Zeynep Oral Zeynep Oral HakkındaYazılarKitaplarErişim Bilgileri
Yazılar
 

Yazılar 2007


Savaş Dinçel…

.Bayramdı… Sevinçli, umutlu, neşeli falan olmak gerekiyordu… Ama gelin görün sokaklar kan…Sokaklar  boyu akan kurban kanı, orada burada akan   başka kanlara karıştı…

Bayramdı… Sevinçli, umutlu, neşeli falan olmak gerekiyordu.  Ama olunamıyordu işte…

Bayramın birinci günü  hepimizi can evinden vurdu  Savaş Dinçel’in ölüm haberi…

Bayramın İkinci günü, Harbiye, Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu’nda, Savaş  Dincel’i sahneden uğurluyorduk…

Sevginin, saygının ve acının  egemenliğindeki o törende bir ara,  salonun en gerisinden, önümüzdeki sahneye  yanan bir mum  taşındı ve  sahnede yanan diğer mumların yanına yerleştirdi. Bir tiyatro geleneği... Kayan her yıldız için, sahnede  yanan bir mum…  Karanlıkta  bir ışık…  Mumu sahneye taşıyan  Savaş Dincel’in bin yıllık arkadaşı, meslektaşı  Aliye Uzunatağan’dı…

Ağzına dek dolu tiyatro salonunda, izleyiciler arasından sahneye doğru ilerleyen o mum ışığına kenetlenmiş gözlerim, yalnızca onu görüyordu.  Onu sahnede izlediğim sayısız rolde görüyordum. Taa en eskilerden "Buzlar Çözülmeden" den  "Sacco ve Vanzetti"ye; "Vişne Bahçesi"’nden  "Müfettiş"e….  Onu Haldun Taner oyunlarında görüyordum: "Keşanlı Ali Destanı", "Gözlerimi Kaparım Vazifemi yaparım" ve "Sersem Kocanın Kurnaz Karısı"nda… Ama en çok   o ışıkta Sait Faik öykülerini,  "Meraklısı için öyle bir hikaye"yi  görüyordum….

Tiyatro salonunu ve sahneyi aydınlatan o ışıkta,  yeteneğini, bilgisini, birikimini, kuşaktan kuşağa aktaran, öğrenci yetiştiren, cömert mi cömert bir insanı, öğretmen Savaş Dinçel’i  görüyordum…

Sahneye doğru ilerleyen o ışık, genzimi yakmaya,  boğazımda düğümlenmeye başladığında biliyorum, gözümün önüne yerleşen o fotoğraftı. O fotoğraf, "Çizgilerle Nazım Hikmet" Kitabının arka kapağındaki  fotoğraftı.  İki çocuk, iki genç,  Müjdat ve Savaş,  birinin önünde eski bir daktilo, ötekinin önünde  kağıtlar, çini mürekkep ve  fırçalar  … İkisi de en masum, en saf, ama aynı zamanda en afacan, en haşarı, en muzip  halleriyle, suç ortaklıklarını  ve yaramazlıklarını gizlemeye çalışarak bakmışlar objektife. 1978’de yayınlanmış Oğuz Akkan’ın Cem Yayınevi’nde…  Müjdat Gezen’in yazdığı, Savaş Dinçel 'in çizdiği, resimlediği kitabın arka kapağındaki  o fotoğraf …

Sahneye ilerleyen o mum ışığında  Savaş Dinçel’in  ustalığını,  çalışkanlığını emeğe verdiği değeri  görüyorum.

Sahneye ilerleyen o mum ışığında,  Savaş Dinçel’in aydın sorumluluğunu görüyorum. En çok en çok  her geçen gün daha çok özlemini duyduğum, sanatçının muhalif tutumunu, muhalif duruşunu  görüyorum.  Korkmadan sürdürdüğü karşı çıkışları görüyorum.

Sahneye ilerleyen o mum ışığında, sevgiyi,  çevresine gösterdiği saygıyı, daha güzel  bir dünya özlemini,  azmi, mücadeleyi, umudunu  görüyorum.

Aliye Uzunatağan’ın taşıdığı mum, artık sahnede… Öteki yanan mumlar arasında, karanlığın içinden aydınlatmayı sürdürüyor.

Onunla son karşılaşmamızdaki konuşmamızı anımsıyorum. Birkaç ay önceydi.  Ben ona övücü bir şeyler söylemeye çalışıyordum ki, beni durdurdu. "Beni bırak, sen Barış’ın yaptıklarına bak" diye bana oğlunu anlatmaya başladı.   Oğlu sahne tasarımcısı  Barış Dinçel’in çalışmalarını zaten biliyor ve çok başarılı buluyordum. Ama Savaş’ın gözlerindeki o parıltıyı, o kıvancı, o sevinci, biraz daha  izleyebilmek için  bıraktım, anlatsın!

Sahnedeki mumlar yanmayı sürdürüyor … Sahneden biz ölümlü izleyicilere eşsiz bir  aydınlık, bir dost sıcaklığı yayılıyor…

Ailesine, tüm yakınlarına, tüm sevenlerine sabırlar diliyorum…

Cumhuriyet-23  Aralık 2007

         


 

     
  Geri  
     
  Zeynep Oral Hakkında Yazılar Kitaplar Erişim Bilgileri