Emin Çölaşan… Bekir Coşkun… Sindirme ve bileme...
“Emin Çölaşan’ın işine son verilmesi münferit bir olay değil, rejime yönelik sindirme operasyonunun bir parçasıdır.” İki gün önce Ali Sirmen’in yaptığı bu saptamaya katılmamak olanaksız.
Emin Çölaşan bugünkü hükümet için çok “tehlikeliydi.” Herhangi bir muhalif değildi. Eleştirmekle , karşı çıkmakla kalmıyor, ülkedeki dinci yapılanmayı, rejim tehditlerini belgelerle ortaya koyuyordu.
Kanıtları tek tek gözler önüne seriyordu.
Zamanlama...İşten çıkarılmasının zamanlaması da çok önemli...
Belki daha önce söylenebilenlere artık tahammül yoktu. Artık... yani seçimden sonra, yani her iki kişiden biri AKP’ye oy verdikten sonra, yani artık biz güçlüyüz, millet bizi istiyor, cumhuriyet ilkelerini yok sayabiliriz, istersek din devleti de oluruz biz çoğunluktayız düşüncesi yerleştikten sonra...
Ah nasıl anlatmalı? Demokrasinin , çoğunluğun isteklerinin , geri kalanlara dayatması demek olmadığını nasıl anlatmalı...
Çevremde çok insan Emin Çölaşanın son yazısı neydi diye sorup duruyor. (Herkes Hürriyet okumuyor...) Özetliyeyim:
Emin Çölaşan’ın “Vay Vay Vay’ başlıklı yazısı İslamcı bir derginin yayınlarını gündeme getiriyor, “İstanbul Valiliği, Savcılığı, Emniyet ve öteki makamların gözü önünde , hem de Müslümanlık adına bu yayınların yapıldığını vurguluyor ve “Devlet var mı?” diye soruyordu.
Seçim sonrası bu dergilerin iki kapağı şöyle: Birinde , Anıtkabir’e kilit vurulmuş ve altı ok Atatürk’ün mezarından ceset olarak çıkarılıyor. Üzerindeki yazıda “Millet, laikliği ve Kemalizmi Sandığa gömdü” diyor... Bir sonraki kapakta ise altı ok şöyle tanımlanıyor: “1. Dinsizlik , 2. Halk Düşmanlığı, 3.Fahişelik - ibnelik, 4.Ayyaşlık - Hırsızlık, 5.Batıcılık - Hayvanlık, 6.Vatan Hainliği. Üzerindeki yazı “Küfür Ocağı’ndan Kurtulmaya az kaldı” diyor... (Artık içindeki yazılardaki Cumhuriyet rejimime küfürleri yazmıyorum!)
Emin Çölaşan’ın Hürriyet’teki son yazısı böyle... Ertesi gün Bekir Coşkun’un “Kürek Mahkumları” yazısını gözyaşları içinde okuyorum. Dayan , asıl küreklere, o “Aydınlık Ülkeye”, şeriatçıların, tarikatların, laik cumhuriyet düşmanlarının karanlığa sürüklemelerini asla kabul edemeyeceğimiz ,Mustafa Kemal’in memleketine kürekleri çekmeye devam diye haykırıyorum. İçimden bin kez yalnız değilsin diyorum...
Ama bu arada, Emin Çölaşan’ın o son yazıda vurguladığı olayın sonrasını bilmek istiyorum. “Devlet var mı?” sorusunun yanıtını bekliyorum. İlgili merciler o yazıdan sonra ne yaptılar, o dergilere ilişkin ne gibi uygulama, önlem aldılar Yalnız öteki gazetelerin değil asıl Hürriyet’in bu işin takipçisi olması gerektiğine inanıyorum. ( Gülümsediğinizi görür gibiyim...Çok mu naif, çok mu hayalciyim?)
Emin Çölaşan’a yolun açık olsun derken, bu “sindirme” hareketinin, aydınlık bir Türkiye için “bilenmeye” yol açacağını umuyorum.
X
Şu son günlerde büyük ve renkli gazetelerde bol bol modacıların, berberlerin “yeni” ve “modern” türban bağlama yöntemleri çarşaf çarşaf yer alıyor. Çankaya’da “hanımların başları” nasıl olsunmuş diye bir araştırmadır gidiyor... (Biliyorsunuz bir kesim “kadın” kelimesini kullanmıyor, ya Hanım ya Bayan diyor, kadın lafı ayıp ya da günahmış gibi...)
Ağlamakla gülmek arasında gidip gelirken siyasetin yine kadınlar üzerinden yapıldığını görmemek için kör olmak gerek... Anlaşılan, Atatürk devrrimleriyle sürekli kavga halinde olan AKP’nin “uzlaşma, uzlaşma” dediği mesele şimdilik modacıların ve berberlerin elinde... Top artık onlarda...
Seçim sürecinde ve seçim akşamı Erdoğan’ın yaptığı konuşmada vurguladığı “uzlaşma” düşüncesinin çoktan rafa kalktığını hep birlikte gördük.
Türbanın, baş örtüsünün değil türbanın, politik İslam’ın simgesi olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Abdullah Gül’ün Çankaya yolculuğuyla, bu simge Devletin başına oturtulacaktır.
Hani laik devlette dini simge olamazdı? Uzlaşma dedikleri bu mu?
Cumhuriyet - 19 Ağustos 2007
|