İzmir Kitap Fuarı'na giderken...
Ege kıyılarındayım, Ege yollarındayım... Yazarken yollardayım ama siz bu yazıyı okuduğunuzda hedefe yani İzmir'e çoktan varmış olacağım... TÜYAP İzmir Kitap Fuarı'nın son gününde Hikmet Çetinkaya ve Ege Bölge temsilcimiz Serdar Kızık'la birlikte Cumhuriyet Kitapları standında sizlerle birlikte olacağız....Sohbetlerde, tartışmalarda, düşüncelerde ve düşlerde kucaklaşıyor olacağız ...
İzmir Kitap Fuarı "Ege'de Şiir" teması üzerine kuruldu. Bu yılın onur konuğu Arif Damar.
Yol boyunca, yani İzmir yolu boyunca iki dize var içime yerleşmiş Arif Damar'dan:"Sunu" adlı, iki dizelik bir şiir...
"İlle de görmek için mi beklenir güzel günler / Beklemek de güzel..."
Umutsuzluğa meydan okuyan şiirlerin doruğundandır benim için bu iki dize...Tekrarlayıp duruyorum: ""İlle de görmek için mi beklenir güzel günler / Beklemek de güzel..."
Yol boyunca 80 yaşa meydan okuyan Arif Damar'ın yola ilişkin şiirlerini düşünüyorum: Çok genç yaştan başlayarak adamıştı kendini şiir yoluna, aydınlık bir gelecek yoluna, daha güzel, daha eşitlikçi bir dünya yoluna, toplumun mutluluğu yoluna... Kısacası aydınlık bir yola adamıştı yaşamını ve şiirini...
Ama bu yol boyunca da dünyaya, çevresine "gönül gözüyle" bakmaktan, gönül gözüyle görmekten asla vazgeçmedi. Zaten "Yol gider ah nasıl da..." adlı şiirinde bir güzel anlatır o "Çın çın nasıl da bir aydınlık... hiç beklenmedik bir zamanda, hiç beklenmedik bir yerde..."
Bireyden topluma uzanan yolda bilgi, birikim, eleştiri, sorgulama, tartışma kadar önemli olan gönül gözüyle görebilme yetisinin de önemini nasıl anlatsak ki gönlü yok sayanlara...
Nasıl anlatsak ki... dedim ve yanıtını değilse de, yanıtı aramak için ipucunu yine Arif Damar'ın başka bir şiirinde verdiğini anımsadım:
"Yol yorgunu" şiirinde Aif Damar şöyle sesleniyordu :
"Bana bir türkü öğretsen /Ayın aydınlığında söylesem/Gecenin karanlığında söylesem/Yağmur yağınca söylesem/Toprak uyanınca söylesem/Bana bir türkü öğretsen... Bana bir türkü öğretsen/ Beraber olunca söylesem/Ayrı kalınca söylesem
Seni unutunca söylesem... "Bana bir türkü öğretsen/ Geldiğim yerlere er geç dönebilsem /Sevebilsem her şeyi yeniden sensiz/Sensiz vazgeçebilsem/Gece demesem gündüz demesem
Kimseleri dinlemesem/Hem yürüsem hem söylesem/Hem söylesem hem yürüsem"
BU köşeye sığdırabilmem olanaksız Arif Damar'ın sevdiğim tüm şiirlerini. Siz en iyisi onun kitaplarını alıp okuyun. Ah elbet kitaplarda belki deniz kıyılarından toplamayı, saklamayı, biriktirmeyi sevdiği, boyamayı sevdiği, dostlarına armağan etmeyi sevdiği deniz kabuklarını bulamazsınız ama olsun her şiir denizin ve kıyıların tüm nimetlerini getirip düşlerinize yerleştirebilir yine de...
İzmir'e varmak üzereyim... Doğru Tüyap Kitap Fuarına... Bugün fuarın son günü...
Yolda giderken, İzmir'e giderken, birden kalemin kağıdın ucuna İzmir tutkum takılıverdi..... Uyduruyorum: Kağıt kalem ne gezer! Kucak üstü bilgisayarımda, ekranın ucuna takılçıverdi:
Benim Canım İzmir'im... Ben seni en çok, Şair Eşref'ten, Halit Ziya'ya; Yakup Kadri'den Salah Birsel'e; Necati Cumalı'dan Samim Kocagöz'den, Tarık Dursun K'nın kitaplarından sevdim... Bir de Atilla İlhan'ın şiirlerinden...
Atilla İlhan'ın şiirlerinde Kordon boyu alev alev yanar, Basmane'de ya da Pasaport'ta kadınlar yağmuru durdurur, rüzgarı değiştirirler. "Belki 30'lardan mehtap yorgunluğu İzmir / Körfez'de şerefine donatılmış vapurlar / Nerede ne zaman kaç kere yaşadık /Nasıl bir sevdaysa eskitememiş yıllar / Bitirdiğimiz her şeye yeniden başladık / Dudaklarımızda birbirimizden mısralar"... İşte "Nasıl bir Sevdaysa"... ben öyle sevdalandım İzmir'e.
Belki de ne bileyim Dinçer Sümer'in "İzmir Sevgilim" şiirinde dediği gibi "Belki de adı İzmir bir sevgilidir"...
İşte böyle İzmir'e geldim yol bitmedi...
Cumhuriyet – 27 Nisan 2008