Hey Millet: Türban Kadın Sorunudur!
İnanılır gibi değil! Türban konusundaki tartışmaları izledikçe, hele hele erkeklerin bu konuda ahkam kesişlerini izledikçe çıldırmamak işten değil!
AKP ve MHP'nin "türban"ı getirdiği yer, benim görüşüme göre ne dinidir, ne de dini vecibeleri yerine getirmekle, bireysel inanç özgürlüğüyle ilgilidir. Hele hele üniversite çağındaki kızların okuma, eğitim hakkıyla; kadınların eşitlik, bağımsızlık, özgürlük yolundaki adımlarıyla hiç ama hiç ilgisi yoktur!
Daha önce de bin kez yazdım: Başı örtülü kızların üniversiteye girip girmemesi kimsenin derdi değil! Onların derdi kendi ideolojilerini ve onun gereği muhafazakar yaşam biçimini dayatmak, etkin kılmak. Onların derdi devlete dini kimlik, dini imaj kazandırmak! Bir kez daha politikalarını kadın üzerinden, kadın bedeni, kadının görüntüsü üzerinden uyguluyorlar.
En korkuncu, bunun bir kadın sorunu, kadın meselesi, kadınların iki kez sömürülmesi, kadınlara karşı çifte ayırımcılık olduğunu fark etmeden, ayırımına varmadan bu politikayı sürdürmeleri!
Okuma yazması olmayan 6 milyon kadın... Her yıl okula yollanmayan 3 milyon kız...
Kadınların işgücüne katılımlarının, erkeklerinkinin üçte biri olması... Kırsal kesimde, tarımda ücretsiz aile işçisi olarak çalışması... (Tarımda kadınların yalnızca yüzde biri kayıtlı)... Hiçbir güvenceleri olamaması...
Her yıl yüzlerce kadının namus, ahlak, töre diye diye öldürülmesi ya da intihara zorlanması...
Daha bunlar gibi kadının nice insan hakları ihlalleri umurlarında değil! Varsa yoksa saç telinin görünmemesi!
Kimi kandırıyorlar? "Kocası iyi kazanıyorsa kadın çalışmamalı" diyen bakanı mı? "Çalışan kadın aldatır! " diye konuşan imamı mı?
Eğer baştan beri bunun bir demokrasi sorunu, kadının insan hakları sorunu olduğu ortaya konsaydı... Bu konuda kadınlara söz hakkı tanınsaydı ... Bugün bu korkunç kutuplaşmayı , amansız düşmanlığı yaşamıyor olurduk!
Başbakan'ın bir zamanlar sözünü ettiği "toplumsal mütabakat" çoktan bir yana atıldı, saflar güç gösterisine, çoğunluk bende yarışına girdi ki, bundan tehlikeli bir şey olamaz!
Türbanlılara düşen görev
Yok çene altından düğüm, çene üstünden düğüm, resimde, şekilde görüldüğü gibi safsataları başı açık olan beni bile aşağılıyor. Ya başı örtülüler ne hissediyordur! Ama artık onlara da bir görev düşüyor:
Önce İslam dinini benimsemiş, din devletlerinde kadınların durumunu görsünler! Sonra kendi ülkelerinde neler yapabileceklerini düşünsünler: Örneğin şu "namus cinayetleri" yaramıza el atabilirler! Kadınların okuma yazma, kızların okula yollanma, iş yaşamında, ayırımcılığa, kadın maaşlarının erkeğinkinin yarısı oluşuna, çalışan kadının kreş sorununa biraz ilgi gösterebilirler.
Ama türban için verdikleri mücadelenin binde birini küçücük yaşta başları bağlanan İmam Hatip'e giden kızların, bu okuldan çıkınca imam olabilmeleri için mücadele edebilirler... Kadınların başı açık da imam olabilmeleri için uğraşabilirler!
Demek istediğim onlar da önce, kadına karşı yapılan ayırımcılığa karşı çıkabilmeliler!
İki hafta önce erkekler kara çarşafa girmeli diye bir öneride bulunmuştum... Kesinlikle alay ya da şaka niyetiyle değil, ayırımcılığa karşı çıkmak adına önermiştim... Gazetemiz, internette (abone olmadan) okunamadığı halde, baktım ki önerim sanal alemde dönüp dolaşıyor... İşte başı örtülüler de dini, inancı artık biraz da kadının giyimi kuşamı değil, erkeğinki üzerinden sorgulamakla işe başlayabilirler!
"Ulak" filmi
"Ulak" filmini izledim ve çok etkilendim. Bu hafta onu yazacaktım ama ülkemin içine düştüğü durum izin vermedi!
Beni en çok etkileyen Çağan Irmak'ın sinema dili ve baştan sona sürdürdüğü bu dilin biçemi oldu. Yarattığı, gerçekleştirdiği atmosfere, masalsı dünyaya baştan sona inandım. Düşle gerçeğin, sözle göze görünenin iç içeliğine; söylenmeyenin, göze gösterilmeyenin varlığına; bunların hepsinin bütünlüğüne hayran kaldım... Hayal edilenin şekillenmesine...
Etkilendim, çünkü "zamansız ve mekansız" diye tanımlansa da film, ben ülkemi gördüm, Anadolu'yu, coğrafyasını, tarihini, toprağını gördüm. Ama aynı zamanda Bedrettin'i, Pir Sultan'ı, Mevlana'yı gördüm...
En çok anlatılan öyküde, ayrıntıların zenginliğine, anlam çokluğuna ve "intikamın", şiddet dışında aranmasına hayran oldum.
Oyuncuların hepsine bir kez daha gönül verdim: Çetin Tekindor, Yetkin Dikinciler elbet, ama Hümeyra ve Şerif Sezer, o iki müthiş kadını yeniden yeniden kucaklamak istedim. Ve bütün çocukları öpmek...
Gönül gözüyle bakmayı öneren, izleyiciyi özgür bırakan filmden sonsuz bir tat aldım. Emeği geçen herkesi kutluyorum.
Cumhuriyet – 3 Şubat 2008