Zeynep Oral Zeynep Oral HakkındaYazılarKitaplarErişim Bilgileri
Yazılar
 

Yazılar 2007


Füreya : Öncülük... Çağdaşlık... Cömertlik...

Dün gece rüyamda rengarenk bir cümbüşün içindeydim. Kuşlarla balıklar kolkola dolaşıyor, evler ağaçlar insanlar sarmaş dolaş yaşıyordu... En çok çaçaron bir kuşla, dili uzun bir balığın sesi çıkıyordu.... Gökkuşağının tüm ışığını kanatlarına toplamıştı Kuş. Deniz dibinin tüm renklerini pullarında biriktirmişti Balık...

Kulak kabarttım:"Bende Hititlerin bilgeliği ; Eski Yunan'ın ve Selçukluların azameti, Bizans'ın gizleri, Kütahya, Çanakkale ve İznik'den esen rüzgarın gücü, Girit'in alçakgönüllülüğü, Paris sanat ortamlarının kışkırtıcılığı var" diyordu kuş.

"Onlar bende de var" diye böbürlendikten sonra balık, şöyle ekliyordu:

"Benim toprağıma su katan eller, beni çamurdan, kilden yoğuran eller, beni biçimlendirip pişiren eller, bana renk ve ışık veren eller, yaşama ve yaptığı işe tutkulu ellerdi...”

Sabaha dek sürdürdüler sohbetlerini... Evleri çiçek açan, kapıları pencereleri arasından yaşam geçen bir dünyadaydım... Sonunda balık gökyüzüne, kuş denizlere doğru yol almaya başlayınca, (bu kadarı da fazla artık!) uyanıverdim...

Uyanır uyanmaz defterime baktım. 25 Ağustos... On yıl önce bugün yitirmiştik çağdaş sanatçı, seramik ustası Füreya’yı...

Öncü niteliği

Günümüzün gençlerinin kaçı bilir bu değerli sanatçımızı? Eserlerini görmüşler midir? Kimi yapıların cephelerinde onun çizgilerini renklerini tanımışlar mıdır? Bilemiyorum... İçlerinden ilgi duyanlar, belki de Ayşe Kulin’in romanlaştırdığı yaşam öyküsünü “Füreya” kitabını okumuştur... Bilemiyorum... Ama benim bir görevim de ülkemizde çok ender ve çok zor yetişen değerleri gündemde tutmak , paylaşmak, yaymak olduğuna göre...

Füreya Koral (1910-1997) Şakir Paşa Ailesi’nin bir üyesi olmak gibi bir ayrıcalığa sahipti. Sadrazam büyük amca (Cevdet Paşa), yazar, tarihçi dede (Şakir Paşa) Ressam teyzeler Fahrünisa Zeid ve Aliye Berger, yazar dayı (Halikarnas Balıkçısı Cevat Şakir) , tüm fertleri birkaç dil konuşan, birkaç müzik aleti çalan, kültürle , edebiyatla, güzel sanatlarla beslenen bir aile...Bu köşeye sığmayacak bir yaşam öyküsünün başlangıcı...

Füreya’nın “kader”ini değiştirecek olan verem hastalığıdır. Verem tedavisi için İsviçre’ye gittiğinde, (37 yaşındadır ve ikinci evliliğini Kılıç Ali’yle yapmıştır o sıralar) sanatoryumda çamuru keşfeder , çamur tutkuya dönüşür ve seçimini yapar...Bundan böyle seramik sanatı tüm yaşamı, tüm yaşamı seramik sanatı olacaktı. Yaşamıyla tutkusunu birbirinden asla ayırmayacaktı.

Arkadaşım Füreya ile sayısız konuşmalarımızdan birinde şöyle demişti: “Seramiği seçmeye karar verdiğim an, hiç taviz vermemeye karar vermiştim.”

