ve daha nicelerini  (En yakın arkadaşım, canım annemi de) hep bir Eylül rüzgarı aramızdan aldı götürdü...
                                             
Eylül ayı benim için  aynı zamanda hem “6-7 Eylül” olaylarına ve  “12 Eylül” ve tüm çağrışımlarına açık olduğu için öfke ayı! O vahşet dolu şiddet olaylarının da, o faşist darbenin ve sonrasındaki zulmün de hesabını soramamış olmanın utancını içimde büyütmenin ayı... 
                                             
Eylül ayı, Yahya Kemal’in belki de en güzel dizelerini  bana her sonbahar yeniden anımsatan ay: Şaire göre  ilkbaharda "aşinalık , aşk oluverse" de, sonbahar "Bitmez bir özleyiştir, ölümden beter bile."... İşte “Eylül Sonu" şiirinden en sevdiğim dizeler: "Günler kısaldı. Kanlıca'nın ihtiyarları / Bir bir hatırlamakta geçen sonbaharı./ Yalnız bu semti sevmek için ömrümüz kısa... / Yazlar yavaşça bitmese, günler kısalmasa..."
                                               
Günler kısalmaya başladı bile. Ama günler kısalsa bile, şimdi tam da kıyılara varıp, denize girme mevsimidir bence. Kıyılardan  arsız tüketicilerin, kalabalıkların, gürültünün, gösterişin,  sömürgenliğin  çekilmeye başladığı  mevsim... Hani  ünlü “Sonbahar yaprakları” şarkısında söylendiği gibi: Kuru yapraklar kürek kürek ya da yürek yürek toplanır. Anılar ve pişmanlıklar da... ("Gördün mü, unutmadım bana söylediğin şarkıyı... Bize benzeyen şarkıyı...") Ve ... Ve deniz, ve dalgalar kumsalın üzerinden, ayrılmış sevgililerin ayak izlerini siler süpürür. 
                                                           
İşte öyle bir kıyı kasabasında gözlerim , sahil boyunca yürüyen şairi, İlhan Berk’i arıyor. Ama o yok... 
Kimi zaman  “gazeteclik”  adına yapılanlardan müthiş bir utanç duyuyorum! İlhan Berk aramızdan ayrıldıktıktan sonra kimi gazeteler onu magazin  malzemesi yapmaya kalkıştı!  Bugüne dek koca şairin  şiirine tek satır ayırmayanlar , sevgililerinden söz eder oldu!  Bu mu gazetecilik! Yuh olsun! Lütfen! Sevmenizi beklemiyorum, en azından saygılı olun!   İşte bir haftadır bu öfkeyi de içimde büyütüp duruyorum!
                                                        
Orhan Pamuk’un “Masumiyet Müzesi”ni okuyorum... Sular seller gibi  akıp gidiyor. Ayrıntıların zenginliği, nesnelerle çarpıcı ilişki, “cin”likler, “şaşırtmaca”lar... Hayır hayır, sustum...  bitirmeden konuşmayacaktım ama dayanamadım. Zaten bir haftadır tüm medya doğal olarak “Masumiyet Müzesine odaklanmış durumda. İlk yüz bin adet kitap tükenmiş  şimdi ikinci yüzbinde sıra. Artık kimse  “bana Orhan Pamuk okumak zor geliyor” diyemeyecek. Duymuşsunuzdur romanın 3 baş kahramanı var:     Şimdilik  Kemal’in peşine takılıp gidiyorum . Ama doğrusu henüz Füsun ve Sibel’i bulamıyorum...   Nerede şu kadınlar? Umarım yakında bulurum...

 

Cumhuriyet- 7 Eylül 2008

 

     
  Geri  
     
  Zeynep Oral Hakkında Yazılar Kitaplar Erişim Bilgileri