Zeynep Oral Zeynep Oral HakkındaYazılarKitaplarErişim Bilgileri
Yazılar
 

Yazılar 2008

Hey Millet: Türban Kadın Sorunudur!

İnanılır gibi değil!  Türban konusundaki tartışmaları izledikçe, hele hele erkeklerin bu konuda ahkam kesişlerini izledikçe çıldırmamak işten değil!

AKP ve MHP'nin  "türban"ı getirdiği yer, benim görüşüme göre  ne dinidir, ne de dini vecibeleri yerine getirmekle,  bireysel  inanç özgürlüğüyle ilgilidir.  Hele hele üniversite çağındaki kızların  okuma, eğitim hakkıyla; kadınların eşitlik, bağımsızlık, özgürlük  yolundaki adımlarıyla hiç ama hiç ilgisi yoktur!

Daha önce de bin kez yazdım:  Başı örtülü kızların üniversiteye girip girmemesi kimsenin derdi değil! Onların derdi  kendi ideolojilerini  ve onun gereği muhafazakar yaşam biçimini dayatmak, etkin kılmak. Onların derdi  devlete dini kimlik, dini imaj kazandırmak!  Bir kez daha politikalarını kadın üzerinden, kadın bedeni, kadının görüntüsü üzerinden  uyguluyorlar.

En korkuncu, bunun bir kadın sorunu, kadın meselesi, kadınların iki kez sömürülmesi,  kadınlara karşı çifte ayırımcılık olduğunu  fark etmeden, ayırımına varmadan  bu politikayı  sürdürmeleri!  

Okuma yazması olmayan 6 milyon kadın... Her yıl okula yollanmayan 3 milyon kız...

Kadınların işgücüne katılımlarının,   erkeklerinkinin üçte biri olması... Kırsal kesimde, tarımda ücretsiz aile işçisi olarak çalışması... (Tarımda kadınların yalnızca yüzde biri kayıtlı)... Hiçbir güvenceleri olamaması...

Her yıl yüzlerce kadının  namus, ahlak, töre diye diye öldürülmesi ya da intihara zorlanması...

Daha bunlar gibi kadının nice  insan hakları ihlalleri umurlarında değil! Varsa yoksa saç telinin görünmemesi!

Kimi kandırıyorlar? "Kocası iyi kazanıyorsa kadın çalışmamalı" diyen bakanı mı?  "Çalışan kadın aldatır! " diye konuşan imamı mı?

Eğer baştan beri bunun bir demokrasi sorunu, kadının insan hakları sorunu  olduğu ortaya konsaydı...  Bu konuda kadınlara söz  hakkı tanınsaydı ... Bugün bu korkunç kutuplaşmayı , amansız düşmanlığı yaşamıyor olurduk!

Başbakan'ın bir zamanlar sözünü ettiği "toplumsal mütabakat" çoktan bir yana atıldı,  saflar güç gösterisine, çoğunluk bende yarışına girdi ki, bundan tehlikeli bir şey olamaz!

Türbanlılara düşen görev

Yok çene altından düğüm, çene üstünden düğüm, resimde, şekilde görüldüğü gibi  safsataları başı açık olan  beni bile aşağılıyor. Ya başı örtülüler ne hissediyordur!  Ama artık onlara da bir görev düşüyor:

Önce İslam dinini benimsemiş, din devletlerinde kadınların durumunu görsünler!   Sonra kendi ülkelerinde neler yapabileceklerini düşünsünler:  Örneğin  şu "namus cinayetleri" yaramıza el atabilirler!    Kadınların okuma yazma, kızların okula yollanma,  iş yaşamında, ayırımcılığa, kadın maaşlarının erkeğinkinin yarısı oluşuna,   çalışan kadının kreş sorununa biraz ilgi gösterebilirler. 

Ama  türban için verdikleri mücadelenin binde birini   küçücük yaşta başları bağlanan İmam Hatip'e giden kızların,  bu okuldan çıkınca imam olabilmeleri için  mücadele edebilirler... Kadınların başı açık da imam olabilmeleri için  uğraşabilirler!

Demek istediğim onlar da önce, kadına karşı yapılan ayırımcılığa karşı çıkabilmeliler!

İki hafta önce erkekler kara çarşafa girmeli diye bir öneride  bulunmuştum... Kesinlikle alay ya da şaka niyetiyle değil, ayırımcılığa karşı çıkmak adına önermiştim... Gazetemiz,  internette (abone olmadan) okunamadığı halde, baktım ki önerim  sanal  alemde dönüp dolaşıyor...  İşte başı örtülüler de  dini, inancı artık biraz da kadının giyimi kuşamı değil, erkeğinki üzerinden sorgulamakla işe başlayabilirler! 

"Ulak"  filmi

"Ulak"  filmini izledim ve çok etkilendim.   Bu hafta onu yazacaktım ama ülkemin içine düştüğü durum izin vermedi!  

Beni en çok etkileyen Çağan Irmak'ın sinema dili ve baştan sona sürdürdüğü bu dilin  biçemi oldu. Yarattığı,  gerçekleştirdiği atmosfere,  masalsı  dünyaya baştan sona  inandım.  Düşle gerçeğin,  sözle  göze görünenin  iç içeliğine; söylenmeyenin, göze gösterilmeyenin   varlığına; bunların hepsinin   bütünlüğüne  hayran kaldım... Hayal edilenin  şekillenmesine...

Etkilendim, çünkü "zamansız ve mekansız" diye tanımlansa da film, ben ülkemi gördüm, Anadolu'yu, coğrafyasını, tarihini, toprağını gördüm. Ama aynı zamanda Bedrettin'i, Pir Sultan'ı, Mevlana'yı  gördüm... 

En çok  anlatılan öyküde, ayrıntıların zenginliğine, anlam çokluğuna ve   "intikamın", şiddet dışında aranmasına  hayran oldum. 

Oyuncuların hepsine  bir kez daha gönül verdim: Çetin Tekindor, Yetkin  Dikinciler  elbet, ama Hümeyra ve Şerif Sezer, o iki müthiş kadını yeniden yeniden kucaklamak istedim. Ve bütün çocukları öpmek...

Gönül gözüyle bakmayı öneren, izleyiciyi özgür bırakan filmden sonsuz bir tat  aldım. Emeği geçen herkesi kutluyorum.

 

Cumhuriyet – 3 Şubat 2008

 

         


 

     
  Geri  
     
  Zeynep Oral Hakkında Yazılar Kitaplar Erişim Bilgileri