Nasıl Seçim Yapmalı ?
Bugünkü yazımı Başbakanın "baş olmayanlar"dan duyduğu nefreti açık seçik ortaya koyan "Ayaklar baş olunca kıyamet kopar" incisine mi ayırsam... Yoksa yine ülkemizde giderek yaygınlaşan, kadınlara yönelik şiddet, öfke, nefrete mi.... Bu nefretin, tecavüzün ve tacizin gemi azıya aldığı bir ortamda, dünyaya "Türk Modası" diye lanse edilen tesettür defilesinin bence insana, kadına ve erkeğe hakaret niteliğindeki o görüntüleri üzerine mi yazsam... Hele defile sırasında bile namazı kaçırmayan o sakallı erkek izleyicilerin bana neden Dünya Ekonomik Forumunun Raporunu anımsattığını mı yazsam...
(Bu raporda Türkiye, kadınlara en kötü davranan on ülkeden biri)
Hangisini yazsam diye kararsızken... Burası Kültür ve Sanat Sayfası! Tamam yukarıda işaret ettiklerimin hepsi bir kültür sorunu bir zihniyet sorunu! Ama 16. Uluslar arası İstanbul Tiyatro Festivali 15 Mayıs'ta başlıyor. Biletler satışa çıkarıldı.Kİmine yer kalmamış bile!Yurtdışından 8 yabancı topluluk, yurtiçinden 25 yerli prodüksiyon, 80 kadar gösteri! İmdaaaat! Nasıl seçim yapmalı? Hangisini görmeli? Sence en iyileri hangileri? Neyi mutlak görmeli, kaçırmamamalı?
Son zamanlarda herkesten en çok duyduğum sözler, sorular bunlar!
Millet kolaycılığa bayılıyor! Bir reçete, bir sıralama, en çok satanlar listesi istiyor. Kendi değil başkası onun için seçim yapsın istiyor! Öyle iş yok! Hem bence festivallerin en büyük keyfi, kendi birikimlerinize göre seçiminizi yaparken risk almak, ve keşiflerde bulunmak ...
Yerli prodüksiyonlarda sonsuzluk
Bu yılki tiyatro festivalinin bir özelliği, Türkiye'deki tiyatro ve performans sanatının ne denli geniş bir yelpazeye yayıldığını ortaya koyması.Sosuzluğa giden çeşni bolluğu, farklı türler, farklı yöntemler, farklı analizler, farklı söylemler, farklı sesler, renkler... Kısacası bunca farklılığı bir arada izleyebilmek müthiş bir şans! (Yurt dışından birçok eleştirmen geliyor Türkiye'deki tiyatronun "vitrinini" görebilmek için.)
Sayısız başvuru arasından, proje üzerinden festivale seçilen yerli prodüksiyonların kimi ünlü topluluklar,ünlü sanatçılarımızın imzasını taşıyor, kimi de bugüne dek belki de adını duymadığınız kadar genç sanatçıların... .Ancak kepsi heyecan verici ve tiyatro sanatının sınırlarını zorlayan, bu sanatı sorgulayan çalışmalar.
Daha proje bazında bu çalışmaları incelerken, şöyle demekten kendimi alamıyordum: Bugün genç sanatçılardan bunca farklı tiyatro-dans- performans uygulamaları çıkabiliyorsa, bunda İstanbul Tiyatro Festivalinin etkisi büyüktü: İki yönlü etki: 1) Yıllardır, "başka türlü de" tiyatro yapılabileceğini dünyadan getirttiği örneklerle göstermek .2) "Başka türlü de tiyatro yapmak isteyenlere olanak sağlamak...
