Barış Ne Zaman?
Didim ‘de 13.Barış Şenliği düşleri ve umutları kanatlandırdı...
1 Eylül Dünya barış gününden başlayarak, Türkiye’nin bir çok yerinde barış kavramına yönelik etkinlikler yer aldı, açıklamalar yapıldı, umutlar serpildi, şiddet ve savaş lanetlendi... Şiddeti dışlamak için sadece sözün yeterli olmadığını bile bile bu tür etkinlikleri destekliyorum. Neden mi? Düşleri ve umutları kanatlandırdığı için, özlemlerde yalnız olmadığımızı birbirimize hissettirmek için... Farklı bir dünyanın mümkün olduğuna hala inandığım için... Bu inancımda yalnız olmadığımı bildiğim için ... Bu düşü ve inancı yaymak istediğim için... (İçin’lerin çoğaltabilirim ama gereksiz.)
Bu yıl Didim 13. Barış Şenliğinde Ali Sirmen’le birlikte “Barışın Gerekliliği başlıklı bir panele katıldım. Cumhuriyet Kitaplar’ın desteğiyle bir kitap şenliğine de dönüşen üç günlük “Barış Şenliği”, yukarıda vurguladığım tüm “neden” sorularını yanıtlar nitelikteydi. Beni en çok şaşırtan , hafta içi en sıcak günde saat 4:30’da denize girmek , tatil yapmak ya da çalışmak varken çevreden gelenlerle birlikte milletin , düğün salonunu tıka basa doldurması, tartışmalara katılmasıydı. Üç gün boyunca tüm programlar büyük ilgi görmüştü. En ilgili insan ise hiçbir etkinliği kaçırmayan, şenliğin dinamosu Belediye Başkanı Mümin Kamacı’ydı.
İşte ”Barış ne zaman” başlığı altında konuştuklarımızın bir özeti:
Şiddetin şiddeti doğurduğu, yeryüzünün her zamankinden daha çok kanadığı ve can çekiştiği günümüzde , her üç saniyede bir çocuk ölüyor. Silahlı ya da silahsız çatışmalardan, açlıktan, yokluktan, yoksulluktan ölüyor.
Barış ne zaman mı?
Yeryüzünde yaşayan her insan, ölen her çocuğu, kendi çocuğu yerine koyabildiği zaman…
Şiddetin hızla tırmanması ve savaşların çoğalması, yoğunlaşması ile ekonomik gelir uçurumunun büyümesi arasında gözle görülür, elle tutulur, somut bir ilişki ; çok yakın, dolaysız doğrudan bir bağ olduğuna inanıyorum.
Yeryüzü korkunç bir dengesizlik içinde . Zengini daha zengin, yoksulu daha yoksul kılan bu dengesizlik şiddeti körüklüyor.
Bugün dünya nüfusunun neredeyse yarısı , üç milyar insan, günlük iki doların altındaki kazançla geçinmeye çalışıyor. Bir milyar insanın günlük geliri ise bir doların altında…
Dün açıklanan TÜSİAD raporuna göre Türkiye’nin Batısı , Doğusuna oranla 11 kat daha zengin! (AB ülkelerinde en fazla fark 5 kat)
Barış ne zaman mı?
Yeryüzünde ve Türkiye’de yaşayan her insan bu dengesizliğin ayırımına vardığı ve şiddetle ilişkisini görebildiği zaman…
Bugün dünyada savaşlara ve silahlara dakikada yapılan harcama, kötü beslenen 2 bin çocuğu bir yıl boyunca besleyebilir ;
Bir yılda yapılan harcama, yeryüzünde açlığın kökünü kazıyabilir.
Hangi silaha yatırılan paranın, kaç okul, kaç hastane kurmaya yaradığını artık bilmeyenimiz yok.
Bir denizaltı fiyatına bir üniversite kurulabilir. Birkaç füze, tank fiyatına Afrika’daki açlık önlenebilir.
Ve yine biliyoruz ki :
Bugün dünyadaki toplam silah satışlarının yüzde 75’i yoksul ülkelere yapılıyor.
Bu toplam silah satışının yüzde 86’sı Birleşmiş Milletlerdeki 5 daimî üyeye – yani Fransa, İngiltere, Çin, Rusya ve ABD’ye ait.
Dünya nüfusunun yüzde 20sine sahip olan kuzey, dünyanın doğal kaynaklarının yüzde 80ini kullanıyor.
Dünya nüfusunun yüzde 5ine sahip olan ABD, tüm ham maddelerin yüzde 40’ını tüketiyor.
Barış, ne zaman mı?
Bu gerçekleri altüst edecek politikalar üretebildiğimiz zaman …
Günümüzde silahlı çatışmalarda ölenlerin yüzde 90’ı siviller… Bunların büyük bir çoğunluğu kadınlar ve çocuklar ….Kendi başlatmadığı, katılmadığı, taraf olmadığı, onaylamadığı, karşı çıktığı savaşların ve silahlı çatışmaların başlıca mağdurudur kadınlar... Bedeni, savaş aracı olarak kullanılandır kadın. Erkeklerin savaşında, toplu tecavüzle cezalandırılandır…
Kadın, politik ve ekonomik yapılanmalarda, hükümetlerde, ulusal ya da uluslar arası karar alma mekanizmalarında, dünyanın gelişim ve barış süreçlerinde, güç dengelerinin oluşmasında yeri olmayandır… Kadın, sürekli şiddete maruz kalandır.
Barış, ne zaman mı?
Kadınlar ve kadın bedeni savaş aracı olmaktan çıktığı zaman… Kadın, kendi bedeni üzerinde söz sahibi olduğu zaman...
Benim için “Barış” kavramı sadece savaşın olmaması demek değil. “Barış”, savaşsızlıktan öte bir kavram . Şiddetin her türünü dışlayan, şiddetin her türüne karşı çıkan bir kavram… Sadece fiziksel şiddete değil, sözel şiddette, düşünce şiddete de karşı çıkan bir kavram. Yargısız infaz , geciken adalet, kız çocuklarının çarşafa sokulması, bunların hepsi şiddet olayları!
Öyleyse yeniden vurgulamalıyız:
Barış ne zaman mı?
Eşitsizliğe, her tür ayırımcılığa, sömürüye son verdiğimiz zaman…
Cumhuriyet- 5 Eylül 2008