İşte onu bu sanat alanında öncü kılan özellikler bu kararla derinlere kök salmaya başladı. Seçtiği alanda eğitimini tamamladıktan sonra çamura, kile, kendi gizini, kendi özgün yorumunu kattı. Araştırarak, kendini sınayarak, kendiyle yarışarak, her tür süslemeden kaçarak ve kaçınarak, kendi sesini bulmaya, kendi soluğunu kile katmaya çalıştı ve başardı.

Yaşamı, dünyası, çalışmasıydı, üretimiydi... Sanatını, kucakladığı dünyayı ifade etme biçimine dönüştürdü.

1958 ‘de Ahmet Hamdi Tanpınar, onun için şöyle yazıyordu:
"Daha ilk tecrübelerinden itibaren seramiği başka iklimlere taşımaya çalıştı. Bu sayede seramik eserlere ilk işaretimizde piştikleri ateşin karşısında hizmetimize koşan uysal cariyeler olmaktan kurtuldu. Bu ateş kızları şimdi büyük resmin ve heykelin gururuyla bize geliyorlar. Tabak gibi, fincan gibi hususi bir iş görenler bile bizimle bir sevgili nazıyla, edasıyla konuşuyorlar."

Özgünlük ve tutku

Füreya Anadolu uygarlıklarından , bu topraklardaki kültür birikiminden çok etkilendi. Özümsediği köklerle, bilimin ilmin yenilikleri ve çağdaş düşünce arasında bir senteze yöneldi. Bunlara seramik tutkusunu, çamurla kille “oynama” sevgisini aşkını kattı.
Geçirdiği tüm evrelerde , ele aldığı tekniği, içeriği,yöntemi, düşünceyi, formu ya da rengi sevdi... Sevmek, bilinçli seçimlerin doğal sonucuydu. Sevmek, belli başlı seçimlerin nedeniydi.

Yaşamı ve sanatı bir bütündü. Yaşama biçimiyle, düşünce biçimi bir bütündü... İç dünyasıyla dış dünyası bir bütündü... Gücü ve sevgisi bir bütündü... Yerelliği ile evrenselliği bir bütündü. Tarih bilinciyle çağdaşlığı bir bütündü... Ve bu bütünlük onun ellerini özgür kıldı.

Füreya örnek olmakla kalmadı, kendinden sonra gelenlere yolu açtı. Bilgisini, birikimini, deneyimlerini cömertçe sundu . Sayısız öğrenci yetiştirdi (İlk aklıma gelenler Alev Ebuzziya ve Bingül Başarır)
Füreya farklı sanat dalları arasında köprüler kurdu. Seramik sanatını mimariyle bütünledi. Duvar panolarını, üç boyutlu heykellere dönüştürdü. Sanatını "süs" olmaktan çıkarıp, çalışmasını cömertçe, sokaklara, yapılara , panolara, insanlara sundu.

Tek rengin zorlamalarını, kullandığı malzemenin tüm olanaklarını araştırdı... Araştırmalarını kültür birikimiyle besledi. Sürekli ürettiği yıllar içerisinde çizgileri, formları, renkleri değişti ama sürekliliği değişmedi. Mükemmele ulaşmaya çalışırken, kendi özgün çizgisini hep sürdürdü.

O çizgide , dünden bugüne,bugünden yarına, gelenekten geleceğe bir yol çizdi. Sapmaları, kırılmaları olmayan, araştırarak, kendine sorarak, sorulara yanıt arayarak, deneyerek, yanılarak, doğruyu bularak, kendisiyle hesaplaşarak o yolda ilerledi.

Çok uzun yıllar boyunca onun çok yakınında olma şansını yakaladım. Ve hep ama hep onun çağdaşlığına, bütünlüğü kollayışına, sürekliliğine ve cömertliğine tanık oldum. Bir de dostluğuna...

Ne mutlu bize ki, yaşamımızdan, kültürümüzden, birikimlerimizden Füreya geçti.

Cumhuriyet - 24 Ağustos 2007

 

     
  Geri  
     
  Zeynep Oral Hakkında Yazılar Kitaplar Erişim Bilgileri