Bu yıl insan hakları teması var festivalde. İNsan Hakları Bildirgesinin 80. yılını kutluyoruz. Genco Erkal ve Dostlar Tiyatros'nun "Sivas ‘93"ü sunuluyor. Henüz görmemiş olanınınız varsa, kaçirilmayacak fırsat... Yeri gelmişken belirtmeden geçemeyeceğim: Afife Jale Ödüllerinde bu oyuna, toplulluğa "cesaretlerinden dolayı" Mansiyon verilmesi düşüncesizlik, bilgisizlik ve gafillikti. Çok ayıptı. Ancak bence daha da büyük ayıp, (başka şeyler dememek için ‘ayıp'diyorum) ödül gecesinde Dostlar Tiyatrosu'nunve Fazıl Say'ın ödülü almadığının açıklanmamasıydı. Hele Fazıl Say'ın sanki adaylardan biriymiş ve kazanamamış gibi gösterilmesiydi. Yalnız sanata ve sanatçıya değil, insana ve insan yaşamına saygısızlıktı.
Yabancılarda yıldız egemenliği
Almanya, Danimarka, Fransa, Hırvatistan, İtalya ve Litvanya'dan gelen toplulukların arasında benim yollarım bugüne dek üçüyle kesişti. Üçü de tiyatro ve dans dünyasının yıldızları.
Fanny Ardant, simnemadan da tanıdığınız Fransız yıldız. Beni hiç düş kırıklığına uğratmamış, bir başka "yıldızın" Margaret Duras'nın "Ölüm Hastalığı" öyküsünde neden uğratsın ki!
Ancak bu yılın en görkemli dünya "yıldızı" William Forsythe! Onu Avignon Fesivallerinden biliyorum. ne zaman izlesem gişe önünde uzayan kuyrukları, kapıların kırıldığını unutmuyorum: Amerikalı sanatçı, Joffrey Ballet ve "American Ballet Thetare"'dan yetişme, Balanchine ve Martha Graham teknikleriyle pişmiş ama sonra yelken açtığı Almanya'da Frankfurt Balesi'yle kendine özgü doğaçlama teknikleriyle dans dilini yenilemiş bir sanatçı!
Forsythe, koreografilerinde çağdaş görsel sanatlardan, mimariden yararlanıyor, daha doğrusu plastik sanatlarla ve tüm öteki sanatlarla örneğin sinemayla da içiçe yoğuruyor. Onun dans tiyatrosu Pina Bauch'unkinden çok farklı, enstelasyon ağırlıklı... İstanbul'da sunacağı "İnsan Yazıyor", İnsan Haklarına adanmış. Topluluğun 60 dansçısı, tüm engellere karşın İnsan Hakları Bildirgesini yeniden yeniden yazmaya çalışacak beden diliyle... İnsan hakları ihlallerinin bunca yaygın olduğu bir dünyada Forsythe ve dansçılarının işi zor! İyi ki varlar!
Benim hayran olduğum üçüncü yıldız ise Eimus Nekrosius! Yine İstanbul Tiyatro Festivalinde Litvanyalı yönetmenden iki yıl önce Othello'yu seyrettiyseniz, onu anımsamamanız imkansız! Benim ondan bir de "Hamlet " seyretmişliğim var. "Avrupa Tiyatro Ödülleri"ne bir ek yapılmış ve "Tiyatro'da Yeni Gerçekler Ödülü" konmuştu... BU ödülü kazanan Eimus Nekrosius'du. Ve Taormina Festivalinde "Hamlet'i sunuyordu. Hamlet'in iç hesaplaşması kadar, Nekrosius'un şiddeti sorgulayışı da sonsuz etkileyiciydi.
Nekrosius'un ve topluluğu Meno Fortas'ınn İstanbul'da sunacağı "Faust"un bu yıl İtalya'da "Übü Ödülü"nü aldığını hatırlatayım.
Ve bir son dakika haberi: Her yıl Uluslar arası İstanbul Tiyatro Festivalinde biri yerli biri yabancıya verilen Odur Ödüllerinden birini bu yıl Eimus Nekrosius alacak!
Size şimdiden iyi seçimler!
Not- Sevgili Okurlar. Pazar günü TÜYAP İzmir Kitap Fuar'ında Hem "Hem Kadın Olmak, İnsan Olmak" başlıklı konuşmam hem de imza günüm var. Yolunuz düşerse beklerim....
Cumhuriyet- 25 Nisan 